Ana Sayfa / Evrensel Hukuk Metinleri / Silahlı Çatışma ve Savaş Hukuku

Silahlı Çatışma ve Savaş Hukuku

Silahlı Çatışma ve Savaş Hukuku, savaşan tarafların uyması gereken kuralların uluslararası hukuk ve uluslararası toplum tarafından belirlenmesi ile oluşmuştur.

Sırbistan-Bosna Hersek arasındaki çatışmalarda yaşananlar savaş suçuna tipik örnektir.

Silahlı Çatışma ve Savaş Hukuku, uyuşmazlıkları çözmeyi yada savaşı önlemeyi hedeflememekte, dünyanın gerçeği olan silahlı çatışma halinde insani dramları azaltmayı, çatışmadan kaynaklı acıları azaltmayı, sivilleri ve asgari insan hakları standartlarını korumayı amaçlamaktadır.

Savaş Hukukunun konusu, savaş ilanı, savaş esirlerine ilişkin davranışlar, ayrımcılık ve savaşın gerekçesi ile orantılı silah ve şiddet kullanımını içermektedir. Kitle imha silahlarının kullanımı ve gereksiz şiddet modern uluslararası hukukun kesin olarak yasakladığı davranışlardır.

Irak Eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin
Silahlı Çatışma ve Savaş Hukuku

Savaş Hukuku ile Silahlı Çatışma hukuku birbiri ile eş anlamlı değildir. Geleneksel anlamda savaş, en az iki devlet arasında yapılan silahlı çatışmaları kastederken Silahlı Çatışma kavramı düzenli devletlerin yaptığı savaşın dışındaki çatışmaları hukuki düzlemde değerlendirmeyi öngörmektedir. Silahlı Çatışma Hukuku daha üst bir kavramdır ve silah kullanan tarafların herhangi bir devlet olmasını gerektirmeye iç çatışmaları da kapsamaktadır. Birleşmiş Milletler literatürü de bu kavramı desteklemekte, Silahlı çatışmalar hukukuna ilişkin kaynakların da Uluslararası Adalet Divanı Statüsünde belirtilen uluslararası antlaşmalar, teamüller, hukukun genel ilkeleri, mahkeme kararları ve evrensel insan hakları belgeleri silahlı Çatışma Hukukunun ilkelerini belirlemektedir.

Dünyanın var olduğu günden bu yana savaşan tarafları bir takım ahlaki kuralları uyma gereği düşünülmüş, savaşta olan tarafların dahi uyması gereken ortak normlar hakkında fikirler ileri sürülmüştür. Aynı bölgede bulunan toplumların birbirlerine benzeyen bir takım davranış biçimleri ve savaşta da olsa uydukları bir takım kurallar olmuştur. Bu kurallardan bazıları dinsel kaynaklı bazıları da o bölgeye özgü kültürel ögelerden kaynaklıdır. Savaş sırasında yaralıların karşı tarafa teslimi yada tedavisi gibi davranışlar birçok bölgede yaygın olarak uygulanmıştır.

Savaş Hukukuna dair bir ilk olan 1864 Cenevre Sözleşmesi

Modern Uluslararası hukukun önemli konularından biri olan Savaş Hukukuna dair ilk adımlardan biri 22 Ağustos 1864 tarihinde 16 Avrupa devleti tarafından Cenevre’de imzalanan ‘Kara Ordularına Mensup Yaralı ve Hastaların Durumlarının İyileştirilmesine İlişkin Sözleşme’dir.

