Yeni
Ana Sayfa » Hukukbook » Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar

Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar

Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu ‘İslamiyette Kadın’ Eseri Üzerine Notlar[1], isimli makale Karabük Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Devletler Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Asker[2], İşletme Fakültesi, Bankacılık ve Finans Bölümü öğretim üyesi Dr. Canan Yıldıran[3] ve Arş. Gör. Duygu Özkan[4] tarafından kaleme alınmıştır. Makale ilk olarak 9-21 Ekim 2017 tarihlerinde Bakü’de düzenlenen II. Uluslararası Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresinde bilimsel tebliğ olarak sunulmuştur.  Kongrede sunulan tebliğlerin basıldığı Bildiri Kitabında bölüm olarak yayınlanmıştır. Makale, Ahmet Ağaoğlu‘nun kadın sorununa bakış açısını yansıtmakla birlikte günümüzde yaşanan kadın sorunlarına da bilimsel bir perspektif sunmaktadır.

Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar

Özet

Ahmet Ağaoğlu Türk Düşünce tarihinin yetiştirdiği önemli şahsiyetlerden biridir. 1869 yılında Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinde Şuşa şehrinde dünyaya gelmiş Ahmet Ağaoğlu önce Şuşa’nın geleneksel Müslüman okullarında eğitim almış ardından Tiflis’te lise öğrenimini tamamlamıştır. Burada sanat, kültür, ilerici fikirler, inkılapçılık gibi değerleri yakından gözlemlemiş ve Müslüman dünyası ile ötekilerin farkını endişe ederek müşahede etmiştir.

Doç. Dr. Ali Asker

Lise eğitiminden sonra Üniversite için önce Petersburg Politeknik Yüksek Mühendislik okulunda bir buçuk sene eğitim alsa da eğitimine devam etmemiş ardından Fransa’ya giderek Paris Sorbonne Hukuk Fakültesi ve Collège de France’dan mezun olmuştur. Müslüman toplumda gençlik yıllarının ardından öğrencilik hayatını Avrupa’da geçirmiş, iki imparatorluğun tebaası, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak renkli siyasi bir yaşam sürdürmüştür. Ahmet Ağaoğlu’nun bir düşünce adamı olarak yetişmesinde kuşkusuz bulunduğu ortamlar büyük etki yapmıştır. Bir fikir adamı olarak Ahmet Ağaoğlu, yetiştiği ortam ve içinde bulunduğu koşullar kadar zengin ve çok boyutlu düşünce yapısına sahiptir. Gazeteci, mütefekkir, yazar, politikacı gibi vasıfları kendinde birleştiren Ahmet Ağaoğlu düşünce hayatına da erken yaşta atılmıştır.

Dr. Öğr. Üyesi CANAN YILDIRAN

Azerbaycan’da modernleşme ve düşünce hayatının gelişim safhasında yazdığı yazılar ve faaliyetleriyle kendini tanıtmış, toplum hayatının çok değişik sorunlarını ve belli başlı konularını ele alarak derinden analiz etmiştir.

Ağaoğlu’nun dikkatini çeken konulardan biri de İslam dünyasının içinde bulunduğu durumdur. Bugün İslam dünyasında önemli sorunlardan biri kadın hakları, İslam ve kadın sorunları Ahmet Ağaoğlu’nu yakından ilgilendirmektedir.

Arş.Gör. DUYGU ÖZKAN

Bu bağlamda yazarın 1901 yılında Rusça kaleme aldığı ve uzun yıllar sonra Türkiye’de de tercüme edilerek yayınlanmış “İslamiyette Kadın” eseri hacmi itibari ile kısa olsa da düşünce derinliğine göre önemli bir yere sahiptir.

Üç bölümden oluşan bu eserde yazarın yaşadığı dönemde kadın haklarının gelişmesi, İslamiyet öncesi İran ve Arap toplumunda kadının durumu, İslam dini, İslam kaynaklarına göre kadın, Hazreti Muhammed’in kadınlara tanıdığı haklar ve ayrıcalıklar, İslam tarihi boyunca Müslümanlıkta kadın hakları ve kadının güncel durumu ele alınmıştır.

Ahmet Ağaoğlu bu eserde İslam dininin kadına ilişkin hüküm ve normlarının, aslında kadınları haksız saldırılardan koruduğunu söylemekte olup İslam dünyasındaki kadın problemlerini İslam’a değil, dini normları uygulayıcılara atfetmektedir. Bu tebliğde Ağaoğlu’nun “İslamiyette Kadın” eseri 21. yüzyılın gelişim düzeyi zaviyesinden okunacak, bu sorun elde edilen kazanımlar ve kaybedilen değerler bağlamında değerlendirilecektir.

Anahtar Kelimeler: Ahmet Ağaoğlu, İslam, kadın hakları, İslam’da kadın, düşünce tarihi.

Ahmet Ağaoğlu’nun “İslamiyette Kadın” isimli eseri

In Today’s Point of View Ahmet Agaoglu’s Work “Women In Islamic”

Abstract

Ahmet Agaoglu is one of the important personalities of Turkish history of thought. Ahmet Ağaoğlu, who was born in Shusha in the Karabakh region of Azerbaijan in 1869. He completed his high school education in Tbilisi after having been educated in Shusha’s traditional Muslim schools. Here he closely observed values such as art, culture, progressive ideas, revolutionism and he was worried by the difference between the Muslim world and the others.

After high school education, he did not continue his education even though he studied for one and a half years at the Polytechnic Higher Engineering School in Petersburg then he went to France and graduated from Paris Sorbonne Law School and Collège de France. After years of youth in Muslim society, he spent his education life in Europe. Ahmet Agaoglu, a subject of the two empires, then as a citizen of Turkish Republic, sustained a colorful political life. Undoubtedly, environments that Ahmet Agaoglu attended had a huge impact on him for being a thinker. Ahmet Agaoglu, as a thinker, has a broad and multidimensional mindset as much as his environment and conditions. Combined the qualities like journalist, thinker, writer, politician himself in his life, has entered into intellectual life at an early age.

He introduced himself in Azerbaijan with his works and activities at the stage of modernization and development of intellectual life. He has deeply analyzed the different problems and the main issues of community life.

One of the issues that attracts attention of Ahmet Agaoglu is the situation of the Islamic world. One of the major problems in the Islamic world today is women’s right which is closely related to Ahmet Agaoglu.

In this context, the writer wrote in Russian in 1901, and translated “Women in Islam” published in Turkey many years later which is a thin volume but has an important place according to depth of thought.

In this work composed of three parts, the development of women’s rights, in contemporary, pre-Islamic, Iranian and Arabian society, women’s situation, Islam religion, according to Islamic sources, the rights and privileges of Prophet Muhammad’s women, the development of woman’s rights in Islam throughout the history of Islam and the current situation of women have been discussed.

In this work, Ahmet Agaoglu, asserts that judgments and norms of Islamic religion in fact protects women’s from unjustified attacks. Problems concerning women in İslam are to be attributed to practitioners not religious norms. In this paper, Agaoglu’s “Women in Islam” will be read from the point of view level of progress in the 21st century, this problem will be evaluated in the context of the achievements and lost values obtained.

