Yeni
Ana Sayfa » Hukukbook » Benim Umudum Var – Müzeyyen Yeşilada

Benim Umudum Var – Müzeyyen Yeşilada

Benim Umudum Var isimli eser hakkındaki eleştiri ve yorum yazısı, Senih Özay‘ın hukuk fakültesinden sınıf arkadaşı da olan Kıbrıslı Müzeyyen Yeşilada tarafından 27 Aralık 2019 tarihinde yazılmıştır.
Avukat Müzeyyen Yeşilada
Müzeyyen Yeşilada, 15 Nisan 1949 yılında Mağusa’da doğdu. Namık Kemal Lisesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Kamu yönetiminin çeşitli kademelerinde görev yapan Müzeyyen Yeşilada en son görev yaptığı Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Hukuk İşleri Amirliği’nden 1995 yılında emekliye ayrılmıştır. Evli ve üç çocuk annesi olan Müzeyyen Yeşilada, Kamu Hizmeti Komisyonu üyeliği görevini de yürütmüştür. Lefkoşa’da avukat olarak görev yapmaktadır. Ali Atakan ve Salih Bayraktar’dan resim ve Özden Selenge’den de minyatür dersleri almıştır. XIV. Devlet Resim Heykel Sergisi teşvik ödülüne sahiptir.
Avukat Sayın Senih Özay’ın Müzeyyen Yeşilada tarafından yapılan karakalem portresi

Bu aslında bir eleştiri değil çünkü ben eleştirmen değilim. Eleştiri tamamıyla apayrı bir dal. Ve bilmediğim bir alan. Kitap hakkındaki düşüncelerimi naifçe kaleme aldığım bir yazı diyebilirim.

Bu kitap 11 saat süren içkili bir söyleşi etrafında oluşmuş. Kafalar dumanlı yani. Ve her şey doğaçlama.
Kitabın Kapağına Dair 
Kapaktan başlamak istiyorum. Kapak çok önemli. Kitabın satışında ve tanıtımında etkili oluyor. Tasarımcı çok başarılı. Kapak içerikle bağlantılı. Yani kapağa baktığınız zaman içerik hakkında bir fikriniz oluyor. Kapak rengi soft ve etkileyici. Tasarımcı tarihi simge bir ismi kapağa koyarak kitabı daha güçlü kılıyor. Kapaktaki fotoğraf en etkili öğe ve sağ üst köşeye yerleştirilerek kitabın kahramanına vurgu yapıyor.
Kitabın İçeriğine Dair 
Kitabın farklı bir içeriği var. Sıra dışı bir avukatın 50 yıllık hukuk serüvenindeki sıra dışı toplumsal, çevresel atakları, mücadeleleri karşılıklı soru cevap şeklinde doğaçlama olarak anlatılıyor. Bu da kitaba daha samimi bir hava veriyor ve daha kolay okunmasını sağlıyor.
Bu doğaçlama konuşmalar üzerinden Türkiye’nin ekonomisi, sosyolojisi, siyasi tarihi ve milletin olumsuzluklar karşısındaki psikolojisi, tutumu, toplumsal dinamizmin eksikliğini öğreniyorsunuz.
Aslında kitap, heyecanını, yüksek enerjisini ve coşkusunu bütün meslek hayatı boyunca devam ettiren, cesur ve inançlı sıra dışı bir avukatın ( risklerle dolu ) hukuksal yolculuğunda, sistemin ne kadar kötü çalıştığını ve insanların da bunu sessizce kabullenişini heyecanla ve aynı zamanda üzülerek okuyorsunuz.
Bu kitapta, bildiğiniz ama dillendiremediğiniz adalet sisteminin ve bürokrasinin kokuşmuşluğunun
açıkça yazıya dökülmüş halini görüyorsunuz. Baroların kanunsuzluklar karşısında çok etkili olmaları gerekirken ne kadar etkisiz ve silik kaldıklarına tanıklık ediyorsunuz.
Kitapta yargıçlık makamı ile avukatlık mesleğinin karşılıklı pozisyonları cesurca ve korkusuzca sorgulanıyor. Bence de sorgulanması gerekir. Sayfa 103 de dördüncü paragrafta yazılanlara da aynen katılıyorum.
Sivil itaatsizlik kavramının ne kadar önemli olduğunu, eğitimsiz kadınların bile sivil itaatsizlik içinde ne kadar etkili olabileceklerini görüyorsunuz.  İnsanların nasıl da korktuğunu ama, bu korkuyu nasıl yendiğini, sivil itaatsizliğin dev bir güç haline gelip her şeyi ezip geçebileceğini öğreniyorsunuz.
Kıbrıs Harekatı 
27.sayfanın ilk paragrafında ne güzel ve cesurca söylemişsin Senih Özay! Seni kutlarım, aynı duyguları paylaşıyorum. Kıbrıs harekatında ölenler için dava açman çok enteresan ve cesurca. Böyle davalar açıldığını bilmiyordum. Kimseden de duymadım. Ve bence çok doğru bir hareket. Ama böyle bir dava değil, davalar açılmasını ve karşılığında tazminat alınmasını aklım ve havsalam almıyor. Burada bile böyle bir dava açılamazken sen orda bunu nasıl başardın.
Otokontrollüsün ama her zaman şeffaf değilsin. Veya başka türlü ifade edeyim işine geldiğinde şeffafsın, işine gelmediğinde değilsin. Örneğin 20. Sayfada kendini tarif ediyorsun. Orada şeffaf olmadığını söylüyorsun.
106. sayfada İbrahim Aycan’ın sondan bir yukarıdaki cümlesine çok güldüm. Bağışla. Şövalye ruhlusun, bu kitapta söylediğin hemen hemen her şeye katılıyorum. Ve onaylıyorum. Sayfa 12’de irrite kelimesi üç yerde kullanıldı. Türkçesi kullanılabilirdi. Bu kitap karşılıklı soru cevap şeklinde olduğu için hoş karşılanabilirse de, ben yine de irrite kelimesinin Türkçesinin kullanılmasını tercih ederdim.
İbrahim Aycan ve Neyir Şeyda Musal’ı da bu kitap dolayısıyla tanımış oldum. Ellerine sağlık. Özellikle mesleğine tutkulu genç avukatların okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum. Farklı, hareketli, heyecanlı, başarılı, adrenalin yüklü, tutkulu bir hayatın olmuş.
Kitaplaştırmaya değerdi. Kutlarım.
——————————————————————————————————————-
Aşağıdakiler Senih Özay ile ilgili eleştirilerdir
119. sayfada sözünü ettiğin test fakültede bana yapılmadı. Ama yapılmış olsaydı ben de aşk derdim.
Sayfa 20’de ikinci paragrafın ilk dört paragrafında söylediklerine aynen katılıyorum. Ama son üç satırında zeki erkeği tarif etmişsin. Tarifin de çok yanlış. Çok iyi bildiğim bir konu. Zeki bir erkeği ben söylediği tek kelimeden, görmesem bile gözünden tanırım. Uzun yıllar üstün zekaları tescilli, ödüllü dört erkekle beraber yaşadım. Hayatı paylaştım. Onlar beni, ben onları şekillendirdim. Biri dışardan gelmeydi. Üçü kendi canımdandı. Sen zeki erkek tanımında kendini tarif etmişşin. Kendince. Dolanarak söyleyecek gibi laflar ediyorsun. Genelleme yapamazsın.
Kitabın başka yerlerinde çok şeffaf olduğundan bahsediyorsun. Ya şeffafsın ya değilsin. Baban hakkında hiç dolandırmadan, doğrudan doğruya çok yalın duygularını ifade etmişsin ama. Kitabın başka yerlerinde de şeffaf olduğunu söylüyorsun. Ve kendi kendinle çelişiyorsun, ne yazık ki.
27. sayfada söylediklerin için sınıf arkadaşların seni linç edebilir.
Bu kitapta hiçbir yerde okuyamayacağım cesur ve korkusuz cümleler okudum. Dünyayı değiştirmeye çalışan coşkulu bir kavga adamının İronik tavrı beni güldürse de o gaddar ve acımasız bir çocuk. Yine de diyorum ki, İyi ki arkadaşımsın.  Ama benim merak ettiğim bir husus var. Çevre için, insan için, toprak için bu kadar kendini harap eden sen bir an soluklanıp ben kendim için ne yapıyorum dedin mi? Harcadığın enerji, eforun sana getirisi-maddiyatı saymıyorum – başarı duygusu, beğenilme, takdir edilme alkışlanma sana yetiyor muydu? Tüm bu mücadeleli hayatı sen dolu dolu yaşarken fazla fazla sağlığından verdiğinin farkında değil miydin? Veya tüm kazanımların sana getirisi olan takdir, şöhret bana yetiyordu, sağlığımdan daha önemliydi mi diyordun? Farklı bir psiko-analitik bir durum bence.
Spor, lüks, uçak gibi araban vardı diyorsun, markası neydi. Burjuva seni.
Destansı bir hayatın olmuş. İyi ki arkadaşımsın ve hayatıma dokundun!

Hakkında karyelist

Bunu okudunuz mu?

Türkiye Afganistan İttifak Antlaşması

Türkiye Afganistan İttifak Antlaşması, 1 Mart 1921 tarihinde Türkiye adına Yusuf Kemal Tengirşenk ve Rıza …