Ana Sayfa » Güncel » İstanbul Sözleşmesi’nin feshi kabul edilemez ve ondan vazgeçilemez.

İstanbul Sözleşmesi’nin feshi kabul edilemez ve ondan vazgeçilemez.

Avukat Şebnem Ahi: İstanbul Sözleşmesi’nin feshi kabul edilemez ve ondan vazgeçilemez 

KADINLARIN DİJİTAL ŞİDDETE KARŞI DA KORUNMASI İÇİN ÖNLEMLER ALINMASINI ÖNGÖREN İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN FESHİ HUKUKA VE İNSAN HAKLARINA AYKIRIDIR.

İfade özgürlüğü, nefret söylemine karşı koymak ve dijital dünyayı kadınlar için güvenilir ve şiddetten uzak kılmak için en hayati araçtır. Bu yüzden devletler, siber şiddeti ele alarak tüm araçları seferber etmelidir. İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti ele alan en kapsamlı uluslararası anlaşmadır. Psikolojik, ekonomik, fiziki, cinsel şiddete maruz kalan kadını ve çocuğu dijital alanda da koruyan yegane teminat bu sözleşmedir ve feshi, hukuka ve insan haklarına aykırıdır!

Dijital ortamda kadınlar şiddete maruz kaldığında bunun sonuçları yalnızca psikolojik değil, fiziki ortamda da orantısız zararlar doğurmaktadır. Bu ortamda yaşadıkları şiddet, onları sosyal ve kültürel hayata katılımdan uzaklaştırdığı gibi daha da görünmez olmaya sürükler ve bu onların insan hakkı olan ifade özgürlüğünü kısıtlar, hatta haber alma özgürlükleri dahi kısıtlanır hale gelir.

Dijital şiddet içeren suç teşkil eden eylemlerde, failler anonim olmanın arkasına sığınabilmektedir ve devletler gereken cezai önlemleri almakla yükümlüdür. Bu önlemler alınırken de bir yandan nefret söylemi engellenmeye çalışılırken, bir yandan da ifade özgürlüğü sakatlanabilmektedir.

Cinsiyetçi, nefret söylemi içeren ve dijital şiddet eylemlerinden etkilenenleri geniş bir yelpazede izlemek mümkündür. Bunlar, sade vatandaş, kamuya mal olmuş kişi, politikacı, gazeteci, kadın hakları savunucusu, avukat, hakim, savcı, öğretim görevlisi, sanatçı, doktor, bilim insanı gibi pek çok meslekten kadınlar ve hatta her yaş grubundan çocuklar olabilir. Bununla kalmayıp din, dil, ırk, cinsiyet, siyasi görüş sebebiyle de ayrımcılığa maruz kalan kişiler, siber saldırı ve tehditlerle her gün burun buruna yaşamaktadır. Onlar bununla karşılaştıkça aslında susturulmakta ve toplumun bilgiye erişme becerileri sakatlanmaktadır. Bu yüzden devlet, özel sektör ve medyayı çevrimiçi cinsiyete dayalı şiddetle mücadele etmek için teşvik etmelidir, bu da ancak İstanbul Sözleşmesi ile teminat altına alınabilir.

İstanbul Sözleşmesi’ne adını veren ülke iken şimdi onu yok saymak, kadın haklarına karşı toplumsal cinsiyet eşitliği için gösterilen ilerlemenin önünde bir duvar gibi dikilmektedir. Bu haklar konusundaki gerilemeye karşı durmak, herkesin görevi olmalıdır. Mevcut hukuki araçların kullanımında kararlı olunmalı ve İstanbul Sözleşmesi yeniden uygulanmalıdır. Faillerin dijital ortamda işledikleri suç içeren eylemler nedeniyle yapılacak kovuşturmalar usulüne uygun olmalı ve bu eylemler yaptırıma tabi olmalıdır. Kadınların bu alanda istismar edilmesi halinde başvuracağı yöntemler kolay erişebilir, güvenli yöntemler olmalı, özel mekanizmalar garanti etmelidir. Topluma mal olmuş kişiler, siyasi liderler, kanaat önderleri ve medya kuruluşları da bu konuda söylem ve yayınlarında bilinçlendirici olmalıdır.

Dijital şiddet mağduru, bu adaletsizliği ve acıyı kabul etmeye sürüklenmemeli, susturulmak ve geri çekilmek zorunda bırakılmamalıdır. Bireyler hukuki araçların ve yaptırımların yetersizliği düşüncesinden, başvuru yöntemlerinin işleyişi bakımından öğrenilmiş çaresizlik duygusundan kurtarılmalıdır. Ayrıca sosyal medyada ya da yayın organlarında kitleleri etkileme gücü olan kişiler, nefret söylemine değil şefkatli iletişime yönlendirici olmalıdır.

Bilinmelidir ki bu alanda her ne kadar şu an Türk ceza kanunu, İş kanunu, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun, 6698 Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 6284 sayılı Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Hakkında Kanun ve Anayasa ile korunan haklar ve yaptırımlar mevcut ise de, uluslararası sözleşmenin varlığı bir teminattır.

Toplumsal strateji ve eylem planlarına kadına yönelik şiddetin dijital boyutu da dahil edilmeli ve yaptırımlar daha caydırıcı hale getirilmelidir. En önemlisi de eğitimin tüm seviyelerinde dijital okuryazarlığın teşvik edilmesi gerekir. Önleme, koruma, kovuşturma ve eşgüdümlü politikalar içeren eylemler, tüm kurumlar için ilk hedef olmalıdır. İnternet kullanımının yaygın olması, her yaş ve kesimden, her duygudan insanın dijital ortamda bir arada yaşıyor olması sebebiyle, bu acil bir ihtiyaçtır, yoksa parçalanmış ve kopuk yaklaşımlarla bu düzenlemelerin yalnızca platformlara bırakılması ya da suç işlendikten sonra yaptırım uygulanacak olmasının tek yöntem olarak benimsenmesi, mağduru sessiz kalmaya terk etmektir. Bu tutum yaşanan kaçınılmaz kayıpların önüne geçmeyecektir.

Cinsiyeti fark etmeksizin çevrimiçi olarak aktif olmak, tacize ve şiddete açık olmaktır, ancak kimse buna katlanmak zorunda kalmak değildir. Bu yüzden oluşturulacak seferberlik, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı, önleyici ve koruyucu bir yaklaşım içermelidir; çünkü internete erişim herkes için eşit uygulanması gereken bir haktır ve orada herkes kendini eşit seviyede özgür ve güvende hissedebilmelidir.

Sosyal medya, internet yazışma programları, kapalı yazışma programları, dijital oyunlar üzerinden kişiler en ufak bir baskıya uğruyorsa, endişe hissediyorsa ve bunun sebebi bir kişi veya bir gruba yönelmiş intikam alma duygusu içeren içerik ve söylemler ise, orada dijital şiddetin var olduğundan ve dijital vatandaşın kendini güvende hissetmediğinden bahsedebiliriz. İntikam pornosu, tehdit, ısrarcı takip, hakaret, taciz, huzur bozmak, ifade özgürlüğüne müdahale, özel hayatın gizliliğini ihlal, nefret söylemi gibi suçlar bu yolla işlenebilirken, sonuçları kimi zaman gerçek hayatta da fiziksel istismar, cinsel saldırı ve cinsel taciz olarak görülebilmektedir. Hatta kişinin yaşamına mal olabilecek seviyede sonuçlar dahi doğurabilmektedir.