Key Words: Ahmet Agaoglu, Islam, woman right, woman in Islam, history of thought.

Ahmet Ağaoğlu
Prof. Dr. Ahmet Ağaoğlu

Giriş

Ahmet Ağaoğlu Azerbaycan’ın ve Türkiye’nin içtimai ve siyasi hayatında kendine özgü yeri olan önemli bir düşünce adamıdır. Siyasi ve içtimai faaliyetlerin yanı sıra yazar, gazeteci, hukukçu ve akademisyen kimliği ile tanınan Ahmet Ağaoğlu’nun çalışma ve ilgi yelpazesi son derece geniş ve zengindir. İki imparatorluğun tebaası olmuş, Azerbaycan’ın (Karabağ) İslam muhitinde büyümüş, Avrupa’da eğitim almış, imparatorlukların yıkılmasına tanıklık etmiş bir düşünce adamı olarak Ahmet Ağaoğlu Türk-İslam toplumlarının içinde bulundukları sorunları yakından gözlemleme fırsatına sahip olmuştur. Ahmet Ağaoğlu en az beş dile (Azerbaycan Türkçesi, Osmanlıca, Rusça, Farsça ve Fransızca) tam şekilde hâkimdi ve birden çok üniversite diplomasına sahipti. O kitap yazan, makale yazan, gazete çıkaran, üniversite ve liselerde yabancı dil, edebiyat, hukuk, tarih, hukuk tarihi dersleri veren, üç ayrı ülkede devlet memuru olmuş ve siyasi vazifelere tayin edilmiş bir şahıstı.[5]Aldığı eğitim ve bulunduğu ortamlar Ağaoğlu’nun genç yaştan itibaren bir düşünce adamı olarak şekillenmesinde etkili olmuştur.

İslam Dünyasında yüzyılların sorunu olduğu kadar günümüzün de sancılı meselelerinden olan kadın problemi Ahmet Ağaoğlu’nun dikkatini çekmiştir. Yazar bu konu ile ilgili düşüncelerini, eleştiri ve tespitlerini “İslamiyette Kadın” eserinde ortaya koymaya çalışmıştır. Bu eser 1901 yılında Rusça kaleme alınarak yayınlanmış, uzun yıllar sonra Türkçeye de tercüme edilerek “İslamiyette Kadın” adıyla yayınlanmıştır.[6] Üç bölümden oluşan bu eserde yazarın yaşadığı dönemde kadın haklarının gelişmesi, İslamiyet öncesi İran ve Arap toplumunda kadının durumu, İslam dini, İslam kaynaklarına göre kadın, Hazreti Muhammed’in kadınlara tanıdığı haklar ve ayrıcalıklar, İslam tarihi boyunca Müslümanlıkta kadın hakları ve kadının güncel durumu ele alınmıştır.

Cinsiyet ayrımcılığı, kadınların toplum hayatında, eğitim ve kültür alanında temsili kurumlarda ve nihayet ailede sahip olduğu konumla ilgili günümüz İslam dünyasının farklı toplumlarında farklı gelişim seyirleri gözlemlenmektedir. 21. yüzyılda kadın sorununun maalesef beşeriyete mal olduğunu, Müslüman topluluklarda ise bu alanda derin problemlerin yaşandığını söyleyebiliriz.

Ahmet Ağaoğlu’nun bu eseri yazmasından yüz yılı aşkın bir sürenin geçmesine rağmen kadın sorunlarının günümüzde sorunlar listesinin başlarında yer alması üzücü olduğu kadar düşündürücü bir meseledir. Bununla birlikte İslâm öğretilerinin yanlış yorumlanması, özellikle uydurma sözlerin hadis olarak kabul edilmesi, kadın aleyhtarı yabancı kültürlerin İslam’a girmesi kadını “asırlar boyu aşağılanmış ve toplumdan adeta soyutlanmış” hale getirmiştir ve bu durum hale devam etmektedir.[7] Oysa İslâm, kadını horlandığı mevkiden alıp yükseltmiş, erkeği de kibir ve gururundan aşağı indirmiş, iki cinsi kulluk ve insanlık mertebesinde eşit saymıştır. Birçok ayetlerde erkek ve kadına birlikte hitap edilmektedir. Kur’an-ı Kerîm, kadın ve erkeğin birbirlerini tamamladıklarını, birisi olmadığı takdirde diğerinin de olmayacağını, insanlık bakımından aralarında bir fark bulunmadığını söylemiştir.[8] Ahmet Ağaoğlu da bu eserinde kadın sorununun İslam’dan kaynaklanmadığını bilakis İslam’ı yorumlayanların ve kuralları uygulayıcıların yanlış yaklaşımı; tutum ve davranışları sonucunda kadın sorununun oluştuğuna dikkat çekmektedir.

Ali Asker

İnsan haklarının bir parçası olarak kadın hakları günümüz dünyasında önemli sorunlar içeren haklar kategorisine dâhildir. Bu sorun sadece normatif nitelikli olmayıp toplumların içtimai, siyasi, maarif, ekonomik ve kültürel yapılarıyla yakından ilgilidir.  Ahmet Ağaoğlu’nun tam bir asır önce ele aldığı sorunlar farklı mecralarda ve değişik boyutlarda bugün de devam etmektedir. 21. yüzyıl insanının bakış açısı zihniyeti ve düşünce yapısı çerçevesinden “İslamiyette Kadın” eserinin yeniden okunması tarih ve günümüz bağlamında İslam’da kadın sorunlarının değerlendirilmesi açısından önem taşımaktadır.

  1. Ahmet Ağaoğlu’nun Hayat ve Faaliyetleri

Ahmet Ağaoğlu 1869 yılında Azerbaycan’da Şuşa şehrinde doğmuştur.[9] ilk eğitimini Şuşa’daki Rus okulunda ve Tiflis Gimnazyumunda aldıktan sonra 1887’de Petersburg Mühendis-Tekniki Enstitüsünü kazanmış, fakat gözlerindeki rahatsızlığı nedeniyle, Şuşa’ya dönmüştür. Tedavisinin ardından yükseköğrenimini devam ettirmek için Paris’e gitmiştir.[10]   Altı ay devam eden Fransızca eğitiminin ardından 1888’de Ahmet Ağaoğlu Sorbonne Üniversitesinde hukuk eğitimine başlamıştır. O burada eğitim aldığı sırada aynı zamanda Pratik Yüksek Araştırmalar okulunda ünlü “Avesta” araştırmacısı James Darmsteter’in derslerine, Şark Dilleri Okulunda ise Shefer ve Barbier de Meynard’ın Arap, Fars ve Türk dilleri derslerine katılmıştır.[11] 1890’lı yıllardan itibaren Ahmet Ağaoğlu artık Fransız basınında kendisinin Şarkla ilgili, çeşitli konulardaki makalelerini yayınlatmaya başlamıştır. “La Nouvelle Revue”, “La Revue bleue politique et litteraire”, “Journal des debats” gibi tanınmış yayınlarda İran ve Azerbaycan’la ilgili, bu bölgede yaşayan halkların tarihi, edebiyatı, medeniyeti vs. konusundaki yazılar yayınlatmıştır.

