Ana Sayfa » Hukuk Kitapları » Kadıdan Hâkime – Bir Mesleğin Yolculuğu

Kadıdan Hâkime – Bir Mesleğin Yolculuğu

Kadıdan Hâkime – Bir Mesleğin Yolculuğu, Hakim Muzaffer Şakar tarafından kaleme alınmış ve 2021 yılı  ağustos ayında İletişim Yayınları tarafından okuyucuya sunulmuştur.
Kitabın sunumu şu şekildedir: 
“Uzun süredir yargı pratiğinin içinde olan, hukuka sosyolojik, tarihsel ve felsefi bir bakış açısıyla yaklaşan Muzaffer Şakar, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e aktarılan ve günümüze uzanan süreçte hâkimlik mesleğini yolcuğunu etraflı biçimde ele alarak bu soruların peşine düşüyor. Osmanlı’da kadılık, Cumhuriyet dönemindeyse hâkimlik teşkilatının inşasına ve yürütülüş biçimine ilişkin tarihsel bilgilere, mevzuata ve uygulamalara değinerek yargının öteden beri süregelen bürokratik niteliklerini ortaya koyan Kadıdan Hâkime, hukuktan ziyade devlete; adaletten ziyade bürokrasiye göre hizalanan yargının seyrini gözler önüne seriyor.

Siyasal iktidar değişimiyle birlikte yargı kararları kısa sürede nasıl değişebiliyor? Binlerce hâkim, siyasal iktidarın günlük politik tavırları doğrultusunda kısa aralıklarla değişen ve birbirini çürüten kararları nasıl verebiliyor? Bağımsız ve tarafsız olduğu dillerden düşmeyen yargının kolaylıkla manipüle edilebilmesi ne şekilde gerçekleşiyor? Hâkimlerin ve savcıların iktidarın arzusu doğrultusunda sevk ve idaresi nasıl mümkün oluyor? Günümüzde Hâkimler Savcılar Kurulu, yargı üstündeki mutlak güç pozisyonunu, hâkimler üzerindeki otoritesini hangi araçlarla tesis ediyor? Türkiye’deki yargının gerçek anlamda anlaşılması için tüm bu soruların ve fazlasının cevaplanması gerekiyor.

Uzun süredir yargı pratiğinin içinde olan, hukuka sosyolojik, tarihsel ve felsefi bir bakış açısıyla yaklaşan Muzaffer Şakar, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e aktarılan ve günümüze uzanan süreçte hâkimlik mesleğini yolcuğunu etraflı biçimde ele alarak bu soruların peşine düşüyor. Osmanlı’da kadılık, Cumhuriyet dönemindeyse hâkimlik teşkilatının inşasına ve yürütülüş biçimine ilişkin tarihsel bilgilere, mevzuata ve uygulamalara değinerek yargının öteden beri süregelen bürokratik niteliklerini ortaya koyan Kadıdan Hâkime, hukuktan ziyade devlete; adaletten ziyade bürokrasiye göre hizalanan yargının seyrini gözler önüne seriyor.

“(…) karar verme sürecinin hâkim ve norm arasında yaşanan bir süreç olmadığını, hâkimin ne ‘yasanın dili’ ne de gerçek ‘kanun koyucu’ olarak niteleneceğini anlayacaktım. Hâkim, ne hukuk normuna anlam kazandıran, ne de hukukun ne olması gerektiğini söyleyen kişiydi. Hâkim, hukuk normunu uygulamakla, hatta daha basitiyle dava dosyasını sonuçlandırmak için gerekli prosedürleri ve ilgili evrakları tamamlamakla yükümlüydü . Sadece norm değil, aslında hüküm de hâkim için verili unsurlardan biriydi.”

Van’da doğdu. Bitlis, Muş, Zonguldak ve Siirt’te büyüdü. Lisans eğitimini ve doktorasını Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, yüksek lisansını Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. Kocaeli, Ardahan, Çankırı, Kilis, Diyarbakır, Trabzon’da hâkimlik yaptı. Yargıtay’da “tetkik hâkimi”, Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nda uzman olarak çalıştı. Demokrat Yargı Derneği’nde yöneticilik görevinde bulundu. Türkiye’de Yargı Yoktur (2013) ve Türkleşmek, İslamlaşmak, Memurlaşmak: Yargıda Kumpasın Köşe Taşları, AKP ve Cemaat (2014) kitaplarının yazarları arasında yer aldı. Radikal İki, Güncel Hukuk, Birikim, Gazete Duvar’da yazıları yayımlandı.

KİTABIN ÖNSÖZÜ 

Böcüzade Süleyman Sami (1852-1932), Üç Devirde Gördüklerim (Hakâyıkü’l Beyân Fî Eşkâli’l Ezmân yahut “Ne Derekeye İnmiştik Ne Dereceye Çıktık”) adlı kitabında saltanat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerindeki tanıklıklarına yer verir. 1891 yılında Isparta Bidayet Mahkemesi azalığına seçilen Süleyman Sami, 1893’te bu görevinden ayrılarak payitahta (İstanbul’a) gider ve hukuk derslerine devam eder. Hukuk mektebinden müstantiklik şahadetnamesi (sorgu yargıçlığı diploması) alır ancak hiçbir göreve atanmaksızın memleketine döner. Nereye atandığını soranlara, “Hamdulillah yüzümün akı ile haneme geldim, ne ehibbaya (dostlara) sıkıntı ne de erbabına rüşvet verdim, memleketin menafi-i umumiyesi ve vücudumun sıhhat ve afiyeti için bir seyahat ve payitahtı ziyaret etmiş oldum” cevabını verir.

Başkentteki rüşvet ve iltimas düzenini kısa sürede fark ederek, hâkimlik görevine atanmaksızın eşinin, ailesinin yanına dönen Böcüzade, dostlara sıkıntı vermemenin huzurunu yaşıyordu. Ondan yüz yıl sonra, 1993 yılında başkentte hukuk tahsiline ve hemen akabinde hâkimlik serüvenine başlayan bendenizse hâkim adayıyken istifa etmeyi tasarlamama rağmen bu niyetimde henüz muvaffak olabilmiş değilim. Böcüzade gibi gönül hoşluğuyla değil üstelik, tanık olduğum, maruz kaldığım musibet ve hâdisatın ağırlığı ve yarattığı hüzünle söylüyorum bu sözleri. Böcüzade Süleyman Sami memleketine dönmesinin ardından önce belediye başkanı, sonra da mebus olarak üç devirde üç ayrı yönetim şekline tanık olmuş. Hâkimlik macerasında sebat gösteren bana da üç ayrı yargı iktidarına tanıklık nasip oldu.

Ankara’da hâkim adayı olarak mesleğe başladığım 1999 yılında, 28 Şubat’ın daha bin yıl süreceğine inanılıyordu. Ordunun ve yargı bürokrasisinin hükümetler üzerinde ve siyasal sistem içerisinde rakipsiz bir konumu bulunmakta, askerlerin söz ve eylemleri siyasal gündemi belirlemekteydi. Siyaset, karargâhın gözetiminde oynanan bir oyun gibiydi. Hukuksa “Cumhuriyet’in bekçisi” yargı bürokratlarına teslim edilmişti. Şüphesiz “bekçiler” kurmayların sözünü dinlemekteydi. Ancak biz sahneden gözümüzü alamazken perde gerisinde büyük kavgalar yaşanmaya başlamıştı.

2005 yılında düzenlenen “Şemdinli İddianamesi” iktidar oyunlarına farklı bir rolle dahil olan yargının ilk tiradıydı. Yargı, olağanüstü mahkemeler eliyle rejim koruyucularına karşı saldırıya geçmişti. Hâlâ vazifesinin başında olan HSYK, bu girişimi cevapsız bırakmamış, iddianameyi düzenleyen Cumhuriyet savcısı meslekten ihraç edilmişti. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kısa süre içinde karşı atağa geçmiş, iktidar partisi aleyhine kapatma davası açılmış, siyasal alanda hâkimiyetin kime ait olduğu gösterilmek istenmişti. Ancak sistemin kendine güveninden ya da tükenmişliğinden, “okçular tepesi” uzun süre önce boşaltıldığından yenilgi kaçınılmaz olmuş ve bir dönem sona ermişti. Olağanüstü mahkemeler eliyle bir yargı iktidarı oluşturan Gülen cemaatinin öncülüğünde devri sabıkın yargılandığına, “28 Şubat davası” kapsamında dönemin askerî yöneticilerinin gözaltına alındığına, tutuklandıklarına tanık olmaktaydık. 1990’lı yılların ikinci yarısında ve 2000’li yılların başında görev yapmış üst düzey askerî yöneticilerin neredeyse tamamının 12 Temmuz 2007 tarihinde Ümraniye’de bir gecekonduda bulunduğu ileri sürülen 27 adet el bombasıyla başlayan soruşturmalar sonrasında çeşitli davalardan yargılandığını ve ağır cezalara mahkûm olduklarını canlı yayınlarda izlemekteydik. Her sabah yeni bir soruşturma “dalgası” var mı diye televizyonu açıyorduk. Mahkeme kararları siyasal gündemin temel belirleyicisi olmuştu ve her gün yeni bir “asrın davası” görülüyordu.

İkinci devir çok hızlı başlamıştı. Olağanüstü mahkemelerin ardından HSYK ve Yargıtay da yeni yargı iktidarının kontrolüne geçtikten sonra bir sabah başka kapıların çalındığına, başka evlerin arandığına, soruşturmanın Başbakan’a doğru yol aldığına tanık olduk. 2005-2010 yılları arasında olağanüstü mahkemelerle Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi arasında yaşanan iç savaşın çok daha kanlısı bu kez neredeyse tüm devlet kurumlarında yaşanmaktaydı. Hükümet yanlıları ve Gülen cemaati mensupları arasında bir iç savaş baş göstermişti. Bu nükleer savaş anında sığınaklara inmeyi salık verenler vardı ancak savaşın tahrip etmediği hiçbir alan yoktu. Şiddetli çatışmaların yaşandığı yargı ve emniyet bürokrasisinde eski ittifaklar dağılmış, “asrın davaları” sahipsiz kalmış, bütün oyun güç dengelerine göre yeniden kurgulanmıştı. 2005-2014 döneminin “büyük davalarında” verilen kararların mürekkebi henüz kurumadan “yargılamaları” sürdüren hâkimler görevden alınmıştı. Televizyonda son on yılda yaşananların sahteliği, dolandırıcılık hikâyeleri eşliğinde yayınlanırken yargı içerisindeki son kararsızlar da tarafını belirlemeye başlamıştı. İkinci devir sona eriyordu.

Üçüncü devir çok daha şiddetli çatışmaların ardından başlamıştı. İktidar mücadelesi seviye atlamış, sahneye uçakların, tankların çıktığı gerçek bir savaş durumuna geçilmişti. Uçakların kamu binalarını, TBMM’yi, polis karargâhlarını bombaladığı, helikopterlerden ateş açılarak insanların öldürüldüğü görüntüleri canlı yayınlarda izlemekteydik. Bir gecelik savaş sona erdiğinde, tank paletlerinin altında kalarak, helikopterden taranarak ölen siviller ve boğazı kesilen erler vardı. Sonraki gün her yerde esir kamplarının kurulduğuna, hainler mezarlığı inşa edildiğine tanık olduk. Üçüncü devir, dalga dalga gözaltılarla ilerliyordu. Her gün yeni gözaltı haberleriyle uyanıyorduk. Gözaltına alınanların sayısı binleri, on binleri bulmaktaydı. Nitekim benim de tanıklığın ötesine geçen bazı tecrübelerim oldu bu dönemde.

Kısa bir aradan sonra sahaya geri döndüğümde üçüncü devrin gürül gürül yaşandığına, yeni yargı makinesinin önüne atılan her canlıyı öğüttüğüne herkesle birlikte tanık olmaktaydım. Gözaltına alınanlar, gözaltına alanları alanlar, tutuklayanlar, tutuklayanları tutuklayanlar… Şenlik alanı gibiydi adliyeler. Hâkim ve savcıların tamamı muhtemel sanık konumundaydı. Lojmana yaklaşan polis aracının bu kez kimleri alacağı perde gerisinden endişeli gözlerle izleniyordu. Darbe teşebbüsü sonrasında, toplam dört bin hâkim-savcı meslekten ihraç edilmişti. Açığa alınan, meslekten ihraç edildikten sonra iade edilen, gözaltına alınan, şüpheli olarak ekip aracına binenlerin sayısı çok daha fazlaydı. Asker, hâkim-savcı lojmanları yüksek riskli bölgeler haline gelmişti. Lojman sakinleri, Covid-19 salgınındaki risk grubu gibiydiler ve yaşananlar olağan bir riskin parçası olarak görülmekteydi. Yıllarca önlerine atılanı homo sacer (kanı helal de diyebiliriz) olarak tanımlayan, özellikle “bir kısım halkı” doğrudan şüpheli olarak kaydeden hâkim ve savcılar “ötekilerin” pozisyonuna geçmişlerdi. İbret verici olduğu kadar, acıklı bir manzaraydı.

Eylül 2013 tarihinde yayımlanan Türkiye’de Yargı Yoktur kitabında, hâkim ve savcılara şu sözlerle seslenmiştim:

Sen ki, her gün hak talepleri yanı başında haykırılırken bir kez dönüp bakmadın.
İnsanlar şiirler yazdı yokluğuna dair bu sözler bana mı diye alınmadın.
Sıraları birlikte doldurduğun, her gün yüz yüze baktığın meslektaşların, yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı, adliyeler eylem yeri değildir, dedin. Kime söylüyorum emri sen vermiştin zaten değil mi?

Yazarın “Türkiye’de Yargı Yoktur” isimli kitabı, Uğur Yiğit, Orhan Gazi Ertekin, Kemal Şahin ve Faruk Özsu ile birlikte hazırlanmış ve 2013 yılında Tekin Yayınevi tarafından basılmıştı.

 

İÇİNDEKİLER  – Kadıdan Hâkime – Bir Mesleğin Yolculuğu

TEŞEKKÜR………………………………………………………………………………………………. 13
Önsöz………………………………………………………………………………………………………….. 15
Mutato nomine, de te fabula narratur………………………………………………………………20
Beautiful Boy…………………………………………………………………………………………………22
Giriş……………………………………………………………………………………………………………..27
Hâkimler devletçi mi? ……………………………………………………………………………………28
Yazıcı mı, okuyucu mu? ………………………………………….. …………………………………….30
Bürokratik kıskaç……………………………………………………………………………………………32
Yargı, bürokratik bir örgüt mü?……………………………………………………………………….34
Bürokratik yargının sonuçları………………………………………………………………………….35
Bürokratik gelenek…………………………………………………………………………………………36

BİRİNCİ BÖLÜM

Yargı ve Bürokrasi…………………………………………………………………………………………..39

YARGI  …………………………………………………………………………………………………………..39
Yargı kavramı…………………………………………………………………………………………………..39
Mahkeme…………………………………………………………………………………………………………43
Hâkim …………………………………………………………………………………………………………….44
Osmanlı ve Cumhuriyet anayasalarında yargı…………………………………………………………….. 47
İktidarın sınırlandırılması ve yargı……………………………………………………………………………..48
Kuvvetler ayrılığı ve yargı…………………………………………………………………………………………..50
İktidarın meşruiyet kaynağı olarak yargı……………………………………………………………………..55
Hukuk devleti yanılsaması ve yargının sonu………………………………………………………………..60
Marksist hukuk kuramı……………………………………………………………………………………………..65
Hukukun göreli özerkliği……………………………………………………………………………………………70
BÜROKRASİ …………………………………………………………………………………………………………… 75

İKİNCİ BÖLÜM

Türkiye’de Hâkimliğin Bürokratik Gelişimi………………………………………………………………….81

OSMANLI DÖNEMİNDE KADILIK….………………………………………………………………… 82
Klasik dönemde kadılık………………………………………………………………………………………………85
Kadıların atanma ve tayin usulleri……………………………………………………………………………….87
Kadıların görev süreleri………………………………………………………………………………………………92
Kadının adli görevleri ve yerel yargı bürokrasisi……………………………………………………………94
Kadının idari görevleri……………………………………………………………………………………………….97
Kadıların terfileri……………………………………………………………………………………………………….98
Kadıların sahip oldukları teminatlar ve özlük hakları……………………….. …………………………100
Kadıların denetimi………………………………………………………………..101
Osmanlı’da kadılık hiyerarşisi ve kadıların adalet hizmetindeki etkinliği…………………102
Kadılık hiyerarşisi……………………………………………………………………102
Kadıların adalet hizmetindeki etkinliği…………………………………………………………………………116
Kadıların merkez bürokrasisine bağlılıkları ve taşra idarecileriyle ilişkileri………………………122
Kadıların çalışma düzeni ve tekdüzelik……………………………………………………………………….. 130
Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadılık düzeni……………………………………………………………………135
Tanzimat dönemine genel bakış…………………………………………………………………………………..133
Tanzimat dönemi yargı düzeni……………………………………………………………………………………..141
Mahkeme reformu……………………………………………………………………………………………………….141
İlmiye reformu………………………………………………………………………………..147
Reformun gerekçesi …………………………………………………………………………..147
Ceza hukuku tedbirleriyle ilmiyenin “ıslahı”………………………………………… ………………………..154
Kadıların eğitim sisteminin yenilenmesi…………………………………………………………………………156
Kadıların atama sisteminin değiştirilmesi……………………………………………………………………….159
Tanzimat döneminde kadılık mesleğinde yaşanan değişim……………………………………………….163

CUMHURİYET DÖNEMİNDE HÂKİMLİK …………………………………………………………….169

Osmanlı ilmiye bürokrasisinin dağılması………………………………………………………………………..169
Cumhuriyet yargı bürokrasisinin inşası ve hâkimlik mesleğinin düzenlenmesi…………………..174
Ankara Adliye Hukuk Mektebi’nin açılışı………………………………………………………………………..174
Cumhuriyet’in ilk yıllarında hâkimlik mesleği (1926-1934)……………………………………………….179
1934-1983 döneminde hâkimlik mesleği……………………………………………………………………….. 183
12 Eylül sonrası hâkimlik “mesleği”………………………………………………………………………………..194
Hâkimlik mesleğinin merkeziyetçi niteliği………………………………………………………………………199
Yargı “karargâhının” (Yargı Yüksek Kurulları’nın) kuruluşu…………………………………………….200
27 Mayıs – 12 Eylül arasında yargı idaresi (Yüksek Hâkimler Kurulu’nun kuruluşu)…………..200
12 Eylül sonrası yargı idaresi
(Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun kuruluşu)……………………………………….204
2010 sonrası yargı idaresi (Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısının değişmesi)  206
Temyiz mahkemesi aktivizmi ……………………………………………………………….210
Hâkimlik hiyerarşisi……………………………………………………………………………..218
Taşrada yargı idaresi ve hiyerarşik düzen……………………………………………….219
Merkez teşkilatında hiyerarşi………………………………………………………………. 227
Yargı yüksek kurullarının hâkimler üstündeki otoritesi………………………….. 232
Şeref, ahlâk, itibar……………………………………………………………………………… 237
Otoritenin pekişmesi ………………………………………………………………………….. 239
La loi c’est moi (Temyiz Mahkemeleri’nin otoritesi)………………………………….245
Denetim ve gözetim hakkı ……………………………………………………………………..245
Hâkimin karnesi………………………………………………………………………………………………246
Cumhuriyet yargı düzeninin tekdüzeliği…………………………………………………………….. 250
Mahkeme kararları kime hitap eder? ………………………………………………………………… 250
Karantina altına alınan hâkimler?………………………………………………………………………252
Devlet mahallesine sığınma ………………………………………………………………….. ………….256
Bölge Adliye Mahkemeleri’nin yargının bürokratik düzenine etkiler……………………… 259
2005 sonrasında yargıdaki dönüşüm ve memurlaşma…………………………………………. 266
2017 sonrası HSK ve hâkimlerin seçme hakkının sonu…………………………………………..270
Sonuç………………………………………………………………………………………………………………. 273
Tanzimat reformları ve “bürokrasinin icadı”…………………………………………………………276
Cumhuriyet dönemi ve ulusal bürokrasinin inşası………………………………………………….. 277
Öneriler…………………………………………………………………………………………………………… 283
Reform……………………………………………………………………………………………………………. 285
Avukat ve hâkimler…………………………………………………………………………………………. 286
KAYNAKÇA………………………………………………………………………………………………….. 289

 

Yazar Muzaffer Şakar’ın önceki eserlerinden “Yargıda Kumpasın Köşe Taşları AKP ve Cemaat”

Bunu okudunuz mu?

Fransızlar tarafından işgal edilen topraklarda işlenen suçlara ilişkin Genel Af

Fransızlar tarafından işgal edilen topraklarda işlenen suçlara ilişkin Genel Af, hukuki sonuçlar doğurmasına karşın diplomatik …