Yeni
Ana Sayfa » Hukukbook » Greco: Türk Yargı Etiği İlkelerine Uluslararası Bir Bakış ve HSK Açmazı

Greco: Türk Yargı Etiği İlkelerine Uluslararası Bir Bakış ve HSK Açmazı

GRECO: TÜRK YARGI ETİĞİ İLKELERİNE ULUSLARARASI BİR BAKIŞ ve HSK AÇMAZI /  Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu

Öncelikle, birçok farklı tanımı yapılmış olan etik kavramını kısaca özetleyelim. Etik, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırt etme ve bu değerlendirmelere göre hareket etme konusunda insanın sahip olduğu bilinç, düşünce ve ilkelerle ilgilenen bir felsefe dalı, aynı zamanda da sanat biçimidir. Etik, bireylerin ve toplumların karşılaştığı moral sorunları ve bu sorunlarla nasıl başa çıkılacağı konusundaki prensipleri inceleyen bir disiplindir.

Ersoy Zırhlıoğlu

Ahlak ile etik kavramlarının karıştırılmaması gerekir. Her ne kadar iki kavram birbirlerine yakın anlamlar taşıyor olsalar da ve konu hakkında çok farklı görüşler bulunmaktaysa da[1] iki kavramın birbiri ile eşanlamlı olmadığını belirtmekte fayda vardır. Bu makalenin kapsamı açısından detaylı bir analize girmek yerine, kısaca etik konusunun felsefenin, ahlak konusunun ise sosyolojinin inceleme alanlarına bir nebze daha yakın olduğunu belirtmemiz yerinde olacaktır.

Ahlak ülkeden ülkeye, ilçeden ilçeye, köyden köye dahi değişebilen kurallara sahip olan, içinde bulunulan toplumun şekillendirdiği bir kurallar bütünüdür. Etik ise, globaldir.[i] Toplumları şekillendirir. Ahlak ise döngüseldir; önce toplumlar tarafından oluşturulur, sonra da toplumun içinde bulunan bireyleri şekillendirir. Bu sebeple, mesleki konularla ilgili etik kurallara, ilkelere, standartlara sık sık rastlamak mümkündür. Bir insanın ahlak kurallarına uymasının sebepleri arasında toplumdan dışlanma, kınanma, toplum baskısı gibi yazılı olmayan ve gayrihukuki, kimi durumlarda illegal yaptırımlara uğrama (ör. evinin taşlanması) gibi korkuları dahi olabilir. Bununla birlikte, bir yaptırıma bağlanmamış (ör. mesleki etik kurallarına aykırılıktan kaynaklanan idari yaptırım) etik kurallara bir insanın bağlı kalma sebebi, o insanın etik değerleridir. Immanuel Kant etik ve hukuk arasındaki ilişkiyi şu sözlerle açıklamıştır: “Hukuken, bir insan bir başkasının haklarını ihlal ettiğinde suçludur. Etik konusunda ise sadece bunu yapmayı düşünüyorsa dahi suçludur[ii].”

Yapılan araştırmalara göre, ahlak, bir ölçüye kadar, hayvanlarda, özellikle primatlarda da bulunabilmektedir.[2] Halbuki insanı insan yapan, yahut tam ve iyi, erdemli bir insan yapan, onun etik değerleri ve bu değerlere bağlılığıdır.

Detaylarına inmeden önce, “Yargı Etiği” kavramının, dar tanımıyla hâkimlerin ve diğer yargı mensuplarının davranışlarını, kararlarını ve mesleki tutumlarını şekillendiren değerleri ve ilkeleri içerdiğini belirtmek gerekir. Bu etik kurallar, hâkimlerin bağımsızlığını, tarafsızlığını, dürüstlüğünü ve adaletin gerçekleşmesini sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. Yorum daha da genişletilirse, hâkimlerin gündelik hayattaki tavır ve davranışları, sosyal medya kullanımları gibi ilk bakışta (prima facie) yargılama ile doğrudan ilgisi bulunmayan, sınırları muğlaklaşan, doktrinde görüş birliği bulunmayan konulara da yer verildiği görülmektedir.

Tahkim yargılaması incelendiğinde, hakemlerin de etik kurallarla bağlı olduğu görülmektedir. Nitekim birçok tahkim kurumu, etik ilkeleri çok daha somut kurallara bağlamıştır. Keza bir tahkim yargılamasında etik ilkelere aykırılık bulunması 1958 tarihli New York Konvansiyonu uyarınca tahkim kararını geçersiz dahi kılabilmektedir. Fiili olarak, bir Türk mahkemesinde etik ilkelere aykırı bir karar verilmesi bu kararın bozulmasına-başkaca bir sebep yoksa-yol açmayabilecekken, bir tahkim yargılamasında bu kararın verilmesi, kararın bozulmasına sebep olabilecektir. Tahkim hususu nev-i şahsına münhasır bir usul olduğu için, konuyu bu makalede daha fazla detaylandırmayacağız.