Bu dönemde, yani 1890’ların başlarında Ahmet Ağaoğlu Tiflis’te Rusça yayınlanan Kafkasya ve Bakü’deki “Kaspi” gazeteleriyle de işbirliği yapmıştır.[12] Ailevi durumlarla ilgili tekrar Şuşa’ya dönmüş, ardından Tiflis’e yerleşmiş, Fransızca öğretmenliğine başlamıştır. Okulda çalışırken bir taraftan da Kafkas gazetesinde yazarlığını sürdürmüştür. 1896’da Şuşa’ya geçerek burada Fransızca öğretmenliğine devam etmiştir.[13]  Üç yıl Şuşa’da yaşadıktan sonra Zeynelabidin Tagıyev’den aldığı teklif üzerine Bakü’ye geçmiş ve orada Kaspi gazetesine ortak olmuş, ayrıca, gazetenin başyazarlığını ve editörlüğünü yürütmeye başlamıştır. 1905 yılında arkadaşı Ali Bey Hüseyinzade ile birlikte Hayat gazetesinin redaktörlüğünü yürütmüştür. Az sonra oradan ayrılarak İrşad ve Terakki gazetelerinin de redaktörü olmuştur.[14] Çar hükümetinin Müslümanlar üzerindeki baskıyı artırdığı, Ermenileri savunduğu, Müslüman-Ermeni çatışmasında ikiyüzlü politika uyguladığı bir dönemde Ahmet Ağaoğlu kendini cesur bir mücadele adamı olarak tanıtmıştır.

Ahmet Ağaoğlu’nun faaliyetleri Ruslar tarafından ciddi şekilde takip edilmiş, kitap ve yazıları “Pantürkist” olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştır. Türkiye’de meşrutiyet ilan edilince birçok dostunun işbaşına geldiğinden yararlanarak 1909’da[15] gizlice İstanbul’a gitmiştir.[16]  1918’de Azerbaycan’da milli devlet kurulduktan sonra Ahmet Ağaoğlu Kafkas İslam Ordusunun komutanı Nuri Paşanın siyasi danışmanı olarak Azerbaycan’a gelmiştir. Bu dönemde Azerbaycan’ın bağımsızlığının uluslararası çapta tanınması amacıyla A.Topşubaşov’un başkanlığında Paris Barış Konferansına gönderilecek heyette Ahmet Ağaoğlu da yer almıştır. Fakat Fransız makamlarının vize vermemesi sonucunda heyet yaklaşık üç ay İstanbul’da beklemek zorunda kalmıştır. Bu sırada Ahmet Ağaoğlu İngilizler tarafından bir savaş suçlusu olarak tanımlanarak tutuklanmıştır. İngilizlerin raporlarında Ahmet Ağaoğlu’yla ilgili gerçeğe uymayan birçok yanlış ve garazlı iddia yer almıştır.[17] Malta’daki tutukluluk süresi ağıt şartlar altında 1921 yılına kadar devam etmiştir. Ağaoğlu, serbest kalmasıyla önce İstanbul’a ardından da Milli Mücadele’ye destek olmak amacıyla Ankara’ya geçmiştir. Ahmet Ağaoğlu’nun bundan sonraki yaşam ve faaliyetleri Türkiye’de devam etmiştir.

Çok renkli ve yoğun siyasi ve içtimai faaliyetleriyle tanınan Ahmet Ağaoğlu akademisyenlik ve gazetecilik yapmış, siyasi faaliyetlerine devam etmiştir. Siyasi faaliyeti boyunca özgün duruşu ve düşünceleriyle tanınmış Ahmet Ağaoğlu zaman zaman siyasi yönetimle ters düşmüş ve bu durum siyasi kariyerini önemli ölçüde etkilemiştir. 1931 yılında vekilliğinin sona ermesiyle birlikte İstanbul’a taşınmış ve İstanbul Üniversitesi’nde hukuk dersleri vermeye başlamıştır. 1933 yılında üniversiteden emekliye ayrılmış, bu tarihten sonra da gazeteciliğe devam etmiştir. Son döneminde yine iki arkadaşı ile birlikte çıkardığı Akın Gazetesi’nde o dönemde uygulanmakta olan devletçi politikaları eleştirmeye devam etmiştir. Gazetenin bu tutumundan dönemin hükümeti memnun değildi.

1933 tarihinde ise Üniversite Reformu ile Darülfünun’da değişiklik yapılmış ve bu eğitim kurumu İstanbul Üniversitesi olarak yeniden düzenlenmişti. Bu düzenlemenin ardından Ahmet Ağaoğlu emekli edilmiş ve ayrıca, gazetesi de kapatılmıştı.[18] Ağaoğlu emekliliğe ayrıldıktan sonra Türklük Mecmuası ve İkdam gazetelerine yazı yazmıştır. 19 Mayıs 1939’da İstanbul’da vefat etmiştir.[19]

  1. “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar

“İslamiyette Kadın” eseri Ahmet Ağaoğlu’nun İslam dini ve ayrıca sosyal yaşamla ilgili görüşlerinin yer aldığı tek çalışma değildir. Ağaoğlu bu konudaki düşüncelerini değişik eserlerinde ortaya koymuş ve belli başlı tespitlerde bulunmuştur. Ağaoğlu’na göre din, kul ile Allah arasını düzenleyen bir prensipler sisteminden ibarettir. İslamiyet’i diğer dinlerden ayıran da dinin asıl konusunu oluşturan ve Müslümanları bir arada tutan inanç ve ibadetlerdir. Din içinde zikredilen hukuk, ekonomi, siyaset gibi diğer hususlar dine tesadüfi olarak girmiş veya din onlardan tesadüfi olarak bahsetmiştir. Tarihsel gelişim süreçlerinin etkisiyle din konusunda da bazı sorunlar ortaya çıkmış ve zamanla yalnız naslara değil, yanı zamanda alışkanlıklara bile dini mahiyet verilmiştir.[20] Görüldüğü gibi Ağaoğlu, dinin ortaya çıktığı ilk zamanlardaki saf, bozulmamış, temiz halinin zamanla tarihi koşulların etkisiyle değiştiğine, özüne aykırı bir hale geldiğine dikkat çekmektedir. Bu çizginin “İslamiyette Kadın” eserinde de korunarak devam ettiğini görmekteyiz. Kadın sorunlarını tarihsel, kültürel, sosyolojik yönüyle ele alan Ağaoğlu, aynı zamanda İslam’ı da haksız saldırılardan korumaktır.