Kolluk kuvvetleri de bu konuda eğitilmeli, bu sorunla başa çıkılabilmesi için farkındalık eğitimleri düzenlenmelidir. Dijital şiddete maruz kalan kişinin, kollukta şikayetleri tutanaklara doğru ve eksiksiz geçilmez ise, durum önemsenmez ise, o içeriğe erişim engellense dahi, bu olay daha sonra mağdurun yaşamına mal olabilir. Ayrıca dijital delillerin kaybolması riski açısından bu noktada hız da çok mühimdir, zamanla yarışılır ve örneğin uzaklaştırma kararı alınması gerektiğinde yargılama süreçlerinin yavaşlığı, kişilerin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermektedir.

Dijital şiddet yasada tanımlanmış bir suç değildir, her ne kadar orada karşılaşılan hak ve hürriyetlere müdahale ya da suç içeren eylemlerin bir çoğu açısından hapis, güvenlik tedbiri ve adli para cezası gibi yaptırımlar yasalarımızda mevcut olsa da, psikolojik şiddet, ısrarlı takip gibi eylemler yasada düzenlenmemiştir. Oysa bu yolla kişilerin uğrayacağı fiziksel, cinsel ve psikolojik zararı daha doğmadan önlemek, hem ulusal hem uluslararası anlamda aslında devletin yükümlülüğü altındadır. Bu bakımdan ısrarlı takip, dijital şiddet gibi eylemlerle mücadele zorunluluğunun İstanbul sözleşmesinde 33 ve 34. Madde kapsamında güvence altına alındığının altını çizmek gerekir.

İstanbul Sözleşmesi 17. Maddesi açıkça özel sektör, bilgi ve iletişim teknolojisi sektörü ve medyanın, ifade özgürlüğüne ve bağımsızlığına saygı göstererek, kadına yönelik şiddeti önlemeye ve kadın onuruna saygıyı arttırması gerektiğini belirtir ve devletlerin buna yönelik politikalar oluşturması ve uygulaması, bu konularda kılavuzlar oluşturması ve teşvik edici olması için düzenlenmiştir.

Dijital şiddet, bir şiddet türüdür. Buna maruz kalan kişilerin, gerektiğinde önlem alınabileceğini bilmesi, destek ve koruma mekanizmalarının devlet tarafından çalıştırıldığını bilmesi en önemsenen husus olmalıdır ve günün sonunda internete erişmek ve orada güvende hissetmek herkesin hakkıdır. Zira bu şiddet türünde ağırlıkla kadına yönelik ayrımcılık olması, açıkça insan hakkı ihlali olarak da cereyan etmektedir.

İstanbul Sözleşmesi, şiddeti sadece kadın ve kız çocuklarına yönelik olarak da sınırlamaz. Sözleşmenin yine 17. Maddesi gereği devletler, özel sektör aktörleriyle işbirliği içinde, çocuklar, anne babalar ve eğitimciler arasında, zararlı olabilecek, cinsel ve şiddet içeren aşağılayıcı içeriklere erişim sağlayan bilgi ve iletişim ortamıyla nasıl baş edileceğine yönelik beceriler geliştirip yaygınlaştırmalıdır.

Toplumsal cinsiyet eşitliği bir insanın cinsiyet üzerinden ayrımcılığa maruz bırakılmasının önlenmesi adına önem taşır ve şiddetten uzak bir yaşam sürmek herkes için eşit temel bir insan hakkıdır, bu yüzden devletler kapsamlı ve bütüncül bir politika yürütmelidir. Bütün bu sebeplerle,

DİJİTAL ŞİDDETE KARŞI ÖNLEMLER DE ALINMASINI ÖNGÖREN İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN FESHİ VE DANIŞTAY’IN YÜRÜTMENİN DURDURULMASINI REDDETMESİ KARARI HUKUKA VE İNSAN HAKLARINA AYKIRIDIR.

Bu sözleşme hukuk devletinde, tüm dijital vatandaşların teminatıdır.

İstanbul Sözleşmesi’nin feshi kabul edilemez ve ondan vazgeçilemez.

Bu açıdan devletleri, tüm hak savunucusu, dernek, vakıf, STK, aile danışmanlık merkezleri, belediyeleri, baroları, kadın hakkı savunucularını, internet erişim hakkı savunucularını, ifade özgürlüğüne müdahale ve sansür karşıtı aktivistleri, sanatçıları ve politikacıları, kanaat önderlerini, hukukçuları, teknoloji firmalarını, kullanıcıları ve tüm dijital vatandaşları, işbirliği içerisinde olmaya ve acil eylem planı geliştirmeye çağırıyorum.

İnternet kullanımı çığ gibi büyürken katlanarak artan; dijital şiddet sebebiyle mağdur ve ölen kadın sayısı değil, dijital okur yazarlık bilinci olmalıdır, şefkatli iletişim olmalıdır.

Kazanan insanlık olmalıdır, insan hakları olmalıdır.

Tekrar ediyorum, İstanbul Sözleşmesi’nin feshi kabul edilemez ve ondan vazgeçilemez.

 

Avukat Şebnem Ahi Kimdir?

Şebnem Ahi, 1987 yılında İstanbul’da doğdu. Ümraniye Anadolu Lisesi’nde okudu ve İngiltere’de Royal Masonic School’da dil eğitimi aldı, 2009 yılında Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olarak İstanbul Barosu’na kaydoldu. Baro Bilişim Hukuk Merkezi’nde, 2009 yılından itibaren aktif çalışmalarda bulundu. Merkezde, genel sekreter (4 yıl), başkan yardımcısı (2 yıl) ve başkan (2018-2021) görev aldı. ShiftDeleteNet sitesinde haftalık “Diji Hukuk” programını yürüttü. Webrazzi internet sitesinde her hafta  “HukukiWeb” adlı bilişim hukuku programını sundu. DigitalageE-ticaret Çağı gibi dergilerde köşe yazıları yazdı. BilisimHukuk.com  sitesinde makaleler ve çeviriler yayınladı. Bu alanda yazdığı makale ve aylık haber bültenlerin yanı sıra, Anadolu Üniversitesi tarafından hazırlanan İnternet ve Mobil Pazarlama ders kitabında ‘İnternet ve Mobil Pazarlamanın Etik ve Hukuksal Boyutları’ ünitesini hazırladı. 2010’da Hindistan’da düzenlenen International Technology Law Association (ITECHLAW) konferansına ve 2011 yazında ABD Washington D.C.’da “Hukukçular için Dil Okulu–Legal English for Lawyers” eğitimine katıldı. Halen Türkiye’de İstanbul’da ve çeşitli illerde, üniversitelerde, kurumlarda, akademilerde, emniyet birimlerinde, farklı barolarda, bağımsız eğitim programlarında bilişim hukuku alanında düzenlenen pek çok eğitime, seminere ve televizyon programına eğitmen ve konuşmacı olarak katıldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Crenvo İK, Webrazzi ortaklığında düzenlenen Sosyal Medya Uzmanlığı Sertifika Programı eğitimlerinde 2015 yılından itibaren Sosyal Medyada Hukuk eğitimleri verdi. E-Ticaret ve İnternet Hukuku Derneği’nin üyesi olan Ahi, İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi’nde bilişim hukuku dersleri verdi. Baro’su bünyesinde gerçekleştirdiği ‘Kurgusal Dava’ çalışmalarında  jüri üyesi olarak görev aldı. 15 yıl klasik bale ve piyano eğitimi alarak Royal Academy of Dance ve MEB lise seviyesi mezuniyetini aldı. Lisanslı olarak dalış sporu yapmakta, tiyatro oyunlarında rol almaktadır. Londra’daki ATC Theatre ve İstanbul DasDas  ortak yapımı ‘Yakaranlar’ müzikal projesinde rol almıştır. Boğaziçi Caz Korosu bünyesindeki Magma Korosu’nda korist olarak yer almaya devam etmektedir.

 

Bunu okudunuz mu?

Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri

Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri,  26 Ağustos – 6 Eylül 1985 tarihleri arasında Milano’da …