Buraya kadar özellikle ayrı yazdığımız, okuyucunun dikkatini çekmeye çalıştığımız bir husus bulunmaktadır. Yargı etiği denildiğinde, ilk olarak akla gelen, hatta gelmesi gerekenin hâkimlerin olması gerektiğidir; keza karar merci olarak her daim yargı etiğinin bütün kurallarına bağlı olmaları gerekmektedir. Son cümlenin doğru anlaşılması elzemdir. Hâkimlerin daima yargı etiğinin bütün kurallarına bağlı olmalarının gerekmesi, geri kalan tarafların, örneğin avukatların, savcıların, bilirkişilerin, uzman görüşü yazan kişilerin ve diğer kişilerin etik dışı davranacağı anlamına gelmemektedir.

Her meslek grubunun farklı etik prensipleri bulunmaktadır. Türkiye’de de, birçok ülkede olduğu gibi, yargı etiği dendiğinde ilk akla gelen hâkimlerin bağlı olduğu etik ilkelerdir.

Yargı etiği konusu pek çok açıdan ele alınabilecek bir husustur. Bunlardan bazılarına örnek verelim: 

Yargı Etiğinin Tanımı ve Önemi: Yargı etiğinin ne olduğunu, neden bu kadar önemli olduğunu ve yargı sistemindeki yerini alan konulardır.

Yargı Etiğinin Temel İlkeleri: Bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük, şeffaflık gibi yargı etiğinin temel ilkelerini detaylı bir şekilde inceleyen konulardır.

Yargı Etiği ve Hâkimlerin Sorumlulukları: Hâkimlerin etik kurallara nasıl uymaları gerektiği, bu kuralların hâkimlerin mesleki yaşamlarını nasıl etkilediği üzerine yapılacak araştırmalardır.

Yargı Etiği İhlalleri ve Sonuçları: Yargı etiği kurallarına uyulmamasının yargı sistemine ve topluma olan olumsuz etkilerinin incelenmesidir.

Uluslararası Yargı Etiği Standartları: Dünyadaki farklı ülkelerde yargı etiği ile ilgili hangi standartların olduğunu ve bu standartların nasıl oluşturulduğunu inceleyen, ülke bazlı veya karşılaştırmalı konulardır.

Yargı Etiği Eğitimi: Hâkimlerin ve yargı mensuplarının etik eğitimlerinin nasıl olması gerektiği, bu eğitimlerin önemi ve içeriği hakkında bilgi veren, kimi durumlarda yol gösteren araştırmalardır.[3]

Konular bu denli farklı olmasına rağmen, sonuç olarak elde edilmesi istenen amaç etik değerler doğrultusunda nihayete erdirilmiş bir yargılamadır. Türkiye’nin taraf haline geldiği sözleşmelerden, yargı etiği hakkında olanlarına değinerek, bunların ne derece yerine getirildiğini incelemek asli misyonumuzdur. Mamafih, yargı etiği ilkelerine uyum gösterilip gösterilemediğine dair yaptığımız uluslararası incelemeler ile ulusal kurumlarımızın yargı etiği ilkeleri ile uyum içinde olup olmadığına dair incelemelerimiz bizlere bu ilkelere uyumun hangi noktalarda ve neden sağlanamadığı yönünde de kapsamlı bir fikir vermeyi amaçlamaktadır.

Uluslararası antlaşma ve sözleşmelere bakıldığında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Bangalore İlkeleri, Avrupa Konseyi Yargı Bağımsızlığı/Etiği İlkeleri, Yargıçlar için Magna Carta, Uluslararası Yargı Etiği İlkeleri, Venedik Komisyonu gibi sözleşmeler görülebilir. Bunların bir kısmını özetleyerek başlamak faydalı olacaktır.

Yargı Etiği Belgeleri

Yukarıdaki sözleşmeler ve bunların getirdiği ilkeler özellikle hâkimlerin seçimi, aday gösterilmesi ve kariyerleri ile ilgili kararlarının objektif kriterlere göre ve yargı bağımsızlığını sağlayan bir organ tarafından (Adalet Bakanlığının veya HSK’nın yapısının uygun olmadığına aşağıda detaylarıyla değinilmiştir) yapılması gerektiğini belirtir.[4] Hâkimlere karşı yürütülen disiplin kovuşturması, bağımsız mahkemelerce temyiz edilebilir olmalıdır.[5] Hâkimler için yeterli ekonomik kaynaklar tahsis edilmelidir.[6] Hâkimlerin hem mesleğin başlangıcında hem de mesleğe devam ederken uygun eğitime erişimleri sağlanmalıdır.[7] Hâkimlere emir veya talimat verilmemesi ve yargılama söz konusu olduğunda hâkimler üzerinde hiyerarşik baskı olmaması şarttır.[8] Kovuşturma ve savunma için silahların eşitliği mutlaka tesis edilmelidir.[9] Adalet şeffaf olmalıdır ve hâkimler uyuşmazlıkların hızlı, etkin ve ekonomik çözümünü sağlamak için gerekli adımları atmalıdır.[10] Mahkeme belgeleri ve yargı kararları erişilebilir, basit ve açık bir dille hazırlanacaktır. [11]Hâkimler, adil ve kamuya açık duruşma yaparak, makul bir süre içinde kamuoyuna ilan edilen gerekçeli kararlar vermelidir. Bu kararların uygulanması, adil yargılanma hakkının temel bir bileşeni olup, etkin bir adalet sisteminin teminatıdır. [12]

Yine hâkimlerin karar verirken içeriye ve dışarıya karşı tam bağımsız olmaları,[13] bakmakta oldukları davadan el çektirilememeleri,[14] üzerlerinde herhangi bir baskı kurulamaması,[15] mahkemenin otorite ve onurunu koruyacak tedbirleri almaları; -ki bu korumadan kendileri de nasiplerini alırlar-gerekmektedir.[16] Yargısal bağımsızlık için gerekli somut adımların en üst seviyede atılması ve kanuni düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.[17] Bir yargı kararı, başka bir yargı kararı olmadan kaldırılamaz veya değiştirilemez; yani bir mahkemenin verdiği kararı, ancak başka bir mahkeme kaldırabilir veya bozabilir.[18] Yasama ve yürütme, mahkeme kararları hakkında yorum yapabilse de halkın, mahkemelerin bağımsızlığına dair itibarını zedeleyecek yorumlardan kaçınması gerekmektedir.[19] Behemehal, genel af çıkarmak ve özel af ilan etmek haricinde yargının işine müdahalede de bulunmaktan memnudurlar.[20]

Yargı Bağımsızlığı ve Hakimlerin Azledilmemelerine İlişkin Standartlar

Konu ile ilgili en çok irdelenen kurallar bütününden biri olan Bangalore Yargı Etiği ise, ilkelerin ana temalarında sıkça değinilen konuları tekrar etmiş olmakla birlikte, önemli olmasının sebebi yeni ilkeler getirmesi değil, ilkelerin korunması amacıyla somut adımların nasıl atılacağına dair açık bir harita çizmiş olması; başka bir değişle, muğlak ifadeler kullanmak yerine, her ifadeyi detaylıca açıklamış olmasıdır.[21] Değindiği ana başlıklar “bağımsızlık”,[22] “tarafsızlık”,[23] “belli bir kişilik özelliği; kişiliği ve karakteri bozulmamış” (“integrity”)[iii],[24] “dürüstlük”,[25] “eşitlik”,[26] “ehliyet ve liyakat”[27] olmak üzere altı adet olup, bu ilkeler birçok yargı etiği belgesine entegre edilmiştir.

Özetlenebilecek birçok sözleşme daha bulunmakla birlikte, amacımız bütün sözleşmeleri özetlemek değil, amaca giden yoldaki adımlara dair bir kanı oluşturmaktır. Bu kanı oluştu ise, olması amaçlananı geride bırakıp, ‘olanı’ mercek altına yatırabiliriz.

Bunca uluslararası sözleşme var; lâkin, devletler (yahut hükümetler), bu sözleşmelere uymak zorundalar mı? Daha da önemlisi, neden bu sözleşmeler ile kendilerine yükümlülük getirir, yaptırımı olmayan sözleşmelere dahi neden uyarlar? İşte bu tür konular uluslararası hukukun belkemiğini oluşturan sorulardan bazılarıdır:

Devletler uluslararası hukuka yahut uluslararası hukuk kurallarına uyar mı? Uyarsa ne zaman, hangi sebeple, neden uyarlar. Bu konu, uluslararası doktrinde onlarca yıldır tartışılagelen, üstünde kesin bir anlaşmaya varılmamış olan, “uluslararası hukuk var mıdır?” tartışmalarına dahi kaynaklık etmiş çetrefilli bir konudur. “Why Do Nations Obey International Law?” (Devletler uluslararası hukuka neden uyar?) başlıklı makalemde,[28] bu konuyu on iki farklı bakış açısına sahip ekolden ele alarak karşılaştırdım.[iv] Konu çok uzun olduğu için, verilecek özet bilgilerde eksiklikler olacağı muhakkaktır. Bununla birlikte, devletlerin uluslararası hukuka uyma sebepleri—büyük bir genellemeyi göze alarak—bu uyumdan bir kazanım elde edeceklerini düşünmeleri veya uymazlarsa bir kayıp yaşayacaklarını bilmeleridir.[29]

Uluslararası bir sözleşmeyi imzalama amacı başka bir gaye de taşısa, uygularken farklı niyetleri de olsa, uluslararası hukuka uyulma sebebi demokrasilerde devletin, diğer yönetim biçimlerinde ise kimi zaman başta yönetici sınıfının ve ikincil olarak yine devletin çıkarlarının korunması amacıdır. Bir hükümetin, yönettiği devlette, herhangi bir uluslararası hukuk kuralını, sadece uluslararası normlara uyma amacı ile uygulamaya koymuş olmasını beklemek uluslararası ilişkiler açısından Polyannacılık oynamaktan başka bir anlam ifade etmeyecektir.[30]

Ülkemizdeki fiili duruma bakacak olursak, imza edilenler (uluslararası sözleşmeler) ile uygulananların (HSK ve Hâkimler arasındaki ilişki) birbiri ile derin bir çelişki halinde olduğu daha da somutlaşacaktır.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu (“HSK”), tıpkı hâkimler ve savcıların yargılamalarda yan yana oturmasında olduğu gibi, halen adalet sistemimizin yan yana bulunması hatalı olan yapılarından birisidir. Bu nedenle, yargı etiği ilkelerini büyük oranda uygulayan kurul olan HSK, aynı zamanda hâkimlerden çok daha farklı statüde bulunan savcıların da denetleyicisi pozisyonundadır. Bu durum ise, Adalet Bakanını, fiilen hâkimleri denetleyen bir konuma getirmektedir; ki bu oluşum, kuvvetler ayrılığı ilkesine de aykırıdır.

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin var olması, hâkimlerin mesleğe seçiminde Adalet Bakanı ve yardımcılarının bulunduğu bir komisyonun olduğu mülakatlarda başarısızlığın bir göstergesi olacakken, Adalet Bakanının HSK’nın başkanı olarak hâkimlerin denetleyicisi pozisyonunda olması da sadece göreve alınma sürecinde değil, göreve devam ettikleri süreç boyunca da Bakanlığın, dolayısıyla da siyasetin, hâkimlerin üzerinde oluşturacağı bir baskı aracı olarak devam etmesinin önünü açacaktır.[v]

Birçok ülkenin yargı sisteminin gelişmişlik seviyesi hakkında incelemelerde bulunan, bu ülkelere, incelemeleri sonucunda eksiklikleri rapor eden, bu eksikliklerin en kısa sürede giderilmesini isteyen, gönüllü olarak katılım sağladığımız, Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (Group of Countries Against Corruption “GRECO”), uzun yıllardır Türk yargı sistemi hakkında da eksiklikleri defaatle belirtmektedir. Yukarıda yazdığımız bulgular ile GRECO’nun bulgularının kesiştiği noktaları özetle incelemek isteriz. Raporun ilgili kısımlarını, büyük önem arz ettikleri için değişiklik yapmadan alıntılamak isteriz. Bu kısımlar şöyledir:

… GRECO, … HSK üyelerinin tamamının yürütme ve yasama erki tarafından seçilmesinin, bu Kurulu, eski HSYK yapısından dahi daha az bağımsız hale getirdiği yönünde ciddi endişelere sebep olduğunu hatırlatır. Bu gelişme, HSK ile ilgili olarak, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin CM/Rec(2010)12 sayılı Tavsiye Kararı’nda belirtildiği üzere, özerk yargı kurumlarının üyelerinin en az yarısının kendi meslektaşları tarafından seçilmesini gerekli kılan uluslararası standartlarla açıkça uyumlu olmadığı sonucunu ortaya koymuştur.[31]

(Y)eni adayların mesleğe kabulünün son aşamasında, … (ö)zellikle de mülakat heyetinin iki üyesi dışında, yani HSK Genel Sekreteri ve Adalet Akademisi’nin danışma kurulundan seçilen bir üye dışında, geri kalan beş üye Adalet Bakanlığı temsilcisidir. HSK, Adalet Bakan Yardımcısı da dâhil olmak üzere, hâkim ve savcı adaylarının mesleğe alımında öncü rol oynamaktadır. Bu bağlamda, HSK’nın yapısı açısından ifade edilen endişeler ve hiçbir üyenin hâkimler tarafından seçilmemesi ışığında GRECO, hâkimlerin seçim ve mesleğe alım süreçlerinde yürütme erkinin kontrolünün daha fazla artmasından endişe duymuştur.[32]

…GRECO, hâkim ve savcılara karşı disiplin soruşturması sistemi bakımında, Adalet Bakanı başta olmak üzere, yürütme erklerinin usulsüz etkisinde kalmaksızın nesnel kriterlerin yönlendirdiği bir süreç tesis etmeyi amaçlayan geniş çaplı bir değerlendirmenin bulunmadığını kaydetmiştir. Ayrıca Adalet Bakanı, herhangi bir disiplin soruşturması açılmadan önceki sürece de müdahil olmaktadır…[33]

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Rolü

Tavsiye xviii 77.-81. maddeler arasında, GRECO ayrıca, özetle, hâkimlik ve savcılıkların ayrı meslekler olması sebebiyle Adalet Akademisinde her meslek için ayrı eğitimin verilmesi gerektiğini, mesleklerin kendi nevlerine münhasır etik ilkeleri olduğunu, bu eğitimlerin de sadece staj esnasında değil, meslek hayatı boyunca verilmesi gerektiğini önemle vurgulamaktadır.[34]

Yargı etiği konusunda ele alınabilecek birçok başlık olduğunu en başta da belirtmiştik. Bu noktada ise, hâkimlik ve savcılık mesleğinin hukuken ve fiilen, birbirlerinden tam anlamıyla ayrılmadıkları, HSK’nın başında Adalet Bakanlığı temsilcilerinin bulunduğu, hâkimlerin Adalet Bakanlığı personeli tarafından mülakatla seçildiği, savcı ile hâkim arasında mesleki anlamda net bir ayrımın fiilen yapılamadığı,[vi] bu durum karşısında, yukarıda belirttiğimiz uluslararası yargı etiği ilkeleri ile ilgili daha detaylı değerlendirmelerin yapılmasının lüzumu yoktur.

HSK varlığını sürdürdüğü ve hâkimlik ile savcılık arasındaki ayrım netleşmediği sürece, yargı etiğinin ülkemizdeki esaslarından bahsetmek distopik bir yapılanmada, distopyadan dolayı ütopya halini alan—aslen olağan olması gereken—ütopik koşulların neden uygulanamayacağını tartışmaktan öteye geçemeyecektir. HSK adlı bu başarısız yapılanmanın ilgasından sonra, konunun esasına dair yapılacak tartışmalar daha gerçekçi olacaktır. Nitekim GRECO’nun yaklaşık yirmi yıla yayılan raporları incelendiğinde de görüleceği üzere, tavsiyeler yerine getirilmemiş ve herhangi bir ilerleme olmamıştır. Gelişme kaydedilmemesi yönündeki başarısızlıklar, GRECO tarafından da üzüntü ile karşılanmıştır.

Yargı etiği tartışmalarında hakim olan görüş, hâkimlerin hakkaniyete uygun olmasa da, demokratik yolla seçilmiş olan kanun yapıcılar tarafından düzenlenmiş kanunlara uymasıdır. Kanun yapıcılar ise 1981’den bu yana, önce HSYK, akabinde de isim değişikliği ile HSK olarak yargı erki üzerindeki etki ve yetkilerini devam ettirmekten vazgeçmemişlerdir. Yürütme erkinin HSK üzerindeki yetkilerinin de artması ile, kuvvetler ayrılığı ilkesi tamamen zedelenmiştir.

HSK’ya yapılan atanmaların çoğu yasama ve yürütme erki tarafından yapıldığı için, bağımsızlık ve tarafsızlık hususunda, müphem durumlar oluşmaktadır. Keza HSK, aynı zamanda hâkimlerin (ve savcıların) disiplin ve atama işlemlerini de yapmaktadır. Bu durum, özellikle HSK’nın prosedürlerinin yargılama faaliyetleri gibi şeffaf olmadığı hususu dikkate alındığında da HSK’nın bütün hâkimler (ve savcılar) üzerinde bir baskı aracı olarak değerlendirilebilmesine sebep olabilmektedir.

Üzerinde böyle bir baskı olan hâkimlerin, yargı etiği ilkelerine bağlı kalmalarının önemliliği kadar, halkın da bu ilkelere bağlı kalındığına dair inancının olması gerekmektedir. Ne yazık ki, adalete güven endeksinde, ülkemiz giderek aşağı sıralara gerilemektedir. Bu güvensizliğin bireysel olarak hâkimlere karşı olmaktan ziyade, kurumsal olarak adalet sistemimizdeki hatalı yapılanmalara karşı bir güvensizlik olduğu kanısı daha olasıdır.

Etik bir yargılama sürecinde ne hâkimin ne de avukatın, bir üste yahut asta ihtiyacı olmamalıdır; yargılamanın bütün tarafları eşit güçler ile donatılmış olmalıdır. Aksi, yargı etiğinden uzaklaşıp, ülkedeki adaletin etiğini yargılatır.

Adaletin etiğinin yargılandığı ülkede ise, yargı sadece kanunların uygulayıcısı konumuna geçer; keza, insanlar adalete ve hakkaniyete dair inançlarını yitirirler. İhkak-ı hakkı, hak olarak addederler. Adaletin bittiği yerde kaos başlar; hükümetler ve devlet dahi kalmaz. Zira adalet, devletlerden çok daha önce ortaya çıkmış, ilk insanlarla birlikte dünyada tesis edilmeye başlamış bir düzendir.

Adalet, kendi kendine yerine gelmez; bu sebeple her daim çaba sarf edilmeli, bu konuda tembellikten kaçınılmalıdır.

Toplumların hayatta kalabilmesi, milletlerin varlığını devam ettirebilmesi, masumların zalimlerden korunması, ulusların barışını perçinlemesi, eşitliğin bir nebze de olsa var olabilmesi, dürüstlüğün karine olarak da olsa değer görmesi, bireylerin kurumlara ve devletlere, kurumların devletlere, devletlerin birbirlerine karşı yargılanmalarında eşitliği tesis edilebilmesi, kanunlarda yazsa dahi, ancak hakkaniyetli bir adalet sisteminin güvencesi ile tesis edilebilir.

Adalette atalet baş gösterirse, yalnızca yukarıda saydıklarımızın hiçbiri gerçekleşmemekle kalmaz; aynı zamanda hukuk sistemine gölge düşer, yargıya dair ümitler ve umutlar tükenir. Adalet, adalet saraylarında aranmaktan çıkar ve ihkak-ı hak, hak olarak algılanmaya başlanılır. Toplumdaki adalet ahlakı ile adaletteki ahlaka dair inanış; dolayısıyla topyekûn ahlak sükût eder. Eskiden zedelenen vicdanlar, adaletsizliği olağan olarak algılamaya başlar ve toplumsal vicdan nasır tutup suskunlaşmaya başlar; toplumsal huzur ve barış ortamı ortadan kalkar. İnsan haklarına olan inanç tamamen yok olur, insanlar temel hak ve özgürlüklerini dahi unuturlar. Eşitlik olgusuna kimse inanmamaya başladığı için toplum genelinde karamsarlık artar ve bunun sonucunda suç oranları yükselişe geçer. Hukuk devleti olmanın gereği yerine getirilememiş olacağı için, demokrasinin temelleri kökünden sallanır. Bu nedenlerle, adalette ataletin olduğu dönemler, hukuk ve tarih kitaplarında, insanlığın utanç dolu yıllarına örnek olan en karanlık zamanlar olarak anlatılırlar.

Yazımıza son vermeden önce, konuyu son dönemlerde yaşanmış bir olay üzerinden okuyucunun fikirlerine sunmak isteriz.

Ceza yargılaması tarihine bakıldığına, “göze göz” ilkesinden öncesine giden ilkenin intikam, yani öç alma olduğu görülmektedir. Hukuk her ne kadar yaşayan bir bilim olsa da, bazı konulara dair tartışmalar statükocu (status quo) zihniyetlerden ötürü geride bırakılamamıştır. Öç almanın cezai yaptırım olarak kabulünden binlerce yıl sonrasına gelindiğinde, bazı hukukçular aksini savunsalar ve farklı açıklamalar getirmeye çalışsalar da halen “göze göz” ve öç almanın karışımı olan idam olgusunun uygulandığı ülkeler olduğu üzücü bir gerçektir. Üstelik bu ülkelerde, idam edilen kişilerin ya tamamen suçsuz olduğunu yahut cezai ehliyetlerinin olmadığı da çoğu zaman idamdan sonra ortaya çıkmıştır.[35]

İdam bir ülkenin kanununda ceza olarak geçse de bir hukukçunun gözünde devlet eliyle ve öç alma saikiyle işlenen cinayet konumunda olmalıdır. Halbuki devlet, cinayet işlememelidir. Hâkimler, kanunda yazanı uygulamak ile mükelleflerdir. Bununla birlikte, bir ülkenin kanunun yazdıkları ile birlikte, hukukun evrensel ilkelerine, uluslararası sözleşmelere ve hakkaniyete de dikkat edilmesi gerekmektedir.

Bu konu ile ilgili olarak en dikkat çekici davalardan birisi George Stinney Jr. adlı çocuğun idamı ile ilgili olanıdır.[vii] ABD’de, 1944 yılında, 14 yaşında aleyhinde idam kararı verilen ve henüz 15 yaşındayken idam edilen George’un, 2014 yılında kardeşleri tarafından yapılan başvuru sonucunda suçsuz olduğu ortaya çıkmıştır.[36]

Federal kanunlar eyaletlerin idam kararlarını engellemiyordu, Güney Carolina da hiçbir gerçek ve somut kanıt olmadan, belki de sadece siyah bir çocuk olduğu için, George’u idam etmekten çekinmedi. Mahkeme’de, jürinin karar vermesi sadece on dakika sürmüştü. Elektrikli sandalyede boyu kafanın geçirildiği kısma yetişmediği için, George’un altına kitap koyarak kafasının yetişmesini sağladılar.

Ülkemizde de idam, uzun yıllar boyunca uygulanageldi. Ne yazıktır ki, hukuki bir gelişmişlik neticesinde değil, bir pazarlık sonucunda hukuk sistemimizden kaldırıldı. Yine de idamın hukuk sistemimizden çıkması, hukuk devleti olma adına atılan adımlar açısından büyük bir kazanımdır.

Bütün okuyucuları bir soruyu düşünmeye davet ediyorum:

Eğer ellerinde idam gibi, geri dönüşü olmayan bir karar verme yetkisi olsaydı, FETÖ’nün hâkim ve savcıları tarafından yürütülen Ergenekon, Balyoz, İnternet Andıcı gibi davalar nasıl sonuçlanırdı? Millî İstihbarat Teşkilâtı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapan birçok şerefli vatan evladımız, gizli tanık olarak ifadeleri kabul edilen PKK’lı sözde tanıkların karalamaları ile bugün hala aramızda olabilir miydi? Yoksa şu anda, ülkece kaybettiğimiz vatan evlatlarımızın yasını mı tutuyor olurduk?

Yasaların Uygulanmasından Sorumlu Olanlar için Davranış Kuralları

Özetle, sistemik bozukluklar giderilmeden, bireysel etik değerlere uyumun arttırılması ancak bir noktaya kadar etkili olacaktır. Düzgün sistem, bozuk elemanını ayıklamayı ve düzeltmeyi becerme kuvvetine haizdir. Bununla birlikte, sistemin kendisinde hatalar olduğu zaman, sadece bireysel hataları elemek gibi bir şanstan vareste olmayacak, düzgün olan bireyleri de bozmaya başlayacaktır. HSK’nın varlığı ve şu andaki şekliyle mevcudiyeti hem sistemi hem bireyleri sorunlu hale getirmeye devam edecektir. Bir hâkimin meslekteki yükselişi, “kapattığı dosya sayısına” endeksli olursa, o “dosya” kişilerin hayatını ilgilendiren vakalar olmaktan çıkacak; puantaj tablosundaki skora dönüşecektir. Buna benzer onlarca hatalı uygulamanın son bulması amacıyla, başta hâkimler olmak üzere, bütün adalet sistemimizin HSK ile vedalaşma vakti gelmiştir.

Kaynakça: 

[1] Etik ve Ahlak arasındaki farklılıklar ve benzerlikler konusu hakkında kısa ve bakış açımızdan daha farklı bir görüşe dair kaynak okumak isteyenler için: Nedim Yıldız, ETİK İLE AHLAK AYIRIMI, Felsefe Arkivi, 35. Sayı, 2008-2010, 23-36, erişim:  https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/697006, son erişim 01.10.2023.
[2] Frans de Waal, vd., Primates and Philosophers: How Morality Evolved, Ed.Stephen Macedo ve Josiah Ober, Princeton University Press, 2006. JSTOR, http://www.jstor.org/stable/j.ctt7tbch . Son erişim 01.10.2023.; Marc Bekoff ve Jessica Pierce, Wild Justice: The Moral Lives of Animals, University of Chicago Press; Resimli Basım, 2010.
[3] Örneklerin çoğaltılmasında, bir başka değişle bazı örneklerin fikrî mütalaası amacıyla, OpenAI adlı şirketin ChatGPT adlı platformuna başvurulmuştur.
[4] Magna Carta for Judges, Consultative Council of European Judges, Strasbourg, 17.11.2010. https://rm.coe.int/16807482c6. Son erişim 3.10.2023. Türkçesi için bkz. Hâkimlerin Magna Carta’sı, https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/Dosyalar/9fb527a1-dd9b-463f-bcf4-1a20db157389.pdf, Son erişim 3.10.2023.  ¶5
[5] Id. ¶6
[6] Id. ¶7
[7] Id. ¶8
[8] Id. ¶10
[9] Id. ¶11
[10] Id. ¶14-15
[11] Id. ¶16
[12] Id. ¶16-17
[13] Avrupa Konseyi 2010/12 Tavsiyesi Paragraf 21-23
[14] Id. ¶9
[15] Id. ¶5
[16] Id. ¶6
[17] Id. ¶7
[18] Id. ¶16
[19]Id. ¶18
[20] Id. ¶17
[21] Yargi Etiğine İlişkin Uluslararasi Temel Standartlar, s. 99-108, https://www.etik.gov.tr/media/cthlcpey/yargi_etigine_iliskin_uluslararasi_temel_standartlar.pdf, (son erişim 24.09.2023).
[22] id., s.101-102
[23] id., s.102-103
[24] id., s.103-104; İngilizce metin için bkz. https://www.judicialintegritygroup.org/images/resources/documents/ECOSOC_2006_23_Engl.pdf ,(son erişim 24.09.2023).
[25] Supra not 18., s.104-106
[26] id., s.106-107
[27] id., s.107-108
[28] Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, “Why Do States Comply with International Law”, (Devletler Neden Uluslararası Hukuka Uyarlar?), University of Arizona James E. Rogers College of Law, (yayınlanma aşamasında).
[29] id.
[30] id.
[31] Milletvekilleri, Hâkim Ve Savcılar Bakımından Yolsuzluğun Önlenmesi, Dördüncü Aşama Değerlendirmesi, Üçüncü Ara Uyum Raporu TÜRKİYE, Group of Countries Against Corruption 25.03.2022, Avrupa Konseyi,  https://rm.coe.int/dorduncu-asama-degerlendirmesi-milletvekilleri-hâkim-ve-savc-lar-bak-m/1680a6f8fc , son erişim 21.09.2023.
[32] a.g.e.
[33] a.g.e.
[34] a.g.e.
[35] Örnek vakalar için bkz. https://deathpenaltyinfo.org/, özellikle bkz. https://deathpenaltyinfo.org/policy-issues/innocence/description-of-innocence-cases?scid=6&did=110 ve https://deathpenaltyinfo.org/database/innocence; ayrıca bkz. https://innocenceproject.org/innocence-and-the-death-penalty/; ayrıca bkz. https://www.cbc.ca/news/canada/canada-s-wrongful-convictions-1.783998;
[36]Mahkeme kararı için Bkz.  https://s3.amazonaws.com/s3.documentcloud.org/documents/1382796/stinney-ruling.pdf, son erişim 03.10.2023.
[i] Bu konuda tam tersini düşünenler de vardır. Örneğin Maya Angelou, hem etiğin globalliği yönündeki, hem de ettiğin felsefeden çok sosyolojiye yakın bir konu olduğu yönündeki tespitlerimize katılmadığını şu sözlerle ifade etmektedir: “Bir toplumun ihtiyaçları etiği belirler”.
[ii] Buradaki “suçludur” ibaresi “etik ilkeleri çiğnemiştir” anlamında kullanılmış olup, hukuki anlamdaki suçluluk durumunu ifade etmemektedir.
[iii] Kimi yerlerde bu sözcük “doğruluk”, kimi yerlerde ise “bütünlük” olarak çevrilmiştir. Esasen, Türkçe’de, “Integrity” kelimesinin yukarıdaki kullanımını birebir karşılayan bir sözcük yoktur. Bütünlük, doğruluk vb. kullanımlar, integrity sözcüğünün diğer anlamları olup, buradaki kullanımı açıklamaya yetmemektedir. Yapılabilecek tanımların hepsi felsefi tartışmalara açıktır. Somut olaydaki kullanım açısından, tarafımızca şu tanım yapılmıştır: “özü sözü ile bir bütün olan, aldığı kararlarda hem adaleti hem de adaletin tecelli etmesine giden yolu şüpheye mahal vermeyecek derecede karakter bütünlüğüne sahip olarak şeffafça açıklayabilen, kararlarının hesabını hem hukuken hem de vicdanen verebilen kişilik özelliği”.
[iv] A. Liberal Theories – (Liberal Teoriler)
    1. Managerial Theories – (Yönetimsel Teoriler)
    2. Reputational Theory – (İtibar Teorisi)
    3. Personality Theory – (Kişilik Teorisi)
    4. Organizational-Cultural Theory – (Örgütsel-Kültürel Teori)
    5. Legitimacy Theory – (Meşruiyet Teorisi)
    6. Transnational Legal Process – (Uluslarötesi Hukuki Süreç)
    7. Constructivism – (Konstrüktivizm)
    8. Realist Theory – (Realist Teori)
    9. Neorealist Theory – (Neo-Realist Teori)
    10. Enforcement Theory – (Uygulama/Zorunluluk Teorisi)
    11. Rational Choice Theory – (Rasyonel Tercih Teorisi)
[v] Yazarın Notu (YN). Bir makale yazarken birçok önemli husus vardır, bunlardan iki tanesi birbiri ile tezattır. Birincisi, direkt alıntıların makaleye oranla çok fazla olmaması gerektiği, ikincisi ise, büyük önem arz eden alıntıların aynen makaleye eklenmesi gerektiğidir. Somut olayda, Türk Adalet Sistemi açısından büyük önem arz etmeleri sebebiyle, makaleye oranla direkt alıntıyı geniş tuttuğumu belirtmek isterim.
[vi] Hâkim ve savcının yan yana oturduğu, iki meslek arasında atama ile geçişlilik olduğu, aynı sınav ile göreve başladıkları bir ortam kastedilmektedir.
[vii] Bu trajik konu hakkında detaylı okuma yapmak isteyenler için: Kendall Bell, Triple Tragedy in Alcolu: The execution of 14-year-old George Stinney, Jr., accused of the murders of Betty June Binnicker and Mary Emma Thames, Bella Rosa Books, 2020. Ayrıca bkz. Eli Faber, The Child in the Electric Chair: The Execution of George Junius Stinney Jr. and the Making of a Tragedy in the American South, University of South Carolina Press, 2021.

Bunu okudunuz mu?

İdam Türleri

Kurşuna Dizme: Klasik bir yöntem olan bu idam şeklini Afganistan, Beyaz Rusya, Etiyopya, Kuzey Kore, …

Hukuk Ansiklopedisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et