Ağaoğlu İslam dininin aslında kadına önemli haklar sağlayarak onu, toplum içindeki düşük durumdan kurtarıp yücelttiğine vurgu yapmaktadır. Bunu doğrulamak için İslam öncesi Araplarda ve İran’da kadının ne kadar kötü durumda olduğunu gözler önüne sermektedir.[21] Yazara göre Hz. Muhammed’den önce Arabistan’da ve Arabistan’ı çevreleyen ülkelerde kadının durumu korkunçtu. Mesela İran’da kadın tam anlamıyla bir köle idi. Kapalı bir yaşayış sürüyor, dünyadan habersizdi. Yasalar kadın alım satımına izin veriyorlardı. Dini yasalar bir erkeğin annesi ile, kız kardeşi ile, hala ve teyzesiyle, kardeş çocuklarıyla evlenmesine izin veriyordu. [22] Kocaları kadınlara adeta bir ev eşyası gözüyle bakar, ister atar ister satardı ve onları öldürmek veya yaşatmak kocalarının elinde idi. Ağaoğlu, Kur’an-ı Kerîm’in her şeyden önce kız çocuklarının diri diri kuma gömülmeleri gibi vahşi bir geleneğe karşı isyan ettiğine dikkat çeker.[23]

Kadının bunca hukuksuz olduğu bir durumdan aile-nikah akitlerinde rızaya dayalı bir taraf haline getirilmesi, rızasız bir evlilik aktinin batıl saymak, sözleşmelerde taraf olmak, ticaretle uğraşmak, aile değerlerine sadık kalmakla birçok konuda bağımsız tasarrufta bulunmak vs. haklara sahip bir düzeye yükseltilmesi o günün toplumu için bir devrim niteliğindeki yeniliklerdi.

Ahmet Ağaoğlu, öncelikli olarak dünyada kadın haklarının korunması konusunda sürdürülen çabalara dikkat çekerek bu çabaları takdir eder. Yazar, insanlarda duygu derinliğinin artması, hak ve adalet kavramlarının gelişmesinin etkisiyle yüzyıllar boyunca kuvvetli cinsin zayıfı ezmesi gerçeğinin doğrulu hakkında şüphelerin uyanmaya başlaması ve kadınlar lehine cereyanların doğmasının altını çizerek Avrupa ve Amerika’da kadına tanınan hakların her gün biraz daha artarak kadın erkek eşitliği sağlanırken, Afrika ve Asya’da milyonlarca Müslüman kadını en ağır köleliğe mahkûm edildiğine vurgu yapar.[24]

Ağaoğlu, Müslümanların günümüzdeki durumunu Orta Çağ dönemi Avrupa’da, bir zamanlar Hıristiyanların içine düştükleri duruma benzetir ve bunun nedeninin insanların, aslında mensup oldukları dini bilmemelerinden kaynaklandığını yazar. Bu yüzden dini değil, dinin mensuplarını sorgular: Hıristiyanlık, Ortaçağ’daki Katoliklerin kusur ve kabahatlerinden ne derecede sorumlu ise, bugün de İslamlık Müslümanların kusur ve kabahatlerinden o derece sorumludur. Bu kusurların sebeplerini dinlerde değil, doğrudan doğruya dine düşman bazı esaslarda aramak gerekir. Nitekim din her zaman yalnız iyiliği, doğruluğu, akla yakın düşünceleri, ahiret dünyasını, ruhun ölümsüzlüğünü, iyilik ve kötülüğün karşılık göreceğini kabul eder, söz konusu kötülük ve kusurları kabul etmez.[25]

Kur’an-ı Kerîm’in kadınlar, yetimler ve miskinlerle ilgili ayetlerinin çarpıcı bir üslupla ele aldığına işaret eden Ağaoğlu, kadın konusuna atfen “Nisa” adını taşıyan büyük bir surenin olduğunun, tekçe bunun bile İslamda kadın meselesine ne kadar büyük önem verildiğinin bir göstergesi olduğunu vurgular. “Ey insanlar! Sizi aynı maddeden yaratan, ondan da eşini yaratan ve ikisinden de birçok erkekler ve kadınlar üretip yaratan Allahtan korkunuz!” şeklindeki ayetler o devrin Arap erkeklerini şaşırtan cesur ve beklenmedik ifadelerdir. Yazara göre bu sözler puta tapan bir Arap için, onun bütün geleneklerini, göreneklerini, anlayışlarını, dünya görüşünü altüst eden korkunç bir yenilik, başlı başına bir inkılap mahiyetini taşımakta idi.[26]

Peygambere atfedilen birçok hadisin kadınların önemini artırmak ve kişiliklerini yüceltmek amacı taşıdığını ifade eden yazar, İslam’da kadınlara tanınan hakların, Fransa gibi bugünün bazı memleketlerinde bile hala tanımak cesaretinin gösterilmediğine vurgu yapar.

Ahmet Ağaoğlu’nun, Kur’an-ı Kerîm’in ilgili dikkat çektiği esasları şu şekilde özetleyebiliriz:

Kızlar, anneleriyle babalarının mirasını alabileceklerdi. Anneler ve babalar, bundan böyle kızlarını satamayacaklardı. Kız çocukları, ergenlik çağına erdikten sonra, istedikleriyle evlenebileceklerdi. Kızların rızası alınmadan, onların adına kıyılacak nikâhlar, yolsuz ve hükümsüz sayılacaktı. Kızlar, bütün yurttaşlık haklarından yararlanabilecekler, meşru olan her işi yapabileceklerdi. Mukavele yapmak, imzalamak, başkalarına senet vermek, senet almak haklarına sahip olabileceklerdi.[27]

Evli kadınlar da her hakka sahip yurttaşlardı. Bunlar, kocalarına bağlı olmaksızın mallarını idare etmek ve mallarına sahip olmak hakkına maliktiler. Kocası karısından, emzikli çocuğuna meme vermesini istemekten başka hiçbir istekte bulunmayacaktı. Kadın, kocasına, sadece sadık olmak ve ona itaat etmek zorunda idi. Bu itaat de ancak, makul bir çerçeve ile sınırlandırılmıştı. Kadının kocasına bakması, onun mal ve mülküne göz kulak olması, tamamen isteğine bağlı bir iş olarak kalmakta idi.[28]

Karı ile koca arasındaki her anlaşmazlık, iki tarafın temsilcisinden kurulacak iki kişilik bir aile meclisinde halledilmek zorunda idi. Kadın gerek kocasının gerek çocuğunun mirasından yararlanabilecekti. Evlenme ve nikah aşka, sevgiye dayanmakta idi. Boşanma halinde koca, karısına mihr ödemek, hiç değilse üç ay için onun geçimini sağlamak zorunda idi. Kocasından ayrılmış bir kadın, küçük yaştaki çocuklarını yanında alıkoymak hakkına sahipti. Kocası ise, bu çocukların nafakasını sağlamakla mükellefti. Erkekler, hatta yolunu şaşırmış ve nikah bağlarına sadık kalmamış kadınlara karşı bile müsamahalı ve merhametli davranmak zorundadırlar. Kadınları kötü bir davranışla suçlandırırken bunu sadece şüpheye, hele dedikodu ve söylentilere dayanarak asla yapmamalıdır. Kadının sadakatsizliği, işi adil olduklarına, yalan yere şahadet etmeyeceklerine kanaat getirilen dört şahidin dinleneceği yetkili bir mahkeme tarafından görülmelidir. Mahkeme, böyle bir kadını, samimi bir pişmanlıkla son bulan nedamet hapsine mahkûm eder.[29]

Ağaoğlu, genel olarak Müslümanlıkta kadınların gelişme tarihini dört döneme ayırmaktadır: [30]
Hz Muhammed’den, Emevilerin iktidara gelişine kadar

Yazara göre Müslümanlığın ilk dönemlerinde kadınlar; sertlik derecesine varan bir fazilet duygusu, çile çekmeğe ve yiğitçe davranışlara karşı büyük bir istek, şiir ve propaganda eğilimine sahiptirler. Bu dönemin kadınları, duygu yüksekliği, yaradılışlarındaki soyluluk, yiğitçe karakterleri bakımından Hıristiyanlığın ilk dönemindeki kadınlara çok benzerler.[31] Bu dönem, aynı zamanda kadınların cahiliye kültüründen kurtularak yeni yaşam tarzına ve sosyal statüye kavuştukları dönemdir. Yazar bu döneme ilişkin en güzel örnekleri Hz. Peygamberin ve sahabelerinin hayatından vermekte olup en tipik kadın örneğinin bizzat Hz.Muhammed’in kızı Fatime olduğunu yazmaktadır.[32]

Emevilerden, Türk egemenliğinin kuruluşuna kadar

İslam dünyasında Türklerin egemenliğinden önceki tarih Emeviler ve Abbasiler dönemi olarak bilinmektedir. “Emeviler zamanında Müslüman kadını erkeklerle aynı koşullar içinde öğrenim ve terbiye görmekteydi. O dönemin kadınları yalnız yasa, din, ‘gelenek’ öğrenmekle kalmıyorlardı, ayrıca, şiir, edebiyat, güzel konuşma, kaligrafi de okuyorlardı. O dönem kadınlarının ahlak dürüstlüğüne, intikal sürati, zekâ kıvraklığı da eklenmektedir.” Ağaoğlu, Emevi döneminin en iyi Müslüman kadınlarından olan, Sükeyna’nın (Hz. Hüseyin ve Fatima’nın kızı) yaşamını örnek göstermektedir. Abbasiler döneminde İslam uygarlığı zirve noktasına ulaşırken yine aynı dönemde kadının terbiye ve yaşayız tarzında göze çarpmaya başlayan bir soysuzlaşma süreci de başlamış, uygarlığın gerilemesiyle Müslüman kadının da düşüşü başlamıştır. Ahmet Ağaoğlu bu gelişmede Suriye ve İran’ın ciddi etkisi olduğuna vurgu yapmaktadır.[33]

Türk egemenliği dönemi

Ağaoğlu, İslam’ın kabulünden önceki dönemlerde Türk-Tatar kadınlarının serbestlikten faydalandıklarını vurguluyor. Bu serbestliği oluşturan nedenlerden biri de Türklerin sürekli olarak göçebelik etmeleri, her zaman çadırlarda, her an, çeşitli olaylarla karşılaşan kabileler şeklinde yaşamaları olmuştur. Ağaoğlu, göçebelik faktörüne kuvvetli vurgu yapar, günümüzde göçebeliği bırakarak şehirlerde yerleşen ve şehir yaşayışını süren Türk – Tatar kabilelerindeki kadınların alabildiğine ve merhametsizce ezildiğini, aynı kabilenin göçebe kadınların ise kapalılığın ve çarşafın ne olduğunu bilmediklerini yazıyor.

Araplarla muharebelerde ele geçirilen, Bağdat ve Şam pazarlarında cariye olarak satılmış Tatar kadınları az değildi. Onların bir kısmı cariye statüsünden Halife karılığına kadar yükselmişti. Bu kadınlar zamanla devletin içtimai ve siyasi hayatında önemli rol almışlardır.[34]

Kadının kesin olarak düşüşü dönemi.

Ağaoğlu yukarıda geçen süreçlerden bahsederken kadın hukuksuzluğu dâhil, İran etkisini İslam’ın özünden uzaklaşmanın en ciddi nedeni olarak görmektedir. Ağaoğlu’na göre Abbasiler, kendilerini tahta oturtan İranlılara sempati ve meyillerini gizleme çalışsalar da, soyca Acem olan Bermekiler birkaç nesil boyunca halifelerin gözdesi olmuş ya da vezirleri olarak Hilafet işlerini idare etmişlerdir.[35]

Ağaoğlu Müslüman kadının ancak serbest ve bilinçli bir eş olacağı takdirde görevlerini faydalı bir şekilde başarabileceğini söylemektedir. Zira bu şartlar altında Müslüman kadın, çocuklarına sağlam bir karakter ve irade aşılayabilecektir. Buna göre de haremhane kadına gelişme olanağı vermeyen boğucu bir mekândır ve oradaki kadın tamamen bitkisel ve tembel bir yaşam sürmekte olup ırkın soysuzlaşmasında da birinci dereceli rol oynamaktadır.[36]

Ağaoğlu harem “kültürünün” oluşmasını da yine Suriye-İran etkisine bağlarken bu durumu sert bir dille eleştirmektedir: “Bir Müslüman ülkesi olarak İspanya’nın kayboluşundan ve Türk-Tatar kabilelerinin, Suriye-İran ahlak ve göreneklerinin etkisi altına düşüşünden sonra, seçkin kadın örnekleri gittikçe azalmaya ve kadın serbestliği hareketi sönmeye yüz tuttu. Her yerde ve kesin olarak haremlerin ve haremağalarının egemenliği yerleşti ve bu iğrenç, bu aşağılık kurumlar her yere kokmuş ve bozguncu etkisini aşıladı. Müslümanların, yüksek sınıfları arasındaki aile hayatının karanlık manzarası, herkesçe bilindiği için, bunun üzerinde ayrıca durmak gereği görmüyoruz. Zaten, bu çevrede bir insan sıfatıyla onlardan söz etmek bize çok ağır geliyor; ruhu ve vücudu mahveden karanlık bir yaşayışı ebedi olarak sürmeye mahkûm edilmiş annemizden ve kızkardeşimizden kayıtsızca bahsetmeye gücümüz yetmiyor.”[37]

Ağaoğlu Müslümanların kurtuluşunu 2 başlıca sorunun çözümünde görüyor. Bunlardan birincisi kadın meselesi, ikincisi alfabe sorunudur. “…Müslüman kadın ancak serbest ve bilinçli bir anne, bir eş olmak şartıyla sosyal görevlerini faydalı bir şekilde başarabilecektir. Ancak bu şartlar altında o çocuklarına sosyal hayatta çok önemli olan sağlam bir karakter ve irade aşılayabilir. Onlara yüksek duygular soylu düşünceler aşılayabilir.”[38]

Ahmet Ağaoğlu İslamın yeniliğe, ayrıca kadın haklarıyla ilgili reformlara engel olmayacağını, yenilenme ve reformun yönetimin iradesine bağlı olduğunu düşünmekte olup, bu düşüncesini şöyle ifade etmektedir: “Tekrar edelim: ne Kur’an ne şeriat, yeniliğe engel değildir. Ancak bunların propagandacıları: ulema ve şeyhler, kişisel çıkarları uğruna, Müslümanlığa, uygarlıkla bağdaşamıyan bir nitelik vermeğe çalışmışlardır. Mısır ıslahatçısı Mehmed Ali, Mısır şeyhlerini ve ulemasını, kendine bağlı üç sıra askerle kuşattığı sarayına toplayıp tasarladığı Islahat Fermanını ölüm tehdidi altında onlara imzalatırken, bunu çok iyi anlamış bulunuyordu.” [39]

Ağaoğlu’na göre Türk ve İslam dünyasında atılacak adımlardan birisi kadın haklarının İslamiyet’in ilk yıllarında olduğu gibi yeniden geliştirilmesi ve kadınların daha nitelikli eğitim almalarının sağlanmasıdır.[40]

Ahmet Ağaoğlu’nun yaratıcılığının erken dönemlerinde yazdığı bu eserin zengin fikri altyapısı tarih ve sosyoloji bilgisinin yanı sıra büyüdüğü ortamda yaşadıkları olaylardan beslenmiştir. O Müslüman muhitinde, kadın üzerinde toplumun baskısını yakından ve erken yaşlarında görmüş birisi idi. Anasının tüm zorluklarına rağmen onu okutması anasına olan saygısını artırmıştır. Eğitim için gittiği Tiflis’te bir Ermeni kızına matematik dersi verdiği sırada bu kızın eğitimini kendi ailesindeki kızların eğitimini karşılaştırmıştır. Kendi ailesindeki kızların birkaç Kur’an-ı Kerîm suresi dışında hiçbir şey öğrenmemeleri onu hayretler içinde bırakmıştır.[41] Kızların eğitimine önem veren Ahmet Ağaoğlu kadın hakları konusundaki düşüncelerini aile üyelerine uygulayan bir aydın idi. Nitekim kendisi büyük kızı Süreyya Ağaoğlu’nu hukuk eğitimi alması için teşvik etmiştir. Süreyya Ağaoğlu Türkiye’nin ilk kadın avukatı olmuştur.[42]

Ağaoğlu’nun bu eserde ele aldığı sorunlar ne yazık ki bir asır sonra da tazeliğini korurken daha şiddetli ve daha yıkıcı karakteriyle mevcudiyetini korumaktadır.

Sonuç Yerine: Günümüz Penceresinden Tespitler

Büyük düşünür, bilim adamı,  gazeteci ve yazar olan Ahmet Ağaoğlu, bu eseri genç yaşlarında yazmasına rağmen sosyal sorunlarla ilgili çok kuvvetli analiz ve gözlem kabiliyetine sahip olduğunu sergilemiştir. Bu eser, 20. yüzyılın başında Avrupa ve Amerika’da kadına tanınan hakların her gün biraz daha arttığı, kadın-erkek eşitliğinin sağlandığı, “Afrika ve Asya’da milyonlarca Müslüman kadının en ağır, en acı bir köleliğe mahkûm olduğu” bir dönemde yazılmıştır. “Buralarda kadınlar, en ilkel haklardan yoksun olduktan başka, doğal bir şekilde büyümek, serbestçe hava almak gibi, hayvanlarla bitkilerin yararlandığı haklara bile sahip değildirler.”[43]

Ağaoğlu haklı olarak kadın hukuksuzluğu nedeniyle İslam dinine yönelik suçlamaları reddeder, dinin ortaya çıkmasıyla kadın haklarıyla ilgili devrimsel dönüşümlerin yaşandığını, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir ortamda kadını toplumun en aşağı mertebesinden alarak onu onurlandırdığını ve yücelttiğini belirtir. Fakat din geliştikçe, dallanıp budaklandıkça, din kurumlarının başında duran, onu yorumlayan ve uygulayanlar, kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek din adına kadını istismar ederek, onu yazmaktan, okumaktan, çalışmaktan, hatta serbest düşünmekten bile alıkoymuştur. Yüzyıllar boyunca baskı altında yaşamış Müslüman kadının durumu modernleşme döneminde değişmeye başlamış, din adına yapılan baskı ve sömürü sisteminde kırılmalar meydana gelmiştir. Buradaki önemli faktör din olgusunun baskıcı gücünün modernleşme döneminde bertaraf edilmesi, en azından azaltılması olmuştur. Bu süreç aslında dini tamamen saf dışı bırakmamış, fakat ona yeni bir rol biçmiş ve yeni bir konumlanmaya tabi tutmuştur. Hatta tek bir inanç sistemi içinde yenilikçi ve gelenekçi akımlar birbiriyle mücadelelerini sürdürmeye başlamışlar.

İslam dünyasının değişik bölgelerinde yaşanan Müslüman toplumların dine olan bakışı veya tam tersi, dinin söz konusu toplumlar üzerindeki etkisi bu toplumların modernleşme süreçlerini nasıl yaşadıklarıyla doğrudan ilintilidir.

İslam coğrafyasının önemli bir bölümünde geleneksel, baskıcı ve istismarcı bir din anlayışı hüküm sürmektedir ve bunun en büyük mağdurları kadınlardır.

21. yüzyılda Orta Doğuda yaşanan savaşlar, küresel cihat adı altındaki terör eylemleri, düşük ve orta yoğunluklu çatışmalar, kanlı mezhep savaşları milyonlarca insanın mağduriyetine sebep olurken, kadınların Orta Çağ dönemindeki kölelik, cariyelik, kadın ticaretinin yaşandığı ortamları yeniden ihya etmiştir. En dehşetli olanı ise tüm olup bitenleri her fırsatta dini ve inanca dayandırmaktır.

Dünyanın farklı bir İslam coğrafyası olan eski Rusya İmparatorluğu/Sovyetler Birliğinde yaşayan Müslüman toplumların sosyalist ihtilali sonrası son derece sert, baskıcı, ateist politikaları sonucunda din faktörü bir kültür ve gelenek olarak halkın yaşam pratiklerinde yüzeysel olarak kalmaya devam etmiş, tasfiye edilerek içtimai ve siyasi yaşamdan tamamen çıkarılmıştır.

Sosyalist toplumlarda din ve vicdan hürriyeti, bireysel ve kolektif haklar açısından ciddi şekilde eleştirilebilecek sorunların olduğu bilinmektedir. Bunun yanı sıra kadınların toplumsal yaşam içinde aktif yer almaları, eğitim, çalışma, kariyer, kadın-erkek eşitliği vs. konularda kayda değer ilerleme sağladıkları bir gerçektir. Fakat bugün aynı toplumlarda din olgusunun geri dönüşü, insanların din ve vicdan hürriyetine kavuşmaları, ibadet ve eğitim özgürlüğü değişik akımların ve küresel güçlerin baskı ve etkisi altında gelişmektedir. Bu süreçler bir taraftan yeni ulus inşa süreçlerini olumsuz etkilerken diğer taraftan kadın hukuksuzluğunu meşru görme eğilimi içindedirler.

Gelişmelerin nasıl seyredeceği, gelenek ve yenilik arasındaki mücadelenin nasıl sonuçlanacağını görmek için bir süre yine beklemek gerekecektir. Şüphesiz ki burada toplumların gelişmişlik düzeyi, ekonomik ve sosyal hakların güvence altına alınması, kadınlar için sosyal ve ekonomik özgürlüklerin sağlanması etkili olacaktır.

Türk toplumunda kadın hakları konusunda değerlendirme yapmamız için yukarıda bahsettiğimiz faktörlerin etkisini göz önünde bulundurmamız gerekir.

Geleneksel bir toplumda çağdaş bir ulus inşa etme mücadelesine girişmiş Mustafa Kemal Atatürk şöyle der: “Eğer bir ulus bir amaca doğru tüm erkek ve kadınlarıyla birlikte yürümezse, o zaman uygarlık yolunda herhangi bir ilerlemeyi beklemek gereksiz olur. Eğer bir sosyal yapının bir üyesi pasif iken yalnızca diğer üyesi faaliyette bulunursa, bu sosyal yapının felçli olması anlamına gelir. Eğer bizim sosyal yapımız yeterince başarıya ulaşamamışsa, bunun nedeni şimdiye değin kadınlarımızı ihmal etmiş olmamız ve onları toplum dışında bırakmış olmamızdır. İçinde yaşadığımız çağda kadın her alanda daha yüksek düzeylere çıkartılmalıdır ve bu nedenle de, kadınlarımız erkekler gibi her türlü öğrenim ve eğitim olanaklarından yararlanacak ve her türlü mesleği yapabilecektir. Sosyal yaşamda erkek ve kadın, karşılıklı olarak birbirlerine yardım ederek ve birbirlerini destekleyerek, birlikte ilerleyecektir. Dünyada var olan her şeyin kadının eseri olduğu gerçeğini kabul etmeliyiz.”[44]

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kadın hakları, eşitlik, cinsiyet ayrımının ortadan kaldırılması vs. açısından kadına toplum içinde saygın yeri ve statü sağlanmaya çalışılmıştır. Cumhuriyet döneminde Türk kadınının sosyal dönüşümünde önemli başarılara imza atılmıştır. Fakat toplumun geneli bağlamında bir değerlendirme yaparsak bunların görece bir başarı olduğunu söyleyebiliriz.

Ne yazık ki bugün Türkiye kadın erkek eşitliğinde 142 ülke arasında 125. sırada yer alıyor. Kadın cinayetleri ve kadına şiddet bir türlü durdurulamıyor. Bu durum Türkiye’de ciddi sorunlardan biri olarak gündemi işgal etmektedir. TÜİK verilerine göre Türkiye’de okuma yazma bilmeyen 5 kişiden 4’ü kadındır. Bürokraside devletin üst düzey kademelerinde kadınların temsil hakkı yeteri kadar sağlanamamaktadır. Şüphesiz bu durumu ortaya çıkaran sebepler sadece eğitim, sosyal ve ekonomik nitelikli değildir veya durumun bu hale gelmesi hukuki yaptırımların yetersizliğinden kaynaklanmamaktadır. Ahmet Ağaoğlu’nun bu eseri yazdığı tarihten bu yana yüz yılı aşkın zaman geçmiştir. Şüphesiz toplumların algı ve değerleri değişmekte olup belli bir evrim süreci yaşamaktadırlar. Müslüman dünyası da bu süreci yaşarken yüz sene önce olduğu gibi hala dünyadaki gelişmelerin çok gerisinde kalmaktadır.

 

Kaynakça
 Ağaoğlu Ahmet, İslamiyette Kadın (Çev. Hasan Ali Ediz), Birey ve Toplum Yayıncılık, Ankara 1985.
Ağayev (Ağaoğlu) Əhməd bəy Mirzə Həsən oğlu, Azərbaycan Xalq Cümhuriyyəti Ensiklopediyası, İki Cilddə, Lider nəşriyyatı, Bakı 2005.
Akalın Gülsərən, Türk düşüncə və siyasi həyatında Əhməd Ağaoğlu (Cevirəni və nəşrə hazırlayanı:Samirə Məmmədova), AzAtaM, Bakı 2004.
Akçura Yusuf, Türkçülük: Türkçülüğün Tarihi Gelişimi,  3. Baskı, İlgi Kültür Sanat, İstanbul 2012 (ss.176-196).
Akdemir Salih, “Tarih Boyunca Kur’an-ı Kerim’de Kadın,” Journal Of Islamic Research, Vol: 10, No: 4, 1997 (ss.249-258).
Aliyeva Kengerli, Aybeniz, Azerbaycan’da Romantik Türkçülük, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2008.
Asker Ali, Mübariz ziyalı və hüquqçu kimi Əhməd bəy Ağaoğlu şəxsiyyəti. Azərbaycan şərqşünaslıq elminin inkişaf yolları, Akademik Vasim Məmmədəliyevin anadan olmasının 70 illiyinə həsr olunmuş Beynəlxalq Elmi Konfransın Materialları, 27-28 iyun 2013-cü il, Azəbaycan Milli Elmlər Akademiyası akad. Z.M.Bünyadov adına Şərqşünaslıq İnstitutu, Bakı 2013 (ss. 624-626).
Ateş Süleyman, “İslam’ın Kadına Getirdiği Haklar,” İslâmî Araştırmalar, Cilt:10, Sayı:4, 1997 (ss. 304-310).
Duran Murat, Azerbaycan Türkçülüğünde Ahmet Ağaoğlu, 21. Yüzyıl, Sayı:39, Mart 2012 (ss. 101-106).
Əhməd Bəy Ağaoğlu: seçilmiş əsərləri (tərtibçilər, Vilayət Quliyev, Əziz Mirəhmədov, Ön söz müəllifi: Vilayət Quliyev), Şərq-Qərb, Bakı 2007.
Mert Muhit, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş Sürecinde Ahmet Ağaoğlu’nun Dinî Düşünceleri,” Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: V, Sayı: 10, 2006/2 (ss. 7-27).
Mirəhmədov Əziz, Əhməd Bəy Ağayev, Fikrin karvanı, Yazıçı, Bakı 1984 (ss. 81-95).
Özcan Ufuk, Ahmet Ağaoğlu ve Rol Değişikliği, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2010.
Sakal Fahri, Ağaoğlu Ahmet Bey, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999.
Shissler A., Holly, İki İmparatorluk Arasında Ahmet Ağaoğlu ve Yeni Türkiye (Çev. Taciser Ulaş Belge), Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2005.
Tuncer Hüner, Türk Kadınının Geçirdiği Evrimin Tarihçesi ve Bugünkü Durumu, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, cilt: VI, sayı:16, Kasım 1989 (ss. 164–166), http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-16/turk-kadininin-gecirdigi-evrimin-tarihcesi-ve-bugunku-durumu
Ülken Hilmi Ziya, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken yayınları, İstanbul 1981.

 

[1] Atıf için bkz: Ali Asker, Yıldıran Canan, Özkan Duygu, Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar, II. Uluslararası Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresi, 19-21 Ekim 2017, Bakü, Azerbaycan, Bildiri Kitabı, Ankara 2017 (ss. 40-50).
[2] Karabük Üniversitesi, İ.İ.B.F., aliasker2068@gmail.com
[3] Karabük Üniversitesi, İ.F., cananyildiran@karabuk.edu.tr
[4] Karabük Üniversitesi, İ.F., duyguozkan@karabuk.edu.tr
[5] Ali Asker, Mübariz ziyalı və hüquqçu kimi Əhməd bəy Ağaoğlu şəxsiyyəti. Azərbaycan şərqşünaslıq elminin inkişaf yolları, Akademik Vasim Məmmədəliyevin anadan olmasının 70 illiyinə həsr olunmuş Beynəlxalq Elmi Konfransın Materialları, 27-28 iyun 2013-cü il, Azəbaycan Milli Elmlər Akademiyası akad. Z.M.Bünyadov adına Şərqşünaslıq İnstitutu, Bakı 2013 (ss. 624-626).
[6] Eserin Türkiye de yapılmış tercümesi birbirine yakın iki farklı ad ile 1959 “İslamlıkta Kadın” ve 1985 “İslamiyette Kadın” olarak yayınlanmıştır.
[7] Salih Akdemir, Tarih Boyunca Kur’an-ı Kerim’de Kadın, Journal of Islamic Research, Vol: 10, No: 4, 1997 (ss. 249-258), s. 257-258.
[8] Süleyman Ateş, İslam’ın Kadına Getirdiği Haklar, İslâmî Araştırmalar, Cilt:10, Sayı:4, 1997 (ss. 304-310), s. 305.
[9] Ahmet Ağaoğlu’nun yaşamı ve düşünceleri konusunda bakınız: Yusuf Akçura, Türkçülük: Türkçülüğün Tarihi Gelişimi,  3. Baskı, İlgi Kültür Sanat, İstanbul 2012 (ss.176-196). Shissler A. Holly, İki İmparatorluk Arasında Ahmet Ağaoğlu ve Yeni Türkiye (Çev. Taciser Ulaş Belge), Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2005; Əhməd Bəy Ağaoğlu: seçilmiş əsərləri (tərtibçilər, Vilayət Quliyev, Əziz Mirəhmədov, Ön söz müəllifi: Vilayət Quliyev), Şərq-Qərb, Bakı 2007; Fahri Sakal, Ağaoğlu Ahmet Bey, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999; Aybeniz Aliyeva Kengerli, Azerbaycan’da Romantik Türkçülük, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2008, s.131-146; Ağayev (Ağaoğlu) Əhməd bəy Mirzə Həsən oğlu, Azərbaycan Xalq Cümhuriyyəti  Ensiklopediyası, İki Cilddə, Lider nəşriyyatı, Bakı 2005, s. 103-104);  Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken yayınları, İstanbul 1981, ss. 401-405; Gülsərən Akalın, Türk düşüncə və siyasi həyatında Əhməd Ağaoğlu (Cevirəni və nəşrə hazırlayanı:Samirə Məmmədova), AzAtaM, Bakı 2004; Ufuk Özcan, Ahmet Ağaoğlu ve Rol Değişikliği, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2010; Murat Duran, Azerbaycan Türkçülüğünde Ahmet Ağaoğlu, 21. Yüzyıl, Sayı: 39, Mart 2012 (ss. 101-106); Əziz Mirəhmədov, Əhməd Bəy Ağayev, Fikrin karvanı, Yazıçı, Bakı 1984, (ss. 81-95).
[10] Aybeniz Aliyeva Kengerli, a.g.e., s. 133, Fakat Vilayet Quliyev ve Aziz Mirehmedov’a göre kabul sınavlarında şoven ruhlu bir öğretim üyesinin ona tirgonometreden yeteri kadar puan vermemesi nedeniyle enstitüyü kazanamayarak “gençliğinin hayali” olan Petersburg şehrinden ayrılmıştır. Vilayət Quliyev, a.g.e., s. 6.
[11] Vilayət Quliyev, a.g.e., s. 6.
[12] Vilayət Quliyev, a.g.e., s. 6.
[13] Fahri Sakal, a.g.e., s. 14-15.
[14] Aybeniz Aliyeva Kengerli, a.g.e., s. 134.
[15] Kendi otobiyografisinde bu tarih 1908 olarak geçmektedir. V. Quliyev’e göre bu, küçük teknik yanlışlıktan kaynaklanmıştır. Vilayət Quliyev, a.g.e., s. 17.
[16] Fahri Sakal, a.g.e., s. 19.
[17] Malta sürgünleri ve İngilizlerin yalan iddialarıyla ilgili bkz: Bilal N.Şimşir, Malta Sürgünleri, 5. Basım, Bilgi yayınları, Ankara 2009.
[18] A.Holly Shissler, a.g.e., s. 315-316.
[19] Fahri Sakal, a.g.e., s. 27-63.
[20] Ahmet Ağaoğlu’nun dinle ilgili görüşleri konusunda bkz: Muhit Mert, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş Sürecinde Ahmet Ağaoğlu’nun Dinî Düşünceleri,” Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: V, Sayı: 10, 2006/2 (ss. 7-27).
[21] Ahmet Ağaoğlu, İslamiyette Kadın, Çev. Hasan Ali Ediz (Ankara: Birey ve Toplum Yayıncılık, 1985), A.g.e., 16.
[22] İslamiyette Kadın, s. 23-24.
[23] İslamiyette Kadın, s. 28.
[24] İslamiyette Kadın, s. 13.
[25] İslamiyette Kadın, s. 22-23.
[26] İslamiyette Kadın, s. 27.
[27] İslamiyette Kadın, s. 27-29.
[28] İslamiyette Kadın, s. 29-30.
[29] İslamiyette Kadın, s. 30-31.
[30] İslamiyette Kadın, s. 31-55.
[31] İslamiyette Kadın, s. 37.
[32] İslamiyette Kadın, s. 37-41.
[33] İslamiyette Kadın, s. 41-45.
[34] İslamiyette Kadın, s. 55-56.
[35] İslamiyette Kadın, s. 46.
[36] İslamiyette Kadın, s. 59-60.
[37] İslamiyette Kadın, s. 59.
[38] İslamiyette Kadın, s. 59.
[39] İslamiyette Kadın, s. 60.
[40] Duran Murat, Azerbaycan Türkçülüğünde Ahmet Ağaoğlu // 21. Yüzyıl, Sayı:39, Mart 2012 – (ss. 101-106), s. 104.
[41] Gülsərən Akalın, a.g.e., s. 45
[42] Gülsərən Akalın, a.g.e., s. 49.
[43] İslamiyette Kadın, s. 13-14.
[44] Tuncer, H., Türk Kadınının Geçirdiği Evrimin Tarihçesi ve Bugünkü Durumu, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, cilt: VI, sayı:16, Kasım 1989 (ss. 164–166), http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-16/turk-kadininin-gecirdigi-evrimin-tarihcesi-ve-bugunku-durumu,

Bunu okudunuz mu?

Mehmet Durakoğlu

Mehmet Durakoğlu, 1956’da Sivas’ta doğmuş ve Ankara Atatürk Lisesini bitirmiştir. Avukat Mehmet Durakoğlu, 1982 yılında İstanbul …