Yeni
Ana Sayfa » Hukuk tarihi » Misak-ı Milli Kararları
Misak-ı Milli Kararları
Misak-ı Milli Kararları

Misak-ı Milli Kararları

Misak-ı Milli, Milli Misak, Milli Yemin ve Ulusal Ant anlamına gelmektedir. Kurtuluş Savaşının 19 Mayıs 1919 tarihinde başlaması ile birlikte Anadolu’da yapılan kongrelerden sonra 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuş, yeni bir devletin kurulacağı herkes tarafından anlaşılmıştır. Bu süreçte, 1876 yılında Osmanlı Devletinin yasama organı olarak kurulan, İstanbul’da varlığı devam eden ve son toplantısını 28 Ocak 1920 tarihinde yapan Meclis-i Mebûsan tarafından altı maddelik bir siyasi bildiri oy birliği ile kabul edilmiş ve 17 Şubat 1920 tarihinde ilan edilmiştir.

Misak-ı Milli Orijinal Metni

Meclisi Mebusan, Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra 21 Aralık 1918 tarihinde Padişah Vahdettin tarafından, feshedilmiş, yeni seçimler yapılmış ve son Osmanlı Meclisi 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgalinden hemen sonra 11 Nisan 1920’de resmen kapatılmış, 23 Nisan 1923 tarihinde TBMM açılmıştır. Misak-ı Milli’nin ilanı Osmanlı Meclisinin kapatılışını hızlandırmış, Meclis-i Mebusan’nın kapatılması ise TBMM’nin kuruluşuna meşru zemin hazırlamıştır.

Misak-ı Milli’nin Kabulü ve İlanı

Misak-ı Milli Bildirisi Ahd-i Millî Beyannâmesi adıyla kabul ve ilan edilmiş, Misak-ı Milli şeklinde kısaltılarak anılmış; Türkiye Cumhuriyeti’nin kara ve deniz sınırları önemli oranda bildiri doğrultusunda oluşmuştur. Bildiri, Osmanlı Meclisinde kabul edilmiş olmasına karşın Anadolu’da toplanan Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresinde alınan kararlardan etkilenmiştir. Sivas Kongresinden sonra Osmanlı Padişahı genel seçim kararı almış; 1919 yılı Kasım ayında yapılan seçimlerde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin adayları seçimi kazanmış; Meclisi Mebusan’ın yeni üyeleri Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti ile yaptıkları görüşmeler sonucunda Misak-ı Milli metnini hazırlamışlardır.

Misak-ı Milli Beyannamesi – Türk Tarih Kurumu

Meclis-i Mebusan, Ocak ayında çalışmaya başlamış, Mondros Antlaşması hükümlerinin ve Anadolu’daki kurtuluş hareketinin etkisi altında tek ve önemli gündem maddesi olarak görüştüğü Ahd-ı Millî Beyannamesi’ni kapalı oturumda oy birliği ile kabul etmiş ve beyannameyi bütün dünya parlamentolarına ve basına açıklamıştır. Ankara’da hazırlanan 8 maddelik metin, İstanbul’da 6 madde olarak ilan edilmiş, bazı değişiklikler meydana gelmiştir. Beyannameye ilişkin görüşme ve toplantı kayıtları ile tutanaklar Meclis-i Mebusan kayıtlarında bulunmamaktadır. 

Misak- Milli, kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasında tarihsel öneme sahip bir bildiridir. Bildiri ile hedeflenen topraklardan Batum Livası, Musul Bölgesi, Hatay bölgesi ve Batı Trakya bölgesi sınırların dışında kalmış; Hatay, 1939 yılında Türkiye’ye dahil olabilmiş, Batı Trakya’da yapılması öngörülen halk oylamasının yapılması mümkün olmamıştır.

Türk Tarih Kurumu – Misak-ı Milli Haritası
Misak-ı Milli Beyanname Metni 

Aşağıda imzaları bulunan Osmanlı Millet Meclisi (Meclisi Mebusan) üyeleri, Devletin bağımsızlığının ve ulusun geleceğinin, haklı ve sürekli bir barışa kavuşmak için katlanabilecek özverinin en fazlasını gösteren aşağıdaki ilkelere eksiksiz uyulmasıyla sağlanabileceğini ve bu ilkeler dışında sağlam bir Osmanlı Saltanatı ve toplumunun varlığının sürdürülmesinin olanak dışı bulunduğunu kabul ederek, şunları onaylamışlardır:

Madde 1

Osmanlı Devletinin, özellikle Arap çoğunluğunun yerleşmiş olduğu, 30 Ekim 1918 günkü Silah Birakışımı [Mondros Mütarekesi] yapıldığı sırada, düşman Ordularının işgali altında kalan kesimlerinin [o sırada Hatay ve Musul bölgesi Türk egemenliği altında idi] geleceğinin, halklarının serbestçe açıklayacakları oy uyarınca belirlenmesi gerekir; sözkonusu Silah Bırakışımı çizgisi içinde, din, soy ve amaç birliği bakımlarından birbirine bağlı olan, karşılıklı saygı ve özveri duyguları besleyen soy ve toplum ilişkileri ile çevrelerinin koşullarına saygılı Osmanlı-İslam çoğunluğunun yerleşmiş bulunduğu kesimlerin tümü, ister bir eylem, ister bir hükümle olsun, hiç bir nedenle, birbirinden ayrılamayacak bir bütündür.

Madde 2

Halkı, özgürlüğe kavuşunca, oylarıyla Anavatana katılmış olan üç İl [Elviye-i Selase yani Kars, Ardahan ve Batum Livaları] için gerekirse yeniden halkın serbest oyuna başvurulmasını kabul ederiz

Madde 3

Türkiye ile yapılacak barışa değin ertelenen Batı Trakya’nın hukuksal durumunun belirlenmesi de, halkının özgürce açıklayacağı oya göre olmalıdır.

Madde 4

İslam Halifeliğinin ve Yüce Saltanatın merkezi ve Osmanlı Hükümetinin başkenti olan İstanbul kenti ile Marmara Denizinin güvenliği her türlü tehlikeden uzak tutulmalıdır. Bu ilke saklı kalmak koşulu ile; Akdeniz ve Karadeniz Boğazlarının dünya ticaret ve ulaşımına açılması konusunda, bizimle birlikte, öteki tüm Devletlerin oybirliği ile verecekleri karar geçerlidir.

Madde 5

Müttefik Devletler ile düşmanları ve onların kimi ortakları arasında yapılan andlaşmalardaki ilkeler çerçevesinde, azınlıkların hakları, komşu ülkelerdeki Müslüman halkların da özdeş haklardan yararlanması umudu ile, bizce de benimsenip güvence altına alınacaktır.

Madde 6

Ulusal ve ekonomik gelişmemize olanak bulunması ve, daha çağdaş biçimde, düzenli bir yönetimle işlerin yürütülmesini başarmak için; her devlet gibi, bizim de gelişmemiz koşullarının sağlanmasında, bütünüyle bağımsızlığa ve özgürlüğe kavuşmamız ana ilkesi varlık ve geleceğimizin temelidir. Bu nedenle siyasal, yargısal, parasal vb. alanlarda gelişmemizi önleyici sınırlamalara [Kapitülasyonlar] karşıyız. Saptanacak borçlarımızın ödenmesi koşulları da bu ilkelere aykırı olmayacaktır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 24 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Miller Meclisinde yaptığı konuşmada Misak-ı Milli ile belirlenen sınırlar hakkında söyledikleri
‘’Millet bütün maksadında maddi ve hakiki düşünmek ve ancak kuvvet ve kudretiyle temin edeceği hususat üzerinde kendisine yeni bir hudut çizmek üzere idi. İşte kongre (Erzurum) bu hududu çizmiştir. Bir hududu milli çizmiştir.
Bu hududu milliyi suhuletle ipka için demiştir ki, mütarakenamenin imza olunduğu 30 Teşrinievvel 334 (30 Ekim 1918) tarihinde çizdiği hudud, hududumuz olacaktır.
Bu hududu ihtimal teferruatı ile bilmeyen arkadaşlarımız vardır. Yeniden fazla teferruata girmek istemediğim için şu suretle izahat vereceğim:
Şark hududuna elviyei selaseyi (Üç şehir/Kars-Batum-Ardahan) dahil ederek tasavvur buyurunuz. Garp hududu Edirne’de bildiğiniz gibi geçiyor.
En büyük ıebeddülat (değişim) cenup (güney) hududunda olmuştur.
Cenup hududu, İskenderun cenubundan başlar. Haleple Katime arasından Cerablus köprüsüne münteha olur (ulaşır) bir hat ve şark parçasında da Musul vilayeti, Süleymaniye ve Kerkük havalisi ve bu iki mıntıkayı yekdiğerine kalbeden (bağlayan) hat.
Efendiler bu hudud, sırf askeri mülahazat ile çizilmiş bir hudud değildir, hududu millidir. Hududu milli olmak üzere tespit edilmiştir.’’

Hakkında hukukbook

Bunu okudunuz mu?

Türkiye Bilimler Akademisi

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA),  Türkiye’nin tüm bilim alanlarını kapsamak üzere kurulan ilk özerk ve ulusal akademisi …