İkinci Dünya Savaşına kadar olan dönemde imzalanan sözleşmeler
  1. Korsanlığın kaldırılması, deniz kuşatmalarının fiili olması, tarafsız gemilerdeki düşman eşyasının ve düşman gemilerindeki tarafsız eşyanın savaş kaçağı olmadıkça müsadere edilmemesine ilişkin 16 Nisan 1856 tarihli Paris Deniz Hukuku Beyannamesi,
  2. 22 Ağustos 1864 tarihinde Cenevre’de imzalanan Savaş Alanında Yaralıların Durumunun İyileştirilmesi Sözleşmesi
  3. 1864 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nin deniz savaşlarında da geçerli olmasına dair 1868 tarihli La Haye Sözleşmesi,
  4. Savaş yöntem ve araçlarını ilk defa düzenleyen 22 Ağustos 1868 tarihli Saint-Petersburg Sözleşmesi,
  5. Savaşlarda patlayıcı ve yangın çıkarıcı maddelerin kullanılmasını yasaklayan 11 Aralık 1868 tarihli Saint-Petersbourg Sözleşmesi,
  6. Tarafsızların savaş zamanındaki yükümlülüklerini öngören ve korsanlık ve denizlerdeki haydutluğu yasaklayan 7 Mayıs 1871 tarihli Washington Sözleşmesi
  7. Kara savaşının kurallarını düzenleyen 29 Temmuz 1899 tarihli La Haye Sözleşmeleri: Kara Savaşının Yasa ve Teamüllerine Dair Sözleşme ve Deniz Savaşı Kurallarını Düzenleyen Cenevre Sözleşme
  8. Savaşta hastane gemilerinin devlet yararına konulmuş bütün vergi ve harçlardan muaf tutulmasına dair 21 Aralık 1904 tarihli La Haye Sözleşmesi
  9. Savaştaki hasta ve yaralıların durumlarının iyileştirilmesine dair 6 Temmuz 1906 tarihli Cenevre Sözleşmesi
  10. 10 ve 18 Ekim 1907 tarihli La Haye Sözleşmeleri
  11. Londra Deniz Konferansı’nın 26 Şubat 1909 tarihli Son Protokolü ve Deklarasyonu
  12. Uluslararası Zoralım Mahkemesi’nin Kurulmasına Dair Sözleşme’ye Ek 19 Eylül 1910 tarihli Protokol
  13. Savaşta zararlı gazların ve denizaltıların kullanılmasının yasaklanmasına dair 6 Şubat 1922 tarihli Washington Sözleşmesi
  14. 17 Haziran 1925 tarihli kimya ve bakteri savaşının yasaklanmasına dair Cenevre Protokolü,
  15. Deniz savaşında tarafsızlığa dair 20 Şubat 1928 tarihli Havana Sözleşmesi,
  16. 27 Temmuz 1929 tarihli savaş esirleri, savaş alanında bulunan orduların yaralıları ve hastalarının durumlarının düzeltilmesi hakkındaki Cenevre Nihai Senedi ve Sözleşmeleri,
  17. Denizaltı savaşına dair 22 Nisan 1930 tarihli Londra Deniz Sözleşmesi,
  18. Tarihsel eserlerin, sanat kurumları ve bilimsel yapıtların korunmasına dair 15 Nisan 1935 tarihli Washington Sözleşmesi,
  19. Denizaltı gemilerinin savaş kurallarına dair 6 Kasım 1936 tarihli Londra Protokolü
  20. 14 Eylül 1937 tarihli Nyon Mutabakatı ve 17 Eylül 1937 tarihli bu mutabakata ek Cenevre Sözleşmesi

Savaş Sonrası Dönem

Savaş hukukunu düzenlemeye çalışan sözleşmelerin birçoğu ve özellikle kara savaşının yasa ve teamüllerine ilişkin 1907 La Haye Sözleşmesi her iki dünya savaşında da uygulanmamıştır.

İkinci Dünya savaşından sonra kurulan Nürmberg Mahkemesinden bir kare

Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşlarında yaşanan acılardan alınan dersler sonucunda 1949 yılında imzalanan ve dört sözleşmeden oluşan Cenevre Sözleşmeleri silahlı çatışmaların tümünü ölçüt alarak hazırlanmış ve savaşta insancıl davranışların standartlarını belirleyen en önemli metin olmuştur. Çatışmalara katılmayan sivillerin korunması kapsamında İnsancıl Hukuk kavramı ortaya çıkmıştır.

Atom Bombasından sonra Japonya
İkinci Dünya Savaşından sonra oryaya çıkan yeni statüye göre Silahlı Çatışma ve Savaş Hukuku’nun ihlali sayılan davranış biçimleri şunlardır:
  • Doğrudan sivil nüfusa, sivil eşyalarına, insani yardıma ya da barış koruyucu misyonların yanı sıra sağlayacağı önceden tahmin edilen somut ve doğrudan doğruya askeri avantaja oranla aşırı bir şekilde sivil hedeflere zarar vereceği ya da sivilleri yaralayacağı ya da rastlantısal olarak can kaybına yol açacağı bilinen saldırılar da dahil olmak üzere sivillere yönelik yasaklanmış saldırılar;
  • Kızılhaç ve Kızılay amblemlerini taşıyan binalara, malzemelere, tıp birimlerine, ulaşım araçlarına ve kişilere karşı saldırılar
  • Askeri hedef olmayan din, eğitim, sanat, bilim ya da hayır amaçlarıyla kullanılan binalara, tarihi anıtlara ve hastanelere saldırılar
  • Teslim olmuş askerleri öldürmek ya da yaralamak
  • Uzuv keserek fiziksel olarak sakat bırakmak
  • Kişinin ölüme sebebiyet verecek ya da onun sağlığını ciddi biçimde tehlikeye atacak tıbbi ya da bilimsel deneyler gerçekleştirmek
  • Kişinin onuruna yönelik saldırı, özellikle de onur kırıcı ve aşağılayıcı muamele
  • Tecavüz ve cinsel şiddetin diğer biçimleri
  • Rehin almak
  • Kasten insan öldürmek
  • Yağma ve gasp
  • İnsanları kalkan olarak kullanmak, savunmasız kişilere zarar vermek
  • Ateşkes bayrağını, BM ya da düşman işaretini ya da Kızılhaç ve Kızılay amblemlerini kötüye kullanmak
  • Düşman mülklerini yağmalamak, yok etmek ya da zapt etmek
  • Zehir ya da zehirli silahlar, belirli gazları, vücutta parçalanan kurşunları ve yapılacak bir değişiklikle tüzüğe eklenecek diğer silahlar gibi yasaklanmış silahları kullanmak;
  • Bir savaş yöntemi olarak sivilleri kasten aç bırakmak
  • Silahlı kuvvetlere 15 yaşından küçük çocukları almak ya da onları silahlı çatışmalara aktif bir şekilde katarak kullanmak
  • İşgalciler tarafından işgal ettikleri topraklara kendi sivil nüfuslarının dolaylı olarak ya da doğrudan transferi
  • İşgal edilen toprakların nüfusunun tamamının veya bir parçasının sınır dışı edilmesi ya da transferi
  • Düşman vatandaşlarının yasal haklarını kaldırma ya da askıya alma ya da onları kendi ülkelerine karşı askeri operasyonlara katılmaya zorlamak
Lahey’de yargılanan Radovan Karaciç

Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi,  2004 yılında “Devlet dışı aktörlerin nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar ve bunları atma vasıtalarını üretme, sahip olma, satın alma, geliştirme, nakletme veya kullanımını yasaklayan etkili yasaların çıkartılması  ve nükleer tesislerin güvenlik önlemlerinin alınması” yönünde 1540 sayılı kararını almıştır.

Silahlı Çatışma ve Savaş Hukuku kapsamında Türkiye’nin Taraf Olduğu Bazı Sözleşmeler

Kitle İmha Silahlarının yayılma riskinin yüksek olduğu bölgelere yakın bir konumda bulunan Türkiye, BM Güvenlik Konseyinin nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar ile bunların fırlatma vasıtalarının yayılmasının önlenmesine ilişkin 1540 sayılı Kararını desteklemiştir.

Kimyasal Silahların Önlenmesi Sözleşmesi (CWC)’nin yedinci maddesi kapsamında 5564 sayılı “Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması ve Kullanımının Yasaklanması Hakkında Kanun” 14 Aralık 2006 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilmiş ve 21 Aralık 2006 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) 1979 ve Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması’na (CTBT) 2000 yılında, Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ne 1997 yılında, Biyolojik Silahlar Sözleşmesi’ne 1974 yılından bu yana taraftır. Türkiye, 1996 yılında konvansiyonel silahlar ve çift kullanımlı malzeme ve teknolojinin ihracat denetimlerine ilişkin Wassenaar Düzenlemesi’nin kurucu üyeleri arasında yer almıştır.

Türkiye, Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi’ne 1997 yılında katılmış, 1999’da Zangger Komitesi’ne, 2000 yılında ise Nükleer Tedarikçiler Grubu ile kimyasal ve biyolojik maddelerin dışsatımının kontrolü alanında faaliyet gösteren Avustralya Grubu’na üye olmuş, 25-26 Kasım 2002 tarihli Balistik Füze Yayılmasına Karşı Lahey Davranış İlkeleri Rehberini (HCOC) tanımıştır.

Hakkında hukukbook

Bunu okudunuz mu?

Giorgio Agamben

Giorgio Agamben 22 Nisan 1942 tarihinde İtalya’nın Roma kentinde doğmuş, hukuk ve felsefe eğitimi almıştır.  …