Yeni
Ana Sayfa » Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi » Socrates Scholasticus/Konstantinopolisli Socrates

Socrates Scholasticus/Konstantinopolisli Socrates

Socrates Scholasticus/Konstantinopolisli Socrates, tahminen 380-440 yılları arasında yaşamış ünlü bir tarihçi, hukukçu ve bilgindir. Yaklaşık olarak 380 yılında Konstantinopolis’te  doğmuştur. Ölüm tarihi tam olarak bilinmemektedir ancak 440 yılında ölmüş olabileceği varsayılmaktadır. 

En önemli eseri Historia Ecclesiastica “Kilise Tarihi” isimli kitaptır.

İstanbul’da hukukçu ve din bilgini olan Socrates, Kilise Ta rihi isimli eserinde Kayseri’li Eusebius’tan görevi devralıp 305’ten 439’a kadar geçen dini olayları anlatmaktadır. Eserlerinden, kiliseye ait olduğu ve ruhban sınıfından olduğu anlaşılmaktadır. Historia ecclesiastica (“Ecclesiastical History”), 305’den 439’a kadar olan Hıristiyanlık tarihi için vazgeçilmez bir bilgi kaynağıdır. Kitap daha sonra lerinden alıntılar ile ortaçağ Latin kilisesinin bilgisinin önemli bir bölümünü sağlamıştır. Socrates, kilise öyküsü yazan ilk tanınmış bilgindir.

Socrates Scholasticus/Konstantinopolisli Socrates, M.Ö. 470-399 yılları arasında yaşamış olan Klasik Yunan Filozofu Socrates ile karıştırılmamalıdır.

MS 326 yılında, İmparator I.Constantin, Roma’nın entrikalarından kurtulabilmek amacıyla Roma İmparatorluğu’nun merkezini doğuya kaydırmak istemiş ve Constantinopol’ü yani İstanbul’u kurmuş, bir süre sonra da Hıristiyanlığı kabul etmiştir. Paganlarla Hıristiyanların kavgası bu döneme tesadüf etmektedir ve bu kavga 5. yüzyıla taşmıştır. Yahudilerin ve Yunan paganlarının etkin oldukları İskenderiye de bu kavgadan payını fazlasıyla almıştır. İşte bu nedenledir ki Sokrates’in öğretmenleri, saldırılardan kaçarak İstanbul’a gelen papazlar Helladius ve Ammonius’tur. İstanbul dışında Paphlagonia ve Kıbrıs’ı da gezmiştir.

Historia Ecclesiastica (“Kilise Tarihi”) ‘da İskenderiyeli Hypatia‘nın ölümü şöyle anlatılmaktadır:

“…Hypatia’nın sık sık Vali Orestus ile görüşmesi Hristiyanların hoşuna gitmiyordu. Hypatia’nın, Vali Orestus ile Piskopos Cyril’in uzlaşmasını engellemeye çalıştığı düşünülüyordu. Böyle düşünen bir grup bağnaz, Peter adındaki çete liderleri ile birlikte Hypatia’nın evinin önünde pusuya yattılar ve onu beklemeye başladılar. Hypatia eve geldiğinde ise onu kaçırıp Caesareum adındaki bir kiliseye götürdükten sonra tamamen soydular. Ardından onu taşlayarak öldürdüler. Daha sonra Hypatia’nın parçalanmış bedenini alıp Cinaron adındaki bir yerde yaktılar.”

Socrates, Arius’un ölümünü ise şöyle anlatmıştır:

“Günlerden cumartesiydi ve Arius, ertesi gün Kilise ile bir araya gelmeyi bekliyordu: fakat ilahi intikam işlediği suçların karşılığını aldı. Kendisini koruma gibi saran Eusebius taraflarlarından oluşan kalabalık ile ahalinin dikkatini de çekerek şehrin ortasından zafer yürüyüşü ile geçerek İmparatorluk sarayına gitmeye başladı. Som mermer sütunun dikili olduğu Konstantin meydanına yaklaştığında, Arius’un pişmanlığa düşmüş bilincinden bağırsakları şiddetle yumuşatan bir dehşet ortaya çıktı: O, kendi yakınında uygun bir yer aradı ve Konstantin meydanına geri yöneldi, oraya doğru hızlandı. Kısa bir süre sonra pislikle beraber bağırsaklarının dışarı çıkmasıyla üzerine bir baygınlık geldi, onu mebzul bir kanama izledi ve ince bağırsağı düştü: üstelik dalak ve karaciğerinin parçaları iç kanama ile dağıldı böylece nerdeyse öldü. Bu felaket sahnesinin yaşandığı yeri, daha önce söylediğim gibi revaklardaki bu kanlı yeri; Konstantinopolis’te sonraları da insanlar gidip, parmakları ile gösteriyorlardı, bu olağandışı ölüm, ebedi bir hatıra olarak kaldı.”

Hakkında hukukbook

Bunu okudunuz mu?

Türkiye Bilimler Akademisi

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA),  Türkiye’nin tüm bilim alanlarını kapsamak üzere kurulan ilk özerk ve ulusal akademisi …