Yeni
Ana Sayfa » Hukukbook » Fransızlar tarafından işgal edilen topraklarda işlenen suçlara ilişkin Genel Af

Fransızlar tarafından işgal edilen topraklarda işlenen suçlara ilişkin Genel Af

Fransızlar tarafından işgal edilen topraklarda işlenen suçlara ilişkin Genel Af, hukuki sonuçlar doğurmasına karşın diplomatik ilişkiler sonucunda öngörülen bir siyasi af mahiyetindedir. 5 Aralık 1921 tarihinde çıkarılan Genel Af Kanunu ile Fransızların tahliye ettiği işgal bölgelerinde işlenmiş bütün suçların affedildiği TBMM tarafından kabul ve ilan edilmiştir. Kanun, 168 nolu Aff-ı Umumi Hakkında Kanun adını taşımaktadır. 20 Ekim 1921 tarihinde Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşmasının (İtilafnamesinin) beşinci maddesince öngörülen ve Fransızlar tarafından tahliye edilen bölgede genel af ilan edilmesi şartını yerine getirmek amacıyla çıkarılmıştır.

Genel Af Kanunu – Aff-ı Umumi Hakkında Kanun

Madde 1

Fransızlar tarafından işgal edilip 20 Teşrinievvel 1337 (1921) tarihli itilâfname mucibince tahliye edilen arazide ika edilmiş olan bilcümle ceraim mürtekipleri hakkında aff-ı umumî ilan edilmiştir.

Madde 2

İşbu kanun tarih-i neşrinden itibaren merʻiyyü’l-icradır.

Madde 3

İşbu kanunun icrasına Adliye Vekili memurdur.

KANUN HAKKINDA YAPILAN GÖRÜŞMELERE AİT TBMM ZABIT CERİDESİ 

Hacı Tevfik Efendi (Kengırı) — Teklif olunan şu aff-ı umumi alenen ilan ediyor ki; Meclis Fransızlarla yapılan itilâfnamenin bir maddesini kabul ediyor. Bunu herhalde bir mıntıkaya, bir yere tahsis etmemelidir, umum memleket aff-ı umumiye muhtaçtır. Her yerde birçok şeyler olmuştur. Aff-ı umumi olmalıdır.

Lûtfi Bey (Malatya) — Hukuk-ı şahsiye ne olacak?

Yusuf Ziya Bey (Bitlis) — Fransızlarla akdedilen itilâfnameyi Meclis-i Âli henüz tetkik ve tasdik etmedi. Onu tetkik etmeden böyle bir af kanunu yapmak doğru mudur? Bu ciheti nazar-ı dikkatinize arz ediyorum.

Adlîye Encümeni namına Nafiz Bey (Canik) — Efendim! Fransızlarla akdedilen muahedenamenin beşinci maddesinde “Tarafeyn-i âkideyn arazi-i meşgulenin tahliyesini müteakip bir aff-ı umumi ilan edecektir” deniyor. Beşinci maddede tarafeynin kabul ettiği şu kayıt mevcuttur. Binaenaleyh itilâfnamede mucibince Hükûmet o muhitte aff-ı umumi ilan etmek mecburiyetindedir. Yalnız rüfekadan birisinin buyurduğu veçhile, hukuk-ı şahsiye tabiî aff-ı umumi dâhilinde değildir. Esasen bu kavaid-i umumiye ahkâmındadır. Bunu tasrih etmeye lüzum yoktur. Biz encümende itilâfnamedeki maddeyi aynen naklederek madde-i kanuniye tanzimini daha muvafık gördük. Hukuk-ı şahsiyenin affı zaten ahkâm-ı umumiyeye mugayirdir. Binaenaleyh zikredilse de edilmese de ehemmiyeti yoktur. Kanunun bilâ münakaşa kabulünü teklif ederim.

Şeref Bey (Edirne) — Efendim! Hukuk-ı şahsiye hakkında Adliye Encümeni mazbata muharriri kardeşimiz kâfi izahatta bulunduğundan onu tekrar etmeyeceğim. Yalnız Ziya Bey kardeşimize cevap vereceğim. Malûm-ı âliniz muahedeler yapıldıktan sonra Meclisten geçmediği takdirde adem-i tatbiki lâzım gelmez. Muahedeler yapılır. İhtimal bir müddet sonra Meclisten geçer. Yalnız yeter ki biz burada kabul ve itilâf eylediğimiz noktada sadık kalalım.

Müfid Efendi (Kırşehir) — Refik-i muhteremimiz Nafiz Beyefendi hukuk-ı şahsiye hakkında bir şey denilemeyeceğini çünkü bunun için kaavid-i umumiye mevcut bulunduğunu beyan buyurdular. Bendeniz elimizde bulunan ve Meclis-i Âlinize resmen haber verilen itilafnamenin bir maddesinde tam bir aff-ı umumi kaydını, yani tam kelimesini gördüğüm için bunun hukuk-ı şahsiyeye de şümulü olabileceğini, binaenaleyh bu tam kelimesinin buradan kaldırılarak yalnızca aff-ı umumi denilmesi icap edeceğini Hariciye Vekilimize söylemiştim. Yusuf Kemal Bey biraderimiz o vakit bu tam kelimesinin neden ibaret olduğunu sarahaten izah etmediler. Bu kelime belki Hariciye Vekilimizi mahçup edecek bir şeydir. Binaenaleyh bu kelimenin mana-yı vuzuh ve şümulünü anlatmalıdır.

Saniyen; Şeref Beyefendi biraderimizin buyurdukları gibi bu itilâfnamede taahhüt ettiğimiz affın mütekabil olması lâzımdır. Meclis-i Âli, bu aff-ı umuminin orada ilanıyla beraber, öbür tarafın da aff-ı umumisini nazar-ı dikkate almalıdır. Biz orada aff-ı umumi ilan ederiz. Fakat diğer taraftan da kendi tebaamız hakkında aff-ı umumi ilan ettirmek ve onları da mağduriyetten kurtarmak çaresine tevessül etmek lâzım gelir. Binaenaleyh buradaki, tam kelimesinin hukuk-ı şahsiyeye taallûk edip etmediğini Hariciye Vekilinden sual ediyorum.

Mustafa Kemal Bey (Ertuğrul) — Efendim! Bendeniz, Fransızlarla akdettiğimiz bu itilâfname bu Meclis-i Âlice resmen tanınmış bir şey değildir. Onun tazammun ettiği bu af kanununun da burada müzakere edilmesi muvafık değildir, mütalâasında bulunuyorum.

Hafız Mehmed Bey (Trabzon) — Efendim! Müfid Efendi biraderimiz muahedenamedeki tam bir aff-ı umumi tâbirinden, yani buradaki tam kelimesinin vazʻından istidlalen bu aff-ı umuminin hukuk-ı şahsiyeye dâhi şümulü olmak ihtimalinden bahsettiler. Hukuk-ı şahsiyeyi Allah affedemiyor, değil ki biz affedeceğiz. Bu kavaidi hukukiye icabındandır. Biz affettik desek de nazar-ı hukukta hiçbir kıymeti yoktur, hiç manası yoktur. Af ancak hukuk-ı umumiyeye, cürme şâmildir. Katiyen hukuk-ı şahsiyeye taallûk ve şümulü yoktur. Bunun için hiç tereddüde lüzum yoktur. Hukuk-ı şahsiyeyi o adam affedebilir.
Ali Sürurî Efendi (Karahisar-ı Şarki) — Hafız Mehmed Efendi Bey biraderimizin mütalâalarına karşı bir nokta arz edeceğim; hukuk-ı şahsiyeyi af caizdir. Şu kadar ki taraf-ı Hükûmetten ashabına tazminat verilmek icap eder. Yoksa hukuk-ı şahsiye affedilmez diye bir kaide mevcut değildir.

Hafız Mehmed Bey (Trabzon) — Efendim! Bizim kavaid-i fıkhiye ve hukukiyemiz nokta-i nazarından hukuk-ı şahsiye kabil-i af değildir. Efendi hazretlerinin buyurdukları tazmindir. Hâlbuki zaten matlûp olan şey tazmindir. Bir şey tazmin edildikten sonra tabiîdir ki kendi kendine bertaraf olur. Yine hukuk-ı şahsiyeyi o adam affetmiş oluyor. Parayı almakla affediyor. Yoksa Hükûmet kendi kendine böyle bir şey yapamaz. Yani bunun kanunda kıymeti yoktur. Bunun üzerinde oynamayalım. Mahkeme bunu dinlemez.

Musa Kâzım Efendi (Konya) — Tarafeyn-i âkideyn arasında münakit olan itilâfnamede, itilâfnamenin akdini müteakip bir aff-ı umumi ilanı mezkûrdur. Bu muahedenamede tam bir af zikredilmiştir. Onu tefsir edecek tam bir affın medlulü dâhiline hukuk-ı şahsiye hiçbir vakit giremez. Hukuk-ı şahsiyeyi affetmek, hiçbir vakit Hükûmetin salâhiyeti dâhilinde değildir. Af bir hak mukabilinde olur. Bir kimse kendi hakkını affedebilir. Kendi hakkı meyanına dâhil olmayan hakkı ne Hükûmet ne efrat, hiçbir suretle affedemez çünkü bu eda-yı deyn kabilinden bir şey olamaz. Hukuk-ı şahsiyeyi af salâhiyeti olmayınca, aff-ı umumi ilanına dair olan, tam bir af değil, nâkis bir aftır. Bu mutlaka Hükûmetin salâhiyeti dairesinde bulunan hukuk-ı umumiyeye ait aksamı ceraim için mevzuubahistir. Hukuk-ı şahsiye tam bir af kelimesi içinde dâhil değildir. Bundan başka esasen bir itilâfname ile Hükûmetin mütekabilen yapmaya mükellef olduğu bu Aff-ı Umumi Kanununu müzakere ederken, itilâfnameyi müzakere eder gibi, kelimeler üzerinde münakaşa etmesek de çıkarıversek herhalde daha isabet olur. İtilâfnamedeki tam bir aff-ı umumi kelimesinin tefsiri bize düşmez. Bunun için bunda hukuk-ı şahsiye dâhildir. Mademki itilâfnâme kabul edilmiştir. İtilâfnameyi müzakere etmiyoruz. O kelime konduğu gibi muhafaza edilsin. Onu tefsir edecek Hariciye Vekâleti ve onun zabıtlarıdır. Binaenaleyh biz burada aff-ı umumiyi kabul edelim. Burada hukuk-ı şahsiye dâhil değildir. (Doğru sadaları)

Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey (Kastamonu) — Efendim! Zannediyorum ki tereddüdü mucip olan nokta kelimenin Fransızca’dan Türkçe’ye tercümesinden ileri geliyor. Türkçe ifadesinden ileri geliyor. Yani biz aff-ı umumi diyoruz. Umumi kelimesi olunca “tam”a ne lüzum var gibi zihinlere bir sual geliyor. Hâlbuki bizde bu aff-ı umumi, aff-ı hususi suretinde ifade edilen şey, Fransız lisanında bir kelime ile ifade olunuyor. Birisi; yani bu aff-ı umumiye mukabil olan kelime Amnistie’dir. Bu cüzi de olur, sonra da olur. Bunun umuma şamil olacağını ifade için konmuştur. “Plein” kelimesi yani tam kelimesi başka bir mana değil. Yani umumi kaydı olunca artık tam kelimesine hacet yoktur demeyiniz. Vardır. Çünkü bizde aff-ı umumi sözü, malum-ı âliniz, aff-ı hususiye mukabilidir. Aff-ı umumi dendiği vakitte umum affolunacak değildir. Aff-ı umumi nedir, ne gibi netayiç tevlit eder? Aff-ı hususi nedir, ne gibi netayiç tevlit eder? Bunları burada izaha lüzum görmüyorum. Onun için bizde aff-ı umumi denilince manası umuma şamil demek değildir. Aff-ı umumi o aftır ki; bilirsiniz, cürmü ortadan kaldırır. Bu manayadır. Buradaki umumi kelimesi mânayı lûgavisini tevsi etmiş bir mana-yı ıstılahide müstameldir. Onun için zihinlere tereddüt gelmesin rica ederim. Sonra diğer hususatta, itilafname ve saire hususatında Hariciye Vekiliniz itilâfname akdolunduğunu size resmen tebliğ etti. İtilâfnameyi burada okudu. Rica ederim bunları tefrik edelim. Her noktayı düşünelim. Yaptığımız işin yalnız bir muamele-i adliye olmayıp bir muamele-i siyasiye olduğunu ve büyük büyük neticeler tevlit ettiği ve edeceğini nazar-ı dikkatten dûr tutmalıyız. (Doğru sadaları)

Bunu okudunuz mu?

Ramiz Erinç Sağkan

Ramiz Erinç Sağkan, 24 Nisan 1978 yılında doğdu. 1995 yılında eğitime başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk …