Ana Sayfa » Hukuk tarihi » Özbudun Anayasa Taslağı

Özbudun Anayasa Taslağı

Özbudun Anayasa Taslağı, 2007 yılında taslak olarak hazırlanmış, kamuoyundan gelen tepkiler üzerine meclise sunulmadan gündemden kaldırılmıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından anayasa taslağı oluşturmak üzere kurulan heyetin başkanlığını yapan Prof. Dr. Ergun Özbudun yapmıştır. Anayasa önerisi 137 maddeden oluşan bir taslaktır ve parlamenter sistemi esas almıştır. Sosyal devlet ilkesini göz ardı etmesi ve liberal bir tez olması yönüyle sert eleştirilere tabi tutulmuştur.

Prof. Ergun Özbudun başkanlığındaki heyet; Prof. Dr. Zühtü ARSLAN, Prof. Dr. Yavuz ATAR,  Prof. Dr. Fazıl Hüsnü ERDEM, Prof. Dr. Levent KÖKER ve Doç. Dr. Serap YAZICI’dan oluşmuştur. Askeri darbeler sonucunda hazırlanmayan “sivil anayasa” iddiasıyla ortaya atılan metin parlamentoda müzakere edilememiş, oylamaya sunulamamış ve yasalaşamamıştır.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI ÖNERİSİ

Bu “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Önerisi;

8 Haziran 2007 günü Başbakan ve ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkanı Sayın Recep Tayip ERDOĞAN’ın Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN’dan talebi üzerine, aşağıda isimleri yazılı kişilerden oluşan Komisyon tarafından hazırlanmış, 2 Ağustos 2007 günü Başbakan ve ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkanı Sayın Recep Tayip ERDOĞAN’a sunuşu yapılmış ve 29 Ağustos 2007 tarihinde çalışmalar tamamlanarak ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkan Yardımcısı Sayın Dengir Mir Mehmet FIRAT’a teslim edilmiştir.

1. Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN (Komisyon Başkanı)

2. Prof. Dr. Zühtü ARSLAN

3. Prof. Dr. Yavuz ATAR

4. Prof. Dr. Fazıl Hüsnü ERDEM

5. Prof. Dr. Levent KÖKER

6. Doç. Dr. Serap YAZICI

BAŞLANGIÇ

Herkesin insan haysiyetinden kaynaklanan evrensel hak ve hürriyetlere sahip olduğu inancıyla hareket eden, her türlü ayrımcılığı reddeden, farklılıklarımızı kültürel zenginliğimizin kaynağı olarak gören bir eşitlik anlayışına sahip biz Türk Milleti; insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyetin kurum ve kurallarını düzenleyen bu Anayasayı, egemen irademizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemâl Atatürk’ün çağdaş uygarlık hedefi ile ebedî barış idealine olan bağlılığımızın ifadesi olarak kabul ve teyid ederiz.

BİRİNCİ KISIM
Genel Esaslar
Devletin şekli
Madde 1

Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

Cumhuriyetin nitelikleri
Madde 2

Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti

Madde 3

(1) Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.

(2) Resmî dili Türkçedir.

(3) Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

(4) Millî marşı “İstiklâl Marşı”dır.

(5) Başkenti Ankara’dır.

Devletin temel amaç ve görevleri

Madde 4

Devletin temel amaç ve görevi, insan haysiyetini korumak, kişilerin hak ve hürriyetlerini kullanmalarının önündeki bütün engelleri kaldırmak ve halkın huzur, güvenlik ve refahını sağlamak suretiyle insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaktır.

Egemenlik

Madde 5

(1) Egemenlik kayıtsız ve şartsız Milletindir.

(2) Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanır.

(3) Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

(4) Milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyelikten kaynaklanan sınırlamalar saklıdır.

Yasama yetkisi

Madde 6

Yasama yetkisi, Türk Milleti adına, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. Kanun hükmünde kararnamelere ilişkin hükümler saklıdır.

Yürütme yetkisi ve görevi

Madde 7

Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.

Yargı yetkisi ve görevi

Madde 8

Yargı yetkisi ve görevi, Türk Milleti adına, bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır ve yerine getirilir.

Eşitlik

Madde 9

(1) Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

(2) Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

(3) Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunmayı gerektiren kesimler için alınan tedbirler, eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.

(4) Devlet organları ve idare makamları, bütün eylem ve işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.

Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü

Madde 10

(1) Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluşları ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

(2) Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.

İKİNCİ KISIM
Temel Haklar ve Hürriyetler
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler

Temel hak ve hürriyetlerin niteliği

Madde 11

Herkes, insan haysiyetinden kaynaklanan, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması

Madde 12

(1) Temel hak ve hürriyetler, sadece Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Kanun, temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz.

(2) Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.

Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması
Alternatif 1
Madde 13

Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesine veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasına imkân verecek şekilde yorumlanamaz.

Alternatif 2
Madde 13

(1) Anayasada yer alan temel hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.

(2) Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesine veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasına imkân verecek şekilde yorumlanamaz.

Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması
Madde 14

(1) Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, temel hak ve hürriyetlerin kullanılması, durumun gerektirdiği ölçüde sınırlandırılabilir veya durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

(2) Birinci fıkrada belirtilen durumlarda dahi, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse dinî inançlarını, vicdanî kanaatlerini ve düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalara ilişkin hükümler geçmişe yürütülemez; suçluluğu kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.

İKİNCİ BÖLÜM
Kişinin Hakları ve Hürriyetleri
Yaşama hakkı
Madde 15

(1) Herkes yaşama hakkına sahiptir.

(2) Meşru müdafaa, yakalama veya tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, ayaklanma veya isyanın bastırılması hallerinde silâh kullanmanın kanunen zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.

İşkence ve kötü muamele yasağı
Madde 16

(1) Kimseye işkence ve kötü muamele yapılamaz. Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.

(2) Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; kimse rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.

Zorla çalıştırma yasağı
Madde 17

(1) Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.

(2) Şekil ve şartları kanunla düzenlenen tutukluluk veya hükümlülük süreleri içindeki çalıştırmalar; olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz.

Kişi hürriyeti ve güvenliği
Madde 18

(1) Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

(2) Kişi hürriyeti, aşağıdaki durumlarda, kanunun öngördüğü esas ve usullere göre sınırlanabilir:

a) Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi;

b) Mahkeme kararının veya kanunda öngörülen yükümlülüğün yerine getirilmesi;

c) Küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen kararın yerine getirilmesi;

ç) Toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya âlkol tutkunu, serseri veya hastalık yayabilecek kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için alınan tedbirlerin yerine getirilmesi;

d) Usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren kişinin ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen kişinin sınır dışı edilmesi.

(3) Yakalama ve tutuklama hâkim kararı ile olur. Tutuklama kararı, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler hakkında ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek amacıyla verilebilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, suçluluğu hakkında kuvvetli belirtiler bulunan kişiyi mahkeme önüne çıkarmak amacıyla veya ikinci fıkranın (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen kişilerle ilgili olarak önleme amaçlı yapılabilir.

(4) Yakalama ve tutuklamanın usul ve esasları kanunla düzenlenir.

(5) Yakalanan veya tutuklanan kişiye, yakalama veya tutuklama sebepleri ve hakkındaki iddialar herhalde yazılı, bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir. Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı yakınlarına derhâl bildirilir.

(6) Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç, en geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda ise en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden mahrum bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir.

(7) Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma, ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasına veya hükmün infazını sağlamak için bir güvenceye veya başka yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlanabilir.

(8) Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Yargı merci kararını vermeden önce hürriyeti kısıtlanan kişiyi dinler.

(9) Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre Devletçe ödenir.

Özel hayatın ve aile hayatının gizliliği ve korunması

Madde 19- (1) Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

(2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde el koyma kendiliğinden kalkar.

Kişisel bilgilerin korunması

Madde 20- (1) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel bilgi ve verilerin korunması hakkına sahiptir.

(2) Bu bilgiler, ancak kişinin açık rızasına veya kanunla öngörülen meşru bir sebebe dayalı olarak kullanılabilir. Herkes, kendisi hakkında toplanmış olan veya kayıtlarda yer alan bilgilere erişme, bunlarda düzeltme yaptırma ve bu bilgilerin amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme hakkına sahiptir.

Konut dokunulmazlığı

Madde 21- (1) Kimsenin konutuna dokunulamaz.

(2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde el koyma kendiliğinden kalkar.

Haberleşme hürriyeti

Madde 22- (1) Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.

(2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar.

Yerleşme ve seyahat hürriyeti

Madde 23- (1) Herkes yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.

(2) Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek, kamu mallarını korumak; seyahat hürriyeti ise suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle, genel sağlığı korumak yahut suç işlenmesini önlemek amaçlarıyla sınırlanabilir.

(3) Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından mahrum bırakılamaz.

(4) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da suç soruşturması veya kovuşturması sebepleriyle sınırlanabilir.

Din ve inanç hürriyeti

Madde 24- (1) Herkes din ve inanç hürriyetine sahiptir. Bu hak, tek başına veya topluca, alenen veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama ve bunları değiştirebilme hürriyetini de içerir.

(2) Kimse ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç, düşünce ve kanaatlerinden ve bunları değiştirmekten dolayı kınanamaz, suçlanamaz ve farklı bir muameleye tâbi tutulamaz.

(3) İbadet ve dinî ayin ve törenler, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması amaçlarıyla sınırlanabilir.

Alternatif 1

(4) Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim ve öğretimin ana ve babanın dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet eder. Din eğitim ve öğretimi, kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır. Devlet bu taleplerin gereğini yerine getirmekle yükümlüdür.

Alternatif 2

(4) Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim ve öğretimin ana ve babanın dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet eder. Din kültürü ve ahlâk öğretimi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bu dersten muafiyet, kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.

Alternatif 1

(5) Din ve inanç hürriyeti, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini din kurallarına dayandırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.

Alternatif 2

(5) Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya şahsî çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun dinî veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

Alternatif 3

(5) Din ve inanç hürriyeti, anayasal düzeni din kurallarına dayandırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.

Düşünce, vicdan ve kanaat hürriyeti

Madde 25- (1) Herkes düşünce, vicdan ve kanaat hürriyetine sahiptir.

(2) Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce, vicdan ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

İfade hürriyeti

Madde 26- (1) Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hürriyetine sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir alma ya da verme serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayınların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

(2) Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.

(3) Bu hak ve hürriyetlerin kullanılması; millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının şöhret veya haklarının, özel veya aile hayatının korunması, suçların önlenmesi, devlet sırrı olarak usûlünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, yargının bağımsızlık ve tarafsızlığının sağlanması, savaş kışkırtıcılığının engellenmesi, her türlü ayrımcılık, düşmanlık veya kin ve nefret savunuculuğunun önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Basın ve yayın hürriyeti

Madde 27- (1) Basın hürdür, sansür edilemez.

(2) Basın hürriyeti 26 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlanabilir.

(3) Yargılamanın amacına uygun olarak yerine getirilmesi için kanunla belirtilecek sınırlar içinde hâkim tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayın yasağı konulamaz.

(4) Süreli veya süresiz yayın yapmak ve bu amaçla basımevi kurmak, önceden izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.

(5) Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz. Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır.

(6) Süreli yayınların çıkarılması, yayın şartları, malî kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili esaslar kanunla düzenlenir. Kanunla haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayınlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı şartlar konulamaz.

(7) Süreli ve süresiz yayınlar hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise kanunun yetkili kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkime bildirir. Hâkim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz sayılır. Süreli yayınların durdurulması da aynı hükümlere tâbidir; ancak bu yayınların kapatılması sadece mahkeme kararıyla mümkündür. Toplatma, durdurma ve kapatmaya ilişkin şartlar ile usul ve esaslar kanunla düzenlenir.

(8) Masumiyet karinesinin ihlâline yönelik yayın yapılamaz.

(9) Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişinin haysiyet ve şerefine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır. Düzeltme ve cevap yayınlanmazsa, yayınlanmasının gerekip gerekmediğine, hâkim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde karar verilir.

(10) Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek, kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir.

(11) Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının ve radyo ve televizyon yayınlarını denetleyen kurumun özerkliği ve tarafsızlığı esastır.

Mülkiyet ve miras hakkı

Madde 28- (1) Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

(2) Bu haklar, kamu yararı sebebiyle sınırlanabilir.

Çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyeti

Madde 29- (1) Herkes, dilediği alanda çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.

(2) Çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyetleri, millî güvenliğin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması amaçlarıyla sınırlanabilir.

Dernek kurma hürriyeti

Madde 30- (1) Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma, bunlara üye olma ve üyelikten ayrılma hürriyetine sahiptir.

(2) Dernek kurma hürriyeti millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

(3) Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıyla kapatılabilir veya faaliyetten alıkonulabilir. Ancak, gecikmesinde sakınca varsa millî güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde, kanunla yetkili kılınan merci, derneği faaliyetten men edebilir. Bu merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden yürürlükten kalkar.

(4) Birinci fıkra hükmü, Türk Silâhlı Kuvvetleri ve genel kolluk mensuplarına, hâkim ve savcılar ile bu meslekten sayılanlara ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde diğer kamu hizmeti görevlilerine sınırlamalar getirilmesine engel değildir.

(5) Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da uygulanır.

Toplantı, gösteri ve yürüyüş düzenleme hürriyeti

Madde 31- (1) Herkes, önceden izin almadan, silâhsız ve saldırısız toplantı, gösteri ve yürüyüş düzenleme hürriyetine sahiptir.

(2) Toplantı, gösteri ve yürüyüş hürriyeti, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı

Madde 32- (1) Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle, yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

(2) Hiç kimse, tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarılamaz ve bir kimseyi tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.

(3) Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.

(4) Davalar, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve alenî olarak görülür. Ancak, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlâkın, küçüklerin korunmasının veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliğinin gerektirdiği veya davanın alenî olarak görülmesinin yargılamanın selâmetine zarar verebileceği özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.

(5) Küçüklerin yargılanması hakkında özel hükümler konulabilir.

(6) Her sanık aşağıda belirtilen haklara sahiptir:

a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebi hakkında en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak bilgilendirilmek,

b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak,

c) Kendisini bizzat veya tayin edeceği bir müdafiin yardımından yararlanarak savunmak; müdafi tayini için gereken malî imkânlardan mahrum bulunuyor ve yargılamanın selâmeti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir müdafiin yardımından bedelsiz yararlanabilmek,

ç) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı şartlar altında dinlenmesini istemek,

d) Mahkemede kullanılan dili anlayamadığı veya konuşamadığı takdirde, bir tercümanın yardımından bedelsiz yararlanmak.

(7) Hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.

(8) Mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.

Suç ve cezalara ilişkin esaslar

Madde 33- (1) Suç ile ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiili gerçekleştirmesinden dolayı cezalandırılamaz ve kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

(2) Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da birinci fıkra uygulanır.

(3) Suçluluğu kesin mahkeme kararı ile hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.

(4) Hiç kimse, kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.

(5) Ceza sorumluluğu şahsîdir.

(6) Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı hürriyetinden alıkonulamaz.

(7) Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.

(8) Kamu İdaresi, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir.

(9) Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere, vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.

İspat hakkı

Madde 34- Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde, ispat talebinin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikâyetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Siyasî Haklar ve Ödevler
Vatandaşlık

Madde 35-

Alternatif 1

(1) Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.

Alternatif 2

(1) Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese, din ve ırk farkı gözetilmeksizin Türk denir.

Alternatif 3

(1) Vatandaşlık temel bir haktır. Kanunun öngördüğü esaslara uygun olarak bu statüyü kazanan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.

(2) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı babanın veya ananın çocuğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.

(3) Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir.

(4) Hiçbir vatandaş, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.

Seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakları

Madde 36- (1) Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma haklarına sahiptir.

(2) Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı organının yönetim ve denetimi altında yapılır. Yurt dışında bulunan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmelerini sağlayacak esaslar kanunla belirlenir.

(3) Onsekiz yaşını dolduran her vatandaş seçme ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.

(4) Silâh altında bulunan er ve erbaşlar ile askerî öğrenciler ve taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar.

(5) Seçim kanunlarında seçim sistemine ilişkin olarak yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.

Siyasî parti kurma hürriyeti

Madde 37- (1) Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.

(2) Vatandaşlar, önceden izin almaksızın, siyasî parti kurma ve partilere üye olma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek için onsekiz yaşını doldurmuş olmak gerekir.

(3) Hâkim ve savcılar, bu meslekten sayılanlar, kamu kurum ve kuruluşlarının memur ve sözleşmeli personel statüsündeki görevlileri, Türk Silâhlı Kuvvetleri mensupları ve ilk ve ortaöğretim öğrencileri siyasî partilere üye olamazlar.

(4) Yükseköğretim elemanlarının ve öğrencilerinin siyasî partilere üye olmalarına dair esaslar kanunla düzenlenir.

(5) Devlet, siyasî partilere, yeterli düzeyde ve hakça malî yardım yapar. Partilere yapılacak yardımın, partilerin alacakları üye aidatının ve bağışların tâbi olduğu esaslar kanunla düzenlenir.

Siyasî partilerin uyacakları esaslar

Madde 38- (1) Siyasî partilerin tüzük ve programları ile fiilleri, insan haklarına, Devletin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğüne, demokrasiye, cumhuriyete ve lâikliğe aykırı olamaz.

(2) Partiler yabancı devletlerden, milletlerarası kuruluşlardan ve Türk tâbiyetinde olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddî yardım alamazlar.

(3) Siyasî partiler ticarî faaliyette bulunamazlar.

(4) Bir siyasî partinin tüzüğünün veya programının birinci fıkra hükümlerine aykırı görülmesi halinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine, Anayasa Mahkemesince partiye ihtarda bulunulur. İhtarı izleyen iki ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, ilgili parti hakkında dava açılır.

(5) Bir siyasî partiye birinci fıkra hükümlerine aykırı fiillerinden ötürü yaptırım uygulanmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun, sürekli ve ciddî tehlike oluşturacak bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca benimsendiği yahut bu fiiller aynı şekilde doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.

(6) Anayasa Mahkemesi, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine aykırılık nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılan davalarda, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen mahrum bırakılmasına ya da kapatılmasına karar verebilir.

Alternatif 1

(7) Bir siyasî partinin kapatılmasına beyan veya fiilleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayınlanmasından sonraki ilk milletvekilliği veya mahallî idareler seçimlerinde aday olamazlar.

Alternatif 2

(7) Bu fıkranın tamamen çıkarılması.

(8) Siyasî partilerin malî denetimi Sayıştay tarafından yapılır.

(9) Siyasî partilerin kuruluş ve çalışmaları, hukukî ve malî denetimleri ile adayların seçim harcamaları demokratik esaslara uygun olarak kanunla düzenlenir.

Kamu hizmetlerine girme hakkı

Madde 39- (1) Her vatandaş, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.

(2) Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.

(3) Yasama, yürütme ve yargı organları dahil olmak üzere, kamu hizmetinde görev alanların mal bildiriminde bulunmaları ve bu bildirimlerin tekrarlanma süreleri kanunla düzenlenir.

Vatan hizmeti

Madde 40- Vatan hizmeti, her vatandaşın hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Türk Silâhlı Kuvvetlerinde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.

Vergi ödevi

Madde 41- (1) Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.

(2) Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.

(3) Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.

(4) Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna; mahallî idareler tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilenler için ise ilgili mahallî idarenin seçimle oluşan karar organına verilebilir.

Bilgi edinme, dilekçe ve başvuru hakları

Madde 42- (1) Herkes bilgi edinme, dilekçe ve başvuru haklarına sahiptir. Yabancılar için bilgi edinme hakkı karşılıklılık esasına düzenlenir.

(2) Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama başvurma hakkına sahiptir. Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Sosyal ve Ekonomik Haklar
Ailenin korunması

Madde 43- Aile, toplumun temelidir; eşler arasında eşitliğe dayanır ve her türlü hukukî, ekonomik ve sosyal korunmadan yararlanır.

Çocuk hakları

Madde 44- (1) Her çocuk, kendi iyiliği için gereken himaye ve bakımdan yararlanma hakkına sahiptir. Çocuklar görüşlerini serbestçe açıklayabilir ve bu görüşleri kendilerini ilgilendiren konularda, yaşlarına ve olgunluklarına göre dikkate alınır.

(2) Kamu veya özel kurum ve kuruluşlarca çocuklarla ilgili olarak yapılan eylem ve işlemlerde, çocuğun azamî iyiliği gözetilir.

(3) Her çocuk, kendi menfaatine açıkça ters düşmedikçe, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Eğitim ve öğrenim hakkı

Madde 45- (1) Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından mahrum bırakılamaz.

(2) Eğitim ve öğretim, demokratik, lâik, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.

(3) Temel eğitim, bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.

(4) Özel ilk ve ortaöğretim okullarının bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları için öngörülenler dikkate alınarak kanunla düzenlenir.

(5) Eğitim ve öğretim dili Türkçedir. Türkçeden başka dillerde eğitim ve öğretim yapılması ile ilgili esaslar, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak kanunla düzenlenir.

Alternatif 1

(6) Kılık ve kıyafetinden dolayı hiç kimse yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılamaz.

Alternatif 2

(6) Yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir.

(7) Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır.

Çalışma ile ilgili esaslar

Madde 46- (1) Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışanları ve işsizleri korumak, istihdamı artırmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.

(2) Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz.

(3) Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî yetersizliği olanlar, çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar. Kadınlar ve erkekler arasında işe alınma, çalışma şartları ve ücretler bakımından ayrımcılık yapılamaz.

(4) Çalışanlar dinlenme, ücretli hafta ve bayram tatili ile yıllık izin haklarına sahiptir.

(5) Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri için gerekli tedbirleri alır.

(6) Asgarî ücretin tespitinde, çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu gözönünde bulundurulur.

Sendika kurma hakkı

Madde 47- (1) Çalışanlar ve işverenler, önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten çekilme haklarına sahiptir. Aynı zamanda ve aynı iş veya hizmet kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz.

(2) Sendikaların ve üst kuruluşlarının kuruluş, yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamaz.

(3) Sendika kurma hakkı, millî güvenlik, kamu düzeni, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle sınırlanabilir.

Toplu iş sözleşmesi ve grev hakları

Madde 48- (1) İşçiler, işverenlerle olan ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal durumlarını düzeltmek amacıyla toplu iş sözleşmesi ve grev haklarına sahiptir. Aynı işyerinde aynı dönem için birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz. İşçi niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerinin toplu görüşme hakları kanunla düzenlenir.

(2) Grev hakkının kullanılması ve istisnaları ile işverenlerin hakları ve lokavt kanunla düzenlenir.

(3) Toplu iş sözleşmesi ve grev hakları, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Sağlık ve sosyal güvenlik hakları ile sosyal yardım ve hizmet

Madde 49- (1) Herkes, sağlık ve sosyal güvenlik haklarına sahiptir.

(2) Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimlerini, malûl ve gazileri, engellileri, yaşlıları ve korunmaya muhtaç çocuklar gibi kesimleri özel olarak korur.

(3) Devlet, bu hakları sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilâtı kurar.

Devletin sosyal ve ekonomik ödevlerinin sınırları

Madde 50- Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen ödevlerini, bu ödevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek, malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.

ÜÇÜNCÜ KISIM
Cumhuriyetin Temel Organları
BİRİNCİ BÖLÜM

Yasama

BİRİNCİ ALT BÖLÜM
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Kuruluşu

Madde 51- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, genel oyla seçilen beşyüzelli milletvekilinden oluşur.

(2) Milletvekillerinden dörtyüzellisi kanundaki esaslara göre belirlenen seçim çevrelerinden seçilir. Yüz milletvekili ise siyasî partilerin ülke seçim çevresi için düzenleyeceği listelerden nispî temsil esasına göre seçilir.

Seçim dönemi

Madde 52- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçimleri dört yılda bir yapılır.

(2) Meclis, bu süre dolmadan seçimin yenilenmesine karar verebilir. Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir.

(3) Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar sürer.

Seçimlerin ertelenmesi ve ara seçimler

Madde 53- (1) Savaş sebebiyle seçimlerin yapılmasına imkân görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl ertelenmesine karar verebilir. Erteleme sebebi ortadan kalkmamışsa, aynı usule göre bu işlem tekrarlanabilir.

(2) Milletvekilliklerinde boşalma olması halinde, ara seçime gidilir. Ara seçim, her seçim döneminde sadece bir defa yapılabilir. Boşalan milletvekilliği sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu takdirde üç ay içinde ara seçim yapılır. Ancak, her halde, genel seçimden iki yıl geçmedikçe ve genel seçimlere bir yıl kala ara seçim yapılamaz.

Seçimlerin Cumhurbaşkanınca yenilenmesi

Madde 54- (1) Yeni seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisinde Başkanlık Divanının oluşmasından sonra veya Başbakanın istifası yahut Bakanlar Kurulunun güvensizlik oyu ile düşürülmesi hallerinde kırkbeş gün içinde yeni Bakanlar Kurulunun kurulamaması veya kurulduğu halde güvenoyu alamaması halinde Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına danışarak seçimlerin yenilenmesine karar verebilir.

(2) Yenilenme kararı Resmî Gazetede yayınlanır ve seçime gidilir.

Seçimlerin genel yönetimi ve denetimi

Madde 55- (1) Seçimler, yargı organının genel yönetim ve denetimi altında yapılır.

(2) Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve milletvekillerinin seçim tutanakları ile Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur.

(3) Yüksek Seçim Kurulu, yedi asıl, dört yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile dört yıllığına seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilir. Üyeler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve bir başkanvekili seçerler.

(4) Yüksek Seçim Kuruluna Yargıtay ve Danıştaydan seçilmiş üyeler arasından ad çekme ile ikişer yedek üye ayrılır. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve Başkanvekili ad çekmeye girmezler.

(5) Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.

(6) Yüksek Seçim Kurulunun ve diğer seçim kurullarının teşkilâtı ile görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.

İKİNCİ ALT BÖLÜM
Milletvekilliği ile İlgili Hükümler
Milletin temsili

Madde 56- Milletvekilleri sadece seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler.

Milletvekili seçilme yeterliliği

Madde 57- (1) Yirmibeş yaşını dolduran her vatandaş milletvekili seçilebilir.

(2) Aşağıda sayılanlar milletvekili seçilemezler:

a) En az ilköğretim diploması olmayanlar,

b) Kısıtlılar,

c) Yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar,

ç) Taksirli suçlar hariç, toplam bir yıl veya daha fazla hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; affa uğramış olsalar bile zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, hileli iflâs, kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma suçlarından birinden dolayı hüküm giymiş olanlar.

(3) Aday olmak, memurluktan çekilme şartına bağlanamaz. Seçim güvenliği bakımından hangi kamu hizmeti görevlilerinin ne gibi şartlarla aday olabilecekleri kanunla düzenlenir. Hâkimler ve savcılar ile bu meslekten sayılanlar, Türk Silâhlı Kuvvetleri ve genel kolluk mensupları, valiler, büyükelçiler ve rektörler görevlerinden çekilmedikçe aday olamazlar.

Andiçme

Madde 58- Milletvekilleri göreve başlarken aşağıdaki şekilde andiçerler:

“Devletin bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete, Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”

Milletvekilliği ile bağdaşmayan işler

Madde 59- (1) Milletvekilleri, Devlet ve diğer kamu tüzelkişilerinde ve bunlara bağlı kuruluşlarda; Devletin veya diğer kamu tüzelkişilerinin doğrudan ya da dolaylı olarak katıldığı teşebbüs ve ortaklıklarda; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar, vekili olamazlar, herhangi bir taahhüt işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemezler, temsilcilik ve hakemlik yapamazlar.

(2) Milletvekilleri yürütme organının teklif, inha, atama veya onamasına bağlı resmî veya özel herhangi bir işle görevlendirilemezler. Bir milletvekilinin belli konuda ve altı ayı aşmamak üzere Bakanlar Kurulunca verilecek geçici bir görevi kabul etmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kararına bağlıdır.

(3) Milletvekilliği ile bağdaşmayan diğer görev ve işler kanunla düzenlenir.

Yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığı

Madde 60- (1) Milletvekilleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.

(2) Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Milletvekili hakkında seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, milletvekilliği sıfatının sona ermesine bırakılır ve milletvekilliği süresince zamanaşımı işlemez. Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.

Alternatif 1

(3) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali dokunulmazlık kapsamı dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirir.

Alternatif 2

(3) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali ile zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, hileli iflâs, kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma ve edimin ifasına fesat karıştırma suçlarından dolayı bir milletvekilinin sorguya çekilmesi ve yargılanması için Meclisin kararı aranmaz. Bu hallerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, durumu hemen Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirir.

(4) Hakkında suç isnadı bulunan milletvekili, Meclis Başkanlığına başvurmak suretiyle, isnad edilen suçla ilgili olarak dokunulmazlığından feragat edebilir.

(5) Dokunulmazlık kapsamında olmayan suçları işleyen, dokunulmazlığı kaldırılan veya dokunulmazlıktan feragat eden milletvekillerinin yargılanmaları, tutuksuz olarak ve yasama çalışmaları engellenmeyecek şekilde yürütülür.

(6) Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasî parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.

(7) Milletvekilleri hakkındaki ceza davaları Yargıtayda görülür. Bu davalarla ilgili hazırlık soruşturmasının yürütülmesi, kamu davasının açılması, hükmün temyizi ve diğer yargılama esasları kanunla düzenlenir.

Milletvekilliğinin düşmesi

Madde 61- (1) İstifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, istifanın geçerli olduğunun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesinden sonra, Genel Kurulca karar verilir.

(2) Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlanma halinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle gerçekleşir.

(3) 59 uncu maddeye göre milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir görev veya hizmeti sürdüren milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, yetkili komisyonun bu durumu tespit eden raporu üzerine Genel Kurulca üye tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla karar verilir.

(4) Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içinde toplam beş birleşim günü katılmayan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, durumun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesi üzerine, Genel Kurulca üye tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla karar verilir.

(5) Partisinin kapatılmasına beyan ve fiilleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesinin kapatmaya ilişkin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayınlandığı tarihte sona erer. (NOT: Bu fıkra, ilgili madde olan 38/7’de benimsenen alternatife göre kalabilir de çıkabilir de.)

İptal istemi

Madde 62- Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya 61 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarına göre milletvekilliğinin düşmesine karar verilmiş olması hallerinde, kararın alındığı tarihten itibaren yedi gün içinde, ilgili milletvekili, kararın Anayasaya veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal talebini onbeş gün içinde karara bağlar.

