Ana Sayfa / Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi / Yargıya Felsefeyle Bakmak
Yargıya Felsefeyle Bakmak

Yargıya Felsefeyle Bakmak

Yargıya Felsefeyle Bakmak, Kurtul Gülenç ve Özlem Duva tarafından yayına hazırlanmıştır. Kitap, yargı kavramını, yargının statüsünü ve bu statünün belirli bir biçimde konumlandırılmasından kaynaklanan teorik ve pratik sorunları tartışmaya açan bir çalışmadır.

Yargıya Felsefeyle Bakmak isimli eser Cogito Dizisinden çıkmıştır. Kitap, yargı ve yargı yetisi kavramlarını, insan, din, dil, bilgi, etik, politika, estetik, hukuk gibi felsefenin farklı disiplinleri ve problemlerinden yola çıkarak ele almaktadır. Yargı kavramının tüm boyutlarıyla tartışıldığı eserin yazarları Uluğ Nutku, Yasin Ceylan, R. Levent Aysever, Mehmet Ali Sarı, Devrim Sezer, Hakan Çörekçioğlu, Metin Bal, Murat Satıcı ve Kemal Şahin’dir.

Yargıya Felsefeyle Bakmak-Yapı Kredi Yayınları
Yargıya Felsefeyle Bakmak – İçindekiler 

Yargı ve İnsan    : Yargı ve Ölçü / Uluğ Nutku

Yargı ve Din      : İnanç ve Düşünce / Yasin Ceylan

Yargı ve Dil       : Bir Söz Edimi Olarak Yargı Edimi / R. Levent Aysever

Yargı ve Bilgi     : Düşünce, Dil ve Dünya Arasında Bir Kesişim: Yargı / Mehmet Ali Sarı

Yargı ve Etik      : İtiraz, Tartışma, Demokrasi: Arendt’te Yargı Yetisinin Etik ve Politik Önemi

                            /Devrim Sezer

Yargı ve Politika : Çağdaş Bir Politik Yargının İmkanının Koşulları / Hakan Çörekçioğlu

Yargı ve Estetik : Platon’dan Kant’a Estetik ve Yargı / Metin Bal

Yargı ve Hukuk : Adalet, Yasallık ve Demokrasi Uğraklarında Yargı Meselesi / Murat Satıcı

Yargı ve Adalet : Olmayan Şey’in Adaleti / Kemal Şahin

Kitabı Hazırlayanların Kitap Hakkında Yazdıkları 

Son zamanlarda yargıya dair tartışmalara giderek artan bir ilgi söz konusu olmasına rağmen, bu tartışmaların, yargı kavramının ne olduğu, insandaki yargılama yetisinin nasıl işlediği ve nasıl anlaşılması gerektiğine dair çözümlemeleri yeterince içerdiği söylenemez. Bu yüzden yargı kavramını, onun hukuksal statüsünü ve bu statünün belirli bir biçimde konumlandırılmasından kaynaklanan teori ve pratik sorunların enine boyuna tartışılmasına ihtiyaç duyulduğunu düşünmekteyiz.

Modern çağda yasalara ve yasa dolayımı üzerinden yargı mekanizmasına yönelik hukuksal plandaki bir hakimiyet, insanların birbirleriyle ve doğayla olan ilişkilerini bir nesnellik alanına taşıma yönündeki arzu ve isteklerini, belirli bir gücün denetimine devretmelerine zemin hazırlayacak biçimde bozulmaya uğratmıştır. Bu bozulmanın önemli bir parçası olarak yargı, herhangi bir normun bir insani yasaya önceliğini gerektiren, bir hakikat ilkesi olarak normları yargı verme kapasitemizin önüne koyan, bu yanıyla da tahakküm üreten bir yapı haline gelmiştir.

Bu durumda insan Kafkaesk bir anlatı biçimiyle, yasa bekçisinin açacağı kapıyı beklemek dışında bir arzusu ve ümidi olmayan, yargı yetisini yitirmiş ve kendi yaşamının aktörü olmaktan uzak, kendisine biçilen rolü en iyi şekilde gerçekleştirmek üzere yargı edimini hakim otoritenin güdümüne terk etmiş insanlar topluluğunun bir parçası olmaktan öteye gidememiştir. Böylece hukukun öznesi olması gereken yurttaşlar, tam da hukuk ve yargı adına, ekonomik ve bürokratik düzeylerde atomize varlıklar veya parçacıklar haline gelmişlerdir. O halde, diyebiliriz ki, yargı yetisinin kaybı aslında insanlar arasındaki bağın ve ortak bir yaşam olanağının kaybıdır.

Yirminci yüzyıl siyaset felsefesinin önemli isimlerinden biri olan Hannah Arendt’in çarpıcı bir biçimde dile getirmiş olduğu gibi totalitarizm, insanların yargı yetilerini kaybettikleri bir deneyim olarak kötülüklerin sıradanlaştığı bir anı temsil eder.

Arent’ten esinlenerek diyebiliriz ki dünyadaki kötülüklerin, adaletsizliklerin kökenini yasa ve yasanın uygun işleyişinde aradığımız kadar yargı ve yargı ediminin niteliği üzerinde durarak tartışmaya açmış olsaydık, bugün ülkemizde de, bir anayasa metninin sınırlarına çekilerek tartışılmaya çalışılan hukuksal sorunların politik-pratik boyutunu göz ardı etmeden, onları, sahici çözümler üretebilecek bir bağlama yerleştirmiş olabilirdik. Şüphe yok ki bu çaba için yargı gücünün politik karakterine vurguda bulunmak yetmeyecektir; “yargı nedir?”, “yargı gücü nasıl işler?”, “yargılarımız nasıl oluşur?”, “düşünce, dil, dış dünya ilişkisi bağlamında yargılarımızın önem-bağlamı nasıl belirlenebilir?”, “dilsel bir mesele olarak yargıda bulunmak ne demektir?”, “özgür yargılar nasıl gelişir?” gibi felsefi sorulara odaklanmamız gerekmektedir. Bu da bizi zorunlu olarak yargılama ve yargı geliştirme meselesini, aklın teorik ve pratik kullanımları içerisindeki değerlendirmelere götürecektir…

…Yargılar dolayımıyla kurulacak bir kamusal muhakeme, hukuksal bir stratejideki meşruiyetin kaynağı olacağı gibi, aynı zamanda özgürce yargı vermenin garanti altına alınması bakımından bir imkan ve modern devlet ve hukuk anlayışının formel yasa prosedürleri içinde eriyip yokolmuş yargı yetisini canlandırmak için de bir uyarı niteliğinde okunabilir.

Yargı yetisinin anlamı üzerine bu türden bir düşünüm bizi, yargı ve erk arasındaki ilişkileri de sorunsallaştırmaya ve yargılamayı teknik bir kavram olmaktan fazlası olarak değerlendirmeye götürür.

Bunu okudunuz mu?

Afrika Kadın Hakları Protokolü

Afrika Kadın Hakları Protokolü, Afrika Birliği Meclisi’nin 2. Olağan Oturumunda 11 Temmuz 2003 tarihinde Maputo’da kabul edilmiştir. İşbu …