Ödenek ve yolluklar

Madde 63- (1) Milletvekillerinin ödenek, yolluk ve emeklilik işlemleri kanunla düzenlenir. Ödeneğin aylık tutarı en yüksek Devlet memurunun almakta olduğu miktarı, yolluk da ödenek miktarının yarısını aşamaz.

(2) Milletvekillerine ödenecek ödenek ve yolluklar, kendilerine bağlanan emekli aylığı ve benzeri ödemelerin kesilmesini gerektirmez.

ÜÇÜNCÜ ALT BÖLÜM
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Görev ve Yetkileri
Genel olarak

Madde 64- Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri şunlardır:

a) Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak,

b) Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek,

c) Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek,

ç) Bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek,

d) Para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek,

e) Milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak,

f) Üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek,

g) Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmek.

Kanunların teklif edilmesi ve görüşülmesi

Madde 65- (1) Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.

(2) Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir. İçtüzük temel kanunların Genel Kurulda görüşülmesi bakımından özel usuller kabul edebilir.

Kanunların Cumhurbaşkanınca yayınlanması

Madde 66- (1) Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen kanunları onbeş gün içinde yayınlar.

(2) Cumhurbaşkanı yayınlanmasını uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek üzere, bu hususta gösterdiği gerekçe ile birlikte aynı süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir. Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulunmama durumunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşebilir. Bütçe kanunları bu hükme tâbi değildir.

(3) Türkiye Büyük Millet Meclisi geri gönderilen kanunu aynen kabul ederse, kanun, Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanır. Meclis, geri gönderilen kanunda değişiklik yaparsa, Cumhurbaşkanı değiştirilen kanunu ikinci fıkra hükümlerine göre tekrar Meclise geri gönderebilir.

(4) Cumhurbaşkanının onbeş gün içinde geri göndermediği veya yayınlamadığı kanunlar Meclis Başkanı tarafından yayınlanır.

Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma

Madde 67- (1) Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası veya milletlerüstü kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.

(2) Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yabancı ülkelerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayınlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayınlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.

(3) Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluğu yoktur. Ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayınlanmadan yürürlüğe konulamaz.

(4) Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında değişiklik gerektiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.

(5) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.

(6) Kanunlar, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalara aykırı olamaz.

Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verme

Madde 68- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak, Anayasanın ikinci kısmının birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerinde yer alan hak ve hürriyetler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez.

(2) Türkiye Büyük Millet Meclisi, yetki kanununun konusunu, geçerlilik süresini ve bu süre içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını gösterir.

(3) Kanun hükmünde kararnameler, kararnamede yayından sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayınlandıkları gün yürürlüğe girer ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.

(4) Cumhurbaşkanı yayınlanmasını uygun görmediği kanun hükmünde kararnameleri Bakanlar Kuruluna gerekçeleri ile birlikte onbeş gün içinde geri gönderebilir. Bakanlar Kurulu, geri gönderilen kanun hükmünde kararnameyi aynen kabul ederse kararname Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanır.

(5) Yetki kanunları ve bunlara dayanan kanun hükmünde kararnameler, Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları ve Genel Kurulunda öncelikle ve ivedilikle görüşülür.

(6) Yayınlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmayan kanun hükmünde kararnameler bu tarihte; Türkiye Büyük Millet Meclisince reddedilen kanun hükmünde kararnameler bu kararın Resmî Gazetede yayınlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Değiştirilerek kabul edilen kanun hükmünde kararnamelerin değiştirilmiş hükümleri, bu değişikliklerin Resmî Gazetede yayınlandığı gün yürürlüğe girer.

Savaş hali ilânı ve silâhlı kuvvet kullanılmasına izin verme

Madde 69- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi;

(a) Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilânına,

(b) Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına, izin verme yetkisine sahiptir.

(2) Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde veya ara vermede iken ülkenin ani bir silâhlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silâhlı kuvvet kullanılmasına derhâl karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde, Başbakanın teklifi üzerine Cumhurbaşkanı da, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilir.

DÖRDÜNCÜ ALT BÖLÜM
Türkiye Büyük Millet Meclisinin İç Düzeni ve Çalışma Esasları
Toplanma ve tatil

Madde 70- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, her yıl Ekim ayının birinci günü kendiliğinden toplanır.

(2) Meclis, bir yasama yılında en çok üç ay tatil yapabilir. Meclis, ara verme veya tatil sırasında Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından doğrudan doğruya; milletvekillerinin beşte birinin talebi üzerine de Meclis Başkanı tarafından toplantıya çağrılır.

Başkanlık Divanı

Madde 71- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı, milletvekilleri arasından seçilen Meclis Başkanı, başkanvekilleri, kâtip üyeler ve idare amirlerinden oluşur.

(2) Başkanlık Divanı, Meclisteki siyasî parti gruplarının milletvekili sayısı oranında katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur. Siyasî parti grupları Meclis Başkanlığı için aday gösteremezler.

(3) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı için bir yasama döneminde iki seçim yapılır. İlk seçilenlerin görev süresi iki yıl, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi genel seçimlere kadardır.

(4) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan adayları, milletvekilleri arasından Meclisin toplandığı günden itibaren beş gün içinde Başkanlık Divanına bildirilir. Başkan seçimi gizli oyla yapılır. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır. Dördüncü oylamada en fazla oy alan milletvekili Başkan seçilmiş olur. Başkan seçimi, aday gösterme süresinin bitiminden itibaren beş gün içinde tamamlanır.

(5) Başkanvekillerinin, kâtip üyelerin ve idare amirlerinin sayısı ve seçim usulleri Meclis İçtüzüğünde belirlenir.

(6) Başkan ve başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasî partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetleri ile görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar. Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamaz.

İçtüzük ve siyasî parti grupları

Madde 72- 1982 Anayasasının aynı konuyu düzenleyen 95 inci maddesinin son fıkrası Meclis İçtüzüğü ile düzenlenebilecek hususlar içerdiğinden yeni metne alınmamış; maddenin diğer hükümleri bazı ifade değişiklikleri yapılarak muhafaza edilmiştir.

Madde 73- 1961 Anayasasının 86 ncı maddesinde öngörülen üye tamsayısının salt çoğunluğu ile toplanma ve katılanların salt çoğunluğu ile karar verme zorunluluğu sebebi ile bu dönemde Meclisin toplanma ve karar almasında zorluklarla karşılaşılmıştır.

1982 Anayasasının aynı başlıklı 96 ncı maddesinin gerekçesinde bu zorluklara işaret edilerek, maddenin Meclis toplantılarına istikrar getirmesi ve daha kolay karar alınması amacıyla yeniden düzenlendiği belirtilmiştir.

1982 Anayasasının gerekçesinde yapılan düzenlemenin Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplanmasını kolaylaştırdığı açıklandığı halde, bu haliyle de maddenin yanlış yorumlanmaya açık olduğu anlaşılmıştır. Nitekim, maddede yer alan “Anayasada, başkaca bir hüküm yoksa, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir” şeklindeki hüküm, 11 inci Cumhurbaşkanının seçiminde farklı yorumlara konu olmuştur. 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin 102 nci maddesinde “başkaca” bir toplantı nisabı bulunduğu ileri sürülmüş ve nihayet bu tez Anayasa Mahkemesi tarafından da kabul edilmiştir.

Yapılan düzenlemeyle, bu tür yorumları ve tartışmaları ortadan kaldırmak maksadıyla, Meclisin tüm kararları için tek bir toplantı nisabı öngörülmüştür. Buna göre Meclis, herhangi bir karar alırken üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanmak durumundadır. Bunun dışında Anayasada başkaca bir özel toplantı yeter sayısı bulunmamaktadır. Buna karşılık, karar yeter sayısı konusunda önceki anayasaların genel ve özel kuralları korunmuştur.

Madde 74- 1982 Anayasasının aynı başlıklı 97 nci maddesi, küçük ifade düzeltmeleri dışında aynen muhafaza edilmiştir.

Madde 75- 1982 Anayasasının aynı konuyu düzenleyen 98 inci maddesi büyük ölçüde korunmuştur.

1982 Anayasasının mezkûr maddesinin ikinci fıkrasında, soru önergeleri için yer alan “Bakanlar Kurulu adına” ibaresine, İçtüzükte açık bir düzenleme bulunduğundan, Anayasada yer verilmemiştir.

Madde 76- 1982 Anayasasının gensoruyu düzenleyen 99 uncu maddesi, yapıcı güvensizlik oyuna ilişkin yeni düzenleme dışında büyük ölçüde korunmuştur.

Yapıcı güvensizlik oyunun asıl amacı, hükümet istikrarını korumaktır. Böylece, yıkmakta birleşen parlâmento çoğunluğunun yeni bir Bakanlar Kurulu oluşturmak konusunda da birleşmesi hedeflenmektedir. Tek bir partinin parlâmentoda salt çoğunluğu elde ederek hükümeti kurabildiği örnekler bakımından yapıcı güvensizlik oyuna ihtiyaç duyulmayabilir. Zaten doğası gereği tek parti ile kurulan hükümetler, hükümet istikrarını parlâmenter düzenin şartları içinde azamî olarak korumaktadır. Ancak koalisyon hükümetlerinin kaçınılmaz olduğu şartlarda, bu tür hükümetlerin karşı karşıya kaldığı en önemli güçlük, hükümetin istikrarı meselesidir. Türkiye gibi demokrasinin gereği olan uzlaşma geleneğinin yeterince mevcut olmadığı bir ortamda koalisyon hükümetlerinin kırılganlığı da güçlü bir ihtimaldir. Nitekim, özellikle 1970`lerin ikinci yarısına hâkim olan tecrübeler bunu kanıtlamaktadır. Bu yüzden, koalisyon hükümetlerinin kırılganlığını bertaraf etmek, bu tür hükümetlere azamî istikrar sağlamak bakımından yapıcı güvensizlik oyunun kabulü büyük önem taşımaktadır.

Madde 77- 1982 Anayasasının meclis soruşturmasını düzenleyen 100 üncü maddesi bazı ifade değişiklikleri yapılarak korunmuştur.

Madde 78- Türkiye`de Cumhurbaşkanlığı seçimleri, özellikle 1961`den itibaren, sürekli gerilime ve çoğu kez de siyasî krizlere yol açmıştır. Bu durum, kısmen Cumhurbaşkanlığı makamının sembolik değerinden, kısmen de sahip olduğu görev ve yetkilerin fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yöntemi, bu tür krizlerin ortadan kalkmasına, dolayısıyla siyasî istikrara ciddî bir katkı sağlayacaktır. Ayrıca, doğrudan halk tarafından seçim Cumhurbaşkanının belirlenmesinde siyaset dışı unsurların müdahalesini engelleyecek, böylece ortaya çıkan “demokrasi açığı”nın büyük ölçüde kapanmasını sağlayacaktır. Cumhurbaşkanının halk tarafından iki turlu bir seçimle seçilecek olması temsil krizi tartışmalarını da sonlandıracaktır. Diğer yandan, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin parlâmenter sistemle bağdaşmadığına dair görüş ve düşünceler, teorik ve ampirik olarak yanlıştır. Parlâmenter sistemlerde cumhurbaşkanının sembolik yetkilere sahip olması esastır, dolayısıyla onun nasıl seçildiği tâli bir konudur. Avrupa`da parlâmenter sistemle yönetilen bir çok ülkede cumuhurbaşkanı ya da devlet başkanı halk tarafından seçilmektedir. Sonuç olarak, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, gerek daha demokratik bir yöntem oluşu, gerek parlâmento içinde gereksiz tıkanmalar yaşanması ihtimalini ortadan kaldırması nedeniyle tercih edilmiştir.

Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıla indirilmiş, fakat Avrupa ülkelerindeki genel eğilime uygun olarak, en çok iki defa seçilebilmesi öngörülmüştür. Yeniden seçilebilme, bu görevi başarıyla yürüten cumhurbaşkanının birikim ve tecrübesinden yararlanmayı da mümkün kılacaktır. Ayrıca bu yöntemle, Cumhurbaşkanının halk önünde hesap verebilmesine de imkân sağlanmıştır.

Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiğinin kesilmesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinin sona ermesi hükmü muhafaza edilmiştir. Cumhurbaşkanlığına seçilebilmek için yüksek öğrenim görme şartı kaldırılmış, (kabul edilen alternatife göre kalacak veya çıkacak) Cumhurbaşkanı adaylarının yirmi milletvekilinden başka, ikiyüzbin seçmence de gösterilmesi, katılımcı demokrasi ilkelerine daha uygun bir çözüm olarak benimsenmiştir.

Madde 79- Bu maddede Cumhurbaşkanının halk tarafından seçiminin esasları düzenlenmiştir. Kabul edilen sistem, Cumhurbaşkanının mutlaka geçerli oyların çoğunluğunu kazanmasını zorunlu kılmak suretiyle, temsil kabiliyetini, dolayısıyla demokratik meşruluğu güçlendirmektedir. Bir ihtimal olarak ikinci turda tek adayın kalması halinde oylama referandum şeklinde yapılarak seçim süreci tamamlanabilecektir.

Madde 80- Anlamlarının geniş, belirsiz ve takdire elverişli olmaları nedeniyle, 2 nci madde metninden çıkarılan ve insan hakları vurgusunu zayıflatan “milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet içinde” ibaresi çıkarılarak ve bazı ifadeler eklenerek 1982 Anayasasının 103 üncü maddesi muhafaza edilmiştir.

Madde 81- Parlâmenter rejimlerde devlet başkanları veya cumhurbaşkanları, devleti ve milletin birliğini temsil eden sembolik bir konuma sahiptir. Nitekim, parlâmenter rejimin tekâmülî olarak ortaya çıktığı İngiltere`de Tac`ın yetkileri günümüzde tamamen sembolik bir karaktere bürünmüştür. Almanya, İtalya ve İsrail gibi başlıca parlâmenter cumhuriyetlerde de cumhurbaşkanına önemli yetkiler tanınmamıştır. Hatta cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiği İrlanda, Bulgaristan ve kısmen Avusturya`da bile, cumhurbaşkanları sembolik bir konumdadırlar. Cumhurbaşkanına bazı önemli yetkilerin verildiği Portekiz, Yunanistan, Finlandiya gibi parlâmenter rejimlerde ise zamanla bu yetkilerde kısıtlamalara gidilmiştir. Dolayısıyle, parlâmenter rejimlerde cumhurbaşkanının yetkilerinin kısıtlanması yönünde bir eğilim mevcuttur.

Türkiye`de Cumhurbaşkanının 1982 Anayasasının 104 üncü maddesinde listelenen görev ve yetkileri, parlâmenter rejimle bağdaşmayacak kadar geniştir. Bu kadar fazla yetkiye sahip bir Cumhurbaşkanının bulunduğu ülkede yürütmenin iki başlı hale gelmesi ve bu iki baş arasında iktidar çatışmasının yaşanması kaçınılmazdır. 1982 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra bu çatışma sürekli yaşanmıştır. Bu nedenle, Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinin azaltılarak, bunların ilgili kurum ve kuruluşlara dağıtılması parlâmenter sistemin normalleşmesi bakımından gereklidir. Cumhurbaşkanının yetkilerinin düzenlenmesinde parlâmenter rejim ilkeleri, yetki ve sorumluluğun paralelliği kuralı ve 1961 Anayasasınca benimsenen sistem esas alınmıştır.

Bu çerçevede 1982 Anayasasının 104 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir” cümlesi çıkarılmıştır. Bu yetki çok geniş ve belirsiz olduğu gibi, hangi yöntemlerle yerine getirileceği de açık değildir. Bu nedenle böyle bir cümleye maddede yer verilmemiştir.

1982 Anayasasının 104 üncü maddesinde sayılan diğer yetkilerin bir bölümü Anayasanın ilgili maddelerinde zaten mevcut olduğundan, bir bölümü de parlâmenter rejim ilkelerine uygun olarak kaldırıldığından, bu maddede ayrıca sayılmalarına gerek görülmemiştir.

Aynı ilkeler uyarınca, ikinci fıkrada Cumhurbaşkanının sadece Genelkurmay Başkanı, vali ve büyükelçilerin atanmalarına ilişkin Bakanlar Kurulu kararnamelerini imzalayacağı, bunun dışında hangi kararnameleri imzalayacağının kanun tarafından düzenleneceği belirtilmiştir. Böylece, yürütme organının sorumlu kanadı olan Bakanlar Kurulunun konumu güçlendirilmiştir.

Diğer yandan, Cumhurbaşkanının tek başına yapabileceği işlemler, Batı örneklerinde olduğu gibi tahdidî olarak sayılarak, tartışma yaratabilecek belirsizliklere son verilmiştir.

Madde 82- 1982 Anayasasında yer alan Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlere karşı yargı yolunun kapalı olduğuna dair hüküm, Cumhuriyetin değiştirilemez niteliklerinden biri olan hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu için benimsenmemiştir.

İkinci fıkrada Cumhurbaşkanının Yüce Divana sevkedilmesi durumunda görevinin sona ereceği belirtilmek suretiyle, bu konudaki belirsizliklere ve gereksiz tartışmalara son verilmiştir. Ayrıca Cumhurbaşkanının sorumluluğu konusunda hangi suçların vatana ihanet suçu teşkil edeceğinin kanunla belirlenmesi öngörülerek, suç ve cezaların kanunîliği ilkesine uygunluk sağlanmıştır.

Üçüncü fıkrada Cumhurbaşkanının kişisel suçlarından dolayı yasama dokunulmazlığı hükümlerine tâbi olacağı hükme bağlanarak mevcut belirsizlik ortadan kaldırılmıştır.

Madde 83- 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanlığı makamının seçim dışındaki sebeplerle boşalması durumundaki vekâleti düzenleyen 106 ıncı maddesi, “vekillik” yerine “vekâlet” kelimesinin kullanılması dışında, aynen korunmuştur.

Madde 84- Maddede, parlâmenter rejimlerde yürütmenin yetkili ve sorumlu kanadı olan Bakanlar Kurulunun kuruluşu düzenlenmektedir. Anayasa geleneğimizde Başbakan Cumhurbaşkanı tarafından milletvekili olanlar arasından atanmaktadır. Önceki anayasalarda olduğu gibi, burada da hangi milletvekilinin Başbakan olarak atanacağına dair ayrıntılı düzenlemeye gidilmemiştir. Cumhurbaşkanının Meclis çoğunluğuna sahip siyasî partinin genel başkanına hükümeti kurma görevi vermesi anayasal teamüldür. Başbakanın atanmasında temel kriter, atanan milletvekilinin genel seçimler sonrası oluşan parlâmentoda çoğunluk iradesini temsil etmesi ve bu anlamda güvenoyu alma sorununun bulunmamasıdır.

Bakanların Cumhurbaşkanınca atanacağına dair kural, parlâmenter rejimin devlet başkanlarına tanıdığı sembolik görevlerden biridir. Bakanların belirlenmesinde yetki ve sorumluluk tamamen Başbakana aittir. 1982 Anayasasının Bakanlar Kurulunda milletvekili olmayan kişilerin de bakan olarak görevlendirilebileceğine dair hükmü, parlâmento dışında bulunan uzmanlardan da yararlanmayı mümkün kıldığı için, aynen korunmuştur.

Madde 85- Önceki anayasalarda yer alan Bakanlar Kurulunun göreve başlaması ve güvenoylamasına ilişkin hükümler, burada da aynen korunmuştur.

Güvenoyu, parlâmenter rejimin temel kavramlarından biri olup yürütmenin yasama karşısındaki sorumluluğunu ve hesap verebilirliğini ifade etmektedir. Yasama organının anayasal denetim yollarıyla hükümeti denetleyebilmesi için öncelikle Bakanlar Kurulunun programını tartışıp ona güvenoyu vermesi gerekmektedir. Diğer yandan güvenoylaması, hükümetin izleyeceği temel politikalar konusunda parlâmentoyu bilgilendirmesi ve bu politikaların hayata geçirilmesi için ondan yetki alması olayıdır. Zira, Bakanlar Kurulunun görevde kalması ve politikalarını uygulayabilmesi, kanun koyucu organdan alacağı desteğe bağlıdır.

Madde 86- 1961 ve 1982 Anayasalarının paralel hükümleri aynen korunmuştur. Başbakanın görev esnasında bakanlarıyla değerlendirme yaptıktan sonra güvenoyu istemesi, hükümetin güven tazelemesi ve dolayısıyla güç kazanması için başvurulabilen yollardan biridir. Yasama organı açısından da bu, hükümeti sorgulayıp hesap sormanın müsait bir zeminidir. Diğer yandan, güven isteminin reddinin üye tamsayısının salt çoğunluğuyla mümkün olması, siyasî istikrarsızlıkları önlemeye dönük bir düzenlemedir.

Madde 87- Önceki anayasalarda da yer alan bu madde muhafaza edilmiştir.

Madde 88- Bu madde bakanlıkların kurulması ve kaldırılması ile görev ve yetkilerinin kanunla düzenleneceğine dair 1982 Anayasasının 113 üncü maddesindeki hükmü muhafaza etmektedir. Ancak, bakanlıkların “teşkilât yapısı”nın, 1961 Anayasasının 106 ncı maddesinde olduğu gibi, “kanunun koyduğu esaslara göre” düzenlenmesine imkân verilmiştir. Böylece bakanlıkların birimlerinin ve bakanlık teşkilâtına ilişkin diğer hususların, kanunun öngördüğü esaslara göre düzenleyici işlemlerle belirlenmesi ve düzenlenmesi mümkün olacaktır.

Madde 89- Bu maddenin amacı, Anayasanın 54 üncü maddesi çerçevesinde Meclis seçimlerinin Cumhurbaşkanınca yenilenmesi durumunda tarafsız bir Bakanlar Kurulunun yönetiminde ülkenin seçime götürülmesini sağlamaktır.

Önceki anayasalarda yer alan seçimlerden önce Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlarının çekilmesine ve yerlerine Başbakanca bağımsız kişilerin atanmasına dair hükme bu maddede yer verilmemiştir. Bunun temel sebebi, böyle bir tedbirin iletişim ve güvenlik teknolojisinin geliştiği günümüzde anlamını yitirmiş olmasıdır.

Madde 90- 1982 Anayasasının 117 nci maddesinde yer alan Genelkurmay Başkanının savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanı namına yerine getireceğine ilişkin ibareye yeni düzenlemede yer verilmemiş ve Genelkurmay Başkanının atanma usulü Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen maddede belirtildiğinden burada tekrarlanmadan 1982 Anayasasındaki düzenleme korunmuştur.

Madde 91-
Birinci Alternatif: Başbakanın Başkanlığı
Millî Güvenlik Kurulu, 1961 Anayasası ile kurulduğundan bu yana eleştirilerin odağında olmuştur. Kurulun tamamen kalkmasını isteyenler olduğu gibi güçlendirilerek muhafazasını savunanlar da bulunmaktadır. Özellikle ABD`deki 11 Eylül terör saldırılarından sonra, güvenlik kavramının kuşatıcı bir şekilde gelişmesi, bu tür kurumların muhafazası yönündeki eğilimleri de güçlendirmiştir. Bulgaristan, Romanya ve Polonya gibi bazı ülkelerin nispeten yeni sayılabilecek anayasalarında benzer işleve sahip kurumlar öngörülmektedir. Ancak bu anayasalar, millî güvenlik ya da millî savunma kurullarının genel işlevini belirtip bunların yapısı ve işleyişiyle ilgili düzenlemeleri kanuna bırakmaktadır. Bu kurulların oluşumunda ve işleyişinde sivil siyasî irade hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirleyicidir. En önemlisi, demokratik ülkelerde bu tür kurullar, siyasal sorumluluğa ve hesap verebilirlik özelliğine sahip hükümet ya da devlet başkanlarının başkanlığında toplanmaktadır.

Esasen bu durum normaldir, çünkü parlâmenter demokrasilerde millî güvenlik politikalarını belirleme ve uygulama yetkisi hükümetlere aittir. Nitekim ülkemizde de “millî güvenliğin sağlanmasından … Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı Bakanlar Kurulu sorumludur.” Bu nedenle, millî güvenlik konusunda hükümete istişarî nitelikte görüş sunan Millî Güvenlik Kurulunun başkanının Başbakan olması, parlâmenter rejimin esaslarına daha uygundur.

Diğer yandan, parlâmenter sistemin öngördüğü yetkilerin çok ötesinde yetkilere sahip kılınan Cumhurbaşkanının ülkenin en etkili anayasal kurumlarından birine de başkanlık ediyor olması, siyasal sistem içindeki ağırlığını iyice artırmaktaydı. Başbakanın Millî Güvenlik Kuruluna başkanlık etmesi, Cumhurbaşkanının yetkilerinin sınırlandırılmasından sonra mantıksal bir zorunluluk haline gelmiştir.

Ayrıca, Millî Güvenlik Kurulunun Başbakanın başkanlığında toplanan istişarî bir organ olarak yeniden düzenlenmesi, kuruluşundan beri bu kurulun demokratik meşruiyetine yönelik eleştirileri de bir ölçüde ortadan kaldıracaktır.

Millî Güvenlik Kurulunda Jandarma Genel Komutanına yer verilmeyerek, bu konuda 1961 Anayasasına dönülmüştür. Bunun sebebi, Jandarma Genel Komutanlığının esasen kolluk hizmeti gören bir birim olması ve bu yönüyle İçişleri Bakanlığına bağlı olmasıdır. Hem Jandarma Genel Komutanının hem de Emniyet Genel Müdürünün amiri olan İçişleri Bakanının Kurulda bulunması yeterli görülmüştür.

Dördüncü fıkrada, Başbakanın başkanlığının doğal sonucu olarak, Kurul gündeminin Genelkurmay Başkanının önerileri dikkate alınarak Başbakan tarafından belirleneceği belirtilmiştir.

İkinci Alternatif: Cumhurbaşkanının Başkanlığı

Asker ve sivil üyelerden oluşan Millî Güvenlik Kurulu, ülkenin millî güvenlik ile ilgili meseleleri hakkında karar almaya yetkili kılınmış bir organdır. Kurulun, gerek Anayasa gerekse kuruluş kanununun gereği olarak düzenli aralıklarla toplanması, askerî makamlarla seçilmiş sivil yöneticiler arasında millî güvenlik meseleleri üzerinde görüş alış-verişine ve diyaloga olanak sağlamaktadır. Bilindiği gibi, Millî Güvenlik Kurulunun anayasal bir organ olarak muhafazası gerek iç kamuoyunda gerekse uluslararası kamuoyunda temsilî demokrasinin esaslarıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. Böyle olmakla birlikte ülkenin içinde yer aldığı coğrafyanın güçlükleri bu tür bir kurulun muhafazasını gerektirmektedir. Bu yüzden, Kurulun anayasal bir organ olarak varlığını sürdürmesine ihtiyaç vardır. Kurulun yapısı ile temsilî demokrasinin gereklerini bağdaştırmak amacıyla 2001 yılında 1982 Anayasasının 118 inci maddesinde köklü sayılabilecek değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler sayesinde Kurulun sivil üyelerine askerî üyeler karşısında çoğunluk sağlanmıştır. Bu, Kurul kararlarında sivil iradenin ağırlıklı olduğu sonucunu yaratmaktadır. Öte yandan, gene aynı değişikliklerle Kurul kararlarının istişarî niteliği şüpheye yer bırakmayacak bir açıklıkla ifade edilmiştir. Bu nedenle, Kurulun yapısı ve kararlarının niteliğine ilişkin 2001 Anayasa değişiklikleriyle yetinilmesinde isabet vardır.

Üçüncü fıkra, 1961 Anayasasının aynı konudaki 111 inci maddesinin orijinal hükmünden mülhem olarak hazırlanmıştır. Bu fıkra Kurul kararlarının içeriği ile ilgili olarak esaslı bir değişiklik getirmemekte, sadece bu kararların içerik ve niteliğini daha yalın olarak tanımlamaktadır.

Üçüncü Alternatif:

Değişen şartlara göre Millî Güvenlik Kurulunun yapısında ve işleyişinde hızlı değişiklikler yapmak gerekebilmektedir. Nitekim Avrupa Birliğine üyelik sürecinde Kurulun hem oluşumunda, hem de işleyişinde değişiklikler yapılması gerekmiştir. Bu esnekliği sağlamak amacıyla, Millî Güvenlik Kurulunun genel işlevi belirtilerek diğer hususlar kanuna bırakılmıştır. Nitekim, Bulgaristan, Romanya ve Polonya anayasaları da, millî güvenlik ya da millî savunma kurullarının genel işlevini belirtip, bunların yapısı ve işleyişiyle ilgili düzenlemeleri kanun koyucuya bırakmışlardır.

Madde 92- 1982 Anayasasının 123 üncü maddesi aynen korunmuştur.

Türkiye Cumhuriyetinin üniter devlet yapısının bir gereği olarak, idarî teşkilâtlanmasının da idarenin bütünlüğü ilkesine göre kurulması gerektiği açıktır.

Buna karşılık, idarî teşkilâtlanmadaki bütünlüğün mutlaka her idarî görevin merkezden yerine getirileceği, diğer bir deyişle bütün devlet fonksiyonlarının merkeziyetçi bir yapı içinde icra edileceği düşünülmemelidir. Devletin yerine getirmekle yükümlü olduğu görevlerin nicelik ve nitelik itibariyle ciddî artışlar gösterdiği günümüz dünyasında, pek çok görevin merkezî idarenin dışındaki kurum ve kuruluşlarca yerine getirilmesi zorunludur. Bu nedenle, belli bir kamu hizmetinin yerine getirilmesini ülke çapında gerçekleştirecek özerk birimler ile belli bir yörenin ihtiyaçlarını doğrudan o yöredeki insanların katılımı ile karşılayacak idarî kurum ve kuruluşlara ihtiyaç vardır. Bu bakımdan, merkezî idare ile onun dışındaki hizmet yerinden yönetim kuruluşlarını ve mahallî idareleri, kamu tüzel kişiliği ilkesine uygun olarak, yerinden yönetimi mümkün kılacak biçimde yapılandırmak gerekmektedir.

Bu yapılanmanın idarenin bütünlüğünü bozmaması için ve idarenin kanunla düzenleneceği hükmünün de bir uzantısı olarak, kamu tüzel kişiliğinin ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulacağı hükme bağlanmıştır.

Madde 93- İdarenin kanunla düzenleneceği ilkesinin bir sonucu olarak, düzenleyici işlem yapma yetkisi, idareye ancak kanunların uygulanmasını sağlamak amacıyla ve kanunlara aykırı olmamak şartıyla verilebilmekte ve bu yetkinin yönetmelik çıkarma biçiminde, Bakanlar Kurulu, Başbakanlık, bakanlıklar ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından kendi görev alanlarıyla ilgili olarak kullanılabileceği hükme bağlanmaktadır.

Buna ek olarak, idarenin kanunîliğinin ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin teyidi anlamında, önceden kanunla düzenlenmemiş konularda yönetmelik çıkarılamayacağı tasrih edilerek idarenin düzenleyici işlem yapma yetkisinin aslî bir yetki niteliğinde olmadığı açıkça vurgulanmaktadır.

Madde 94- Hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biri olan idarenin hiçbir eylem ve işleminin yargı denetimi dışında bırakılamayacağı esası, 1961 Anayasasının 1971 değişikliklerinden önceki şekliyle açıkça vurgulanmaktadır. Buna uygun olarak, 1982 Anayasasının 125 inci maddesinde yer alan Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şura kararlarının yargı denetimi dışında olduğu yönündeki hükümlere bu düzenlemede yer verilmemektedir.

Hukuka bağlı idarenin özel gereklerinden en önemlisi olan yargı denetimini düzenleyen bu ifadeden hemen sonra ise, çağdaş devlet düzenlerinde yaygın olarak yer alan idarî sözleşmelerin özel bir tipi olan kamu hizmeti imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde mahkeme yerine tahkime gidilebileceğine bir istisna olarak yer verilmek suretiyle, idareye bu istisna ile sınırlı olarak kamu hukuku kalıplarının dışına çıkarak daha serbest bir biçimde davranma imkânı getirilmek istenmiştir.

Üçüncü fıkra yargısal denetimde çok önemli bir ilkeyi düzenlemektedir. Yaşanan tecrübeler ülkemizde gerek idarî yargı gerekse anayasa yargısı alanlarında, yargı mercilerinin zaman zaman hukuka uygunluk denetimi yapmak yerine, yerindelik denetimine yöneldiklerini göstermektedir. Oysa bilindiği gibi, hukuk devleti, yasama ve yürütme organları ile idarî makamlar kadar yargının da hukukun sınırları içinde hareket etmekle yükümlü olduğu anlamına gelmektedir. Hukuk devleti ilkesinin gereği olan yasama ve yürütme organlarıyla idarî makamların tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tâbi olması, ancak bu denetimin hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı kalması halinde mümkün olabilir. Bu nedenle, yargı organlarının yerindelik denetimine yönelmeleri de bir hukuk devleti ihlâlidir. Öte yandan, yerindelik denetimi, denetime tâbi olan işlemi yapmaya yetkili olan organ veya makamın takdir yetkisinin incelenmesi anlamına gelmektedir. Oysa yargı organları kendi yetki sahalarında bulunan işlemleri ancak bu işlemlerin üzerindeki hukuk normlarına uygunluk yönünden denetleyebilirler. Hukuka uygunluk denetiminin sınırları aşılarak yerindelik denetiminin yapılması, denetime tâbi işlemi yapmaya yetkili organ veya makamın takdirinin denetlenmesi, temsilî demokrasi anlayışı ile de çelişmektedir. Bütün bu sebeplerle, idarî yargı mercilerinin yapacağı denetimin “hukukîlik”le sınırlı olduğu, yargı organlarının yerindelik denetimi yapamayacakları açıkça hükme bağlanmaktadır.

Dördüncü fıkrada, hukuk devleti ilkesinin gerçekten anlam kazanabilmesi için anlamlı bir müessese olan ve yargı kararının gecikmesi halinde ortaya çıkabilecek haksızlıkları önlemeyi amaçlayan “yürütmeyi durdurma kararı”nın şartları ve sınırları düzenlenmektedir.

Beşinci fıkrada ise, idarenin sorumluluğunun anayasal esasları belirlenmekte ve kişisel kusuru ile idarenin sorumluluğuna yol açan kamu görevlisine karşı idarenin rücu edebileceği hususuna yer verilmektedir.

Madde 95- 1982 Anayasasının 126 ncı maddesindeki düzenleme aynen muhafaza edilmiştir.

Kaynağı çok eskiye uzanan ve Türkiye`nin tarihî birikiminde önemli bir yeri bulunan kamu idaresinde merkeziyet ilkesi, en önemli yönüyle, merkezî idarenin Başkent ve taşra teşkilâtı arasındaki hiyerarşik ilişkiyi ifade etmektedir. Bu ilişkinin en önemli dezavantajlarından biri, tüm yetkilerin Başkentte toplanmasından kaynaklanan ve idarenin işleyişini güçleştiren ve ağırlaştıran usullerin varlığıdır. Bunu aşabilmek için il idaresinde yetki genişliği ilkesi, eski Anayasalarımızda olduğu gibi korunmuş ve ayrıca merkezî idarenin ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara ve kamu hizmetlerinin görülmesinde, verimlilik ve uyumu hedefleyerek yeni yönetim birimleri oluşturmasına anayasal dayanak sağlanmış olmaktadır.

Madde 96- 1876 Kanunu Esasîsinden beri yerleşmiş olan ve sosyolojik bir varlık kazanmış bulunan mahallî idarelerin, aynı zamanda çağdaş kamu idaresinde demokratik geleneğin temellerini de oluşturduğu bilinmektedir. Madde, bu tarihî ve sosyolojik gerçekliği yeniden düzenlerken eski anayasalarımızdaki esasları, bazı ifade zayıflıklarını gidermiş olmakla beraber korumuştur.

Ayrıca, yeni düzenlemede, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin beş yıl yerine dört yılda bir yapılması hükmüne paralel olarak, mahalli idareler seçimlerinin de dört yılda bir yenilenmesi öngörülmektedir.

Son fıkrada mahallî idarelere kendi gelir kaynaklarını oluşturma imkânı vermeye açık ve dolayısıyla daha geniş bir ademi merkeziyet alanı sağlamak amaçlanmıştır.

Madde 97- Türkiye`nin kamu idaresinde öteden beri süregelen memur, işçi ve sözleşmeli personel gibi kamu görevlileri arasındaki statü farklılıklarını adlandırma ve düzenleme ile ilgili sorunlar, yeni mevzuat hükümlerinde kamu hizmeti görevlileri kavramıyla karşılanmaktadır. Madde, 1982 Anayasası ile benimsenmiş olan bu terimi ve hukukî düzenlenişini korumakla birlikte, sözleşmeli personeli ve işçileri de memurlar ve diğer kamu görevlileri ile birlikte ayrıca ve açıkça zikretmiştir.

1982 Anayasasının 128 inci maddesinin gerekçesinde, dolaylı biçimde de olsa memur tanımı yapılmasından kaçınıldığı; böyle bir tanımın unsurlarının açık ve kesin bir şekilde Anayasada verilmesi mümkün görülmediğinden, kamu hizmeti görevlilerinin çalıştırılma biçimlerine göre kendi içinde ayrılmasının kanun koyucuya bırakıldığı belirtilmekle birlikte, bu alanda yapılan pek çok kanunî düzenleme, anılan maddede yer verilen “genel idare esaslarına göre” ve “aslî ve sürekli” ibareleri sebebi ile iptallerle karşılaşmış ve uygulanamamıştır. Bu sebeple, mezkûr ifadelere maddede yer verilmemesi sağlıklı bir kanunî düzenleme için zorunludur.

Bu düzenlemede zaten kamu tüzelkişilikleri olduğu için 1961 Anayasasında maddede sayılmayan, 1982 Anayasasına da, Danışma Meclisinin kabul ettiği metinde bulunmadığı halde Millî Güvenlik Konseyince eklenen, kamu iktisadî teşebbüslerine yer verilmemiştir.

Ayrıca, yukarıda sözü edilen sorunların aşılması için, 1982 Anayasasının 128 inci maddesinin gerekçesinde belirtilen sebeplerle, kamu hizmeti görevlilerinin çalıştırılma şekillerine göre kendi içinde ayrılması tamamen kanun koyucuya bırakılmıştır.

Madde 98- 1982 Anayasasının 129 uncu maddesinde memurlar ve diğer kamu görevlileri için öngörülen Anayasaya ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüğü, sözleşmeli personeli ve işçileri de kapsayacak şekilde, bütün kamu hizmeti görevlileri için hükme bağlanmıştır.

Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki ilkeler de sözleşmeli personeli kapsayacak şekilde genişletilerek hukuk devleti ilkesinin gereğinin yerine getirilmesi amaçlanmıştır.

1982 Anayasasının 129 uncu maddesinde yer alan uyarma ve kınama cezalarının yargı denetimi dışında tutulmasına ilişkin hükme, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığından yeni düzenlemede yer verilmemiştir.

1982 Anayasasında memurlar ile diğer kamu görevlileri hakkında ceza kovuşturmasının açılması kural olarak izne bağlanmakta iken, yeni düzenlemede izin şartı sadece kanunla belirlenecek istisnalar için geçerli hale getirilmiştir. Böylece memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında görevleri ile ilgili olarak işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturmasına başlanması için kural olarak herhangi bir idarî merciin izni aranmayacaktır.

Madde 99- 1961 ve 1982 Anayasalarındaki düzenleme esas olarak muhafaza edilmiştir.

Yapılan düzenleme kanunîlik ilkesi ile idarî hiyerarşi ve disiplin zorunluluklarını bağdaştırmaktadır.

1961 ve 1982 Anayasalarında “yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa” hükümlerine aykırılıktan söz edilmesine karşılık, burada madde başlığına da uygun olarak “kanuna” aykırı emirlerin yerine getirilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Çünkü madde başlığından da anlaşılacağı üzere, burada maddî anlamda kanun sözkonusudur. Aksinin kabulü ise “Kanunsuz emir” şeklindeki madde başlığının yetersizliği anlamına gelir ki bu doğru değildir.

Madde 100- Getirilen düzenlemeyle, yükseköğretim kurumlarının bilimsel özerkliği ve öğretim elemanlarının akademik özgürlüğü güçlendirilmektedir. 1982 Anayasasının 130 uncu maddesinin yasakçı ve sınırlayıcı yaklaşımı yerine, yükseköğretim kurumlarının bilimsel özerkliğini öne çıkaran ve bu amaçla teminatlar öngören bir düzenleme yapılmaktadır.

İkinci fıkrada, yükseköğretim kurumları ile buralarda görev yapan akademisyenlerin, serbestçe bilimsel araştırma, öğretim, yayın ve açıklama yapabilecekleri belirtilmek suretiyle, akademik hürriyet hem kurumsal hem de bireysel boyutuyla güvenceye alınmıştır.

Üçüncü fıkrada, üniversitelerde daha demokratik bir ortam oluşturmak amacıyla, rektörlerin doğrudan öğretim üyelerince seçilmesi esası benimsenerek Yükseköğretim Kurulu ve Cumhurbaşkanının bu konudaki yetkisi sona erdirilmektedir. 1982 Anayasasının 130 uncu maddesinde Yükseköğretim Kurulunca seçilmesi öngörülen dekanlara ilişkin olarak bir hüküm getirilmemekte; yükseköğretim kurumlarının diğer organları gibi dekanların seçilip atanmalarına ilişkin esaslar da kanuna bırakılmaktadır.

Bu düzenlemelerle yükseköğretim kurumlarımızın çağdaş bir yapıya ve işleyişe kavuşturulması amaçlanmaktadır.

Madde 101- Yapılan düzenlemeyle, üniversite özerkliği ilkesi çerçevesinde Yükseköğretim Kurulunun işlevi koordinasyon ve planlama ile sınırlandırılmaktadır. Yükseköğretim Kurulunun uygulamada etkin bir şekilde çalışabilmesine imkân sağlamak amacıyla, üye sayısı onbir olarak belirlenmektedir. Bakanlar Kurulunun seçeceği üyelerin çoğunluğunun da öğretim üyesi olması öngörülmektedir. Beş üyenin ise farklı üniversite ve yükseköğretim kurumlarından olmak üzere 1982 Anayasasında olduğu gibi, kanunla belirlenen usullere göre üniversitelerce seçilmesi öngörülmektedir. Cumhurbaşkanının üye seçme yetkisi, Cumhurbaşkanının yetkilerinin azaltılması kapsamında sona erdirilmekte ve ayrıca 1982 Anayasasında doğrudan Cumhurbaşkanına ait olan Kurul Başkanını seçme yetkisi Kurulun kendisine verilmektedir.

Madde 102- Bu madde, çeşitli meslekî faaliyetlerin kamu hizmeti niteliği taşıdığı düşüncesinden hareketle ve kanunla birer kamu tüzel kişisi olarak teşkilâtlanmasını sağlamak ve böylece bu tip meslek kuruluşlarının kamu kurumu niteliğini kazanarak yerinden yönetim ilkesine göre çalışabilmelerine, bu çerçevede de seçimle işbaşına gelen organlarının güvenceye kavuşturulmaları bakımından yerinden yönetimdekine benzer biçimde düzenlenmelerine imkân vermektedir.

1982 Anayasasının 135 inci maddesinden farklı olarak, bu maddede meslek kuruluşlarının kuruluş amaçlarına yer verilmemiş ve bunların düzenlenmesi kanuna bırakılmış; ayrıca sorumlu organların görevlerine mahkeme kararıyla son verilmesini gerektiren sebeplerin meslek kuruluşunun amaçları dışında faaliyet göstermeyle sınırlı tutulması yerine kanunlara aykırı faaliyette bulunma şeklinde belirlenmesi öngörülmüştür.

Madde 103- 1961 ve 1982 Anayasalarının yer verdiği Diyanet İşleri Başkanlığı muhafaza edilmiştir. Bu kurumun lâiklik ve siyasî tarafsızlık ilkeleri doğrultusunda hizmet görmesi öngörülmektedir. Bu ilkelere dayanan bir düzende, devlet tüm hizmetlerini din, inanç ve mezhep ayrılığı gözetmeksizin eşitlik ilkesi çerçevesinde yerine getirmelidir. Bu anlamda, Diyanet İşleri Başkanlığı, sadece ülkede çoğunluk dinine ya da bu dinin belli bir mezhebine mensup olanlara değil, tüm inanç gruplarına hizmet sunan bir anayasal kurum olarak faaliyette bulunmak durumundadır.

Madde 104- Olağanüstü hallerin her iki türü ile sıkıyönetimin ilânına yol açan sebepler tek madde halinde düzenlenmektedir. Olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânı yetkisi, münhasıran Bakanlar Kuruluna bırakılmaktadır. İkinci ve üçüncü fıkralarda sıralanan sebepler millî güvenlikle ilgili olduklarından, bu sebeplerin ortaya çıkması halinde olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânı kararının, istişarî bir organ olan Millî Güvenlik Kurulunun görüşünün alınmasından sonra verilebileceği kabul edilmektedir. Millî Güvenlik Kurulunun görüşünün, bu Kurulun diğer kararlarında olduğu gibi, bağlayıcı olmadığı ve sadece istişarî nitelikte olduğu açıktır. Her iki yönetim biçiminin de geçici bir tedbir olma özelliği dikkate alınarak, olağanüstü haller için iki aylık, sıkıyönetim için ise dört aylık bir süre öngörülmektedir.

Madde 105- Maddenin birinci fıkrasında, olağanüstü hal ve sıkıyönetime ilişkin usulî düzenlemelere yer verilmektedir.

Olağanüstü hal ve sıkıyönetim, bir hukuk rejimidir. Bu anlayışa uygun olarak, Bakanlar Kuruluna olağanüstü hal ve sıkıyönetim süresince yetki kanununa ihtiyaç duymaksızın kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini veren ve bu kararnameleri yargı denetimi dışında tutan 1982 Anayasasının sistemi terk edilmiştir. Bu maddeyle, olağanüstü hal ve sıkıyönetimin gerektirdiği düzenlemeler kanuna bırakılmaktadır. Ancak, bu amaçla çıkarılacak kanunda, olağanüstü haller ile sıkıyönetimin ilânını gerektiren sebeplerin ağırlığı ve derecesi dikkate alınarak, her biri için ayrı yükümlülükler ve düzenlemeler öngörülecektir.

Madde 106- Mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin temel amacı, mahkemelerin tarafsızlığını sağlamaktır. Dolayısıyla, asıl amaç tarafsızlıktır. Asıl amaç olan tarafsızlığa Anayasada yer vermek, onun önem ve ağırlığına vurgu yapmak, araç olan bağımsızlığı da güçlendirecektir. Bu sebeple, gerek bu maddenin başlığında ve normatif kısmında, gerekse yargı bölümündeki diğer maddelerde, tarafsızlık ilkesi, bağımsızlık ilkesiyle birlikte anılmıştır.

1982 Anayasasının paralel hükmünde yer alan “Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak” ibaresi, “hukuka uygun olarak” biçiminde kısaltılmıştır. Bununla, “hukuk” kavramının kapsayıcılığının vurgulanması ve mevcut hükümdeki sıralamanın normlar hiyerarşisi bakımından uygun olmayan ifadesine son verilmesi amaçlanmıştır.

Yargının, yasama organı karşısında bağımsızlığını teminat altına alma amacını taşıyan üçüncü fıkradaki yasaklayıcı düzenleme, yasama organında oluşturulan araştırma ve soruşturma komisyonlarının faaliyetlerini kapsamamasına karşın, aksi yönde anlaşılmalara ve tartışmalara mahal vermemek amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki araştırma ve soruşturma komisyonlarının faaliyetlerinin bu hükmün dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

Maddede yapılan son bir yenilikle, 1982 Anayasasının 138 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “yasama ve yürütme organları ile idare” ibaresi çıkarılmış; bunun yerine, “bütün devlet organları” ibaresi eklenmiştir. Böylece, yasama ve yürütme organları ile idare dışında kalan devlet organları da bu direktif mahiyetindeki hükmün kapsamına dahil edilmiştir.

Ayrıca, mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usûllerinin kanunla düzenlenmesinin öngören 1982 Anayasasının 142 nci maddesi aynen korunmuştur.

Madde 107- 1982 Anayasasının 139 uncu maddesi, küçük bir değişiklik dışında, aynen korunmuştur. İlgili maddenin birinci fıkrasında geçen “emekliye ayrılamaz” ibaresi, hâkimler ve savcılar bakımından bir teminat oluşturmaktan uzak olduğundan, bunun yerine “emekli edilemez” ibaresi tercih edilmiştir.

Madde 108- Madde, iki değişiklik dışında, 1982 Anayasasının 140 ıncı maddesi aynen benimsenmiştir. Değişikliklerden ilki, maddenin birinci fıkrasındaki “bu görevler meslekten hâkim ve savcılar eliyle yürütülür” hükmünün çıkarılmasıdır. İkincisi ise, hâkim ve savcılardan idarî görevde çalışanlarla ilgili olan düzenlemenin maddeden çıkarılmasıdır. Anayasada yer alması gereksiz olan bu düzenlemeler kanuna bırakılmıştır.

Madde 109- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı, hukukun üstünlüğü ve demokratik yönetim ilkeleri dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir.

Kurulun yeni yapılandırılmasında, hâkimlik bağımsızlığı ve teminatının görünür güvencesini oluşturan kendi kendini yönetim ilkesi ile korporatizmin olumsuz etkilerinden korunma gerekliliği bağdaştırılmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede, yürütmenin yargıya müdahalesine imkân sağladığı gerekçesiyle yargı çevrelerinde ve kamuoyunda eleştirilen, Adalet Bakanının Kurulun başkanı olması esasına son verilmiştir. Ancak, gerek Kurulda oluşabilecek korporatist eğilimleri önlemek ve gerekse Adalet Bakanlığı ile Kurul arasındaki karşılıklı ilişkilerin sağlıklı bir zeminde sürdürülebilmesini sağlamak amacıyla, Adalet Bakanlığı Müsteşarı, Kurulun tabiî üyesi olarak kabul edilmiştir. Kurul başkan ve başkanvekilinin seçimle belirleneceği esası getirilmiştir.

Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun muadili olan kurullar, yüksek mahkemelerin veya hâkimlerin kendi aralarından seçtikleri üyelerle devlet başkanı veya parlâmentoların seçtikleri üyelerden oluşan karma kurullardır. Bununla sözkonusu kurullasrın demokratik meşruluklarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır.

Onyedi asıl ve dört yedek üyeden oluşması öngörülen Kurulun seçimle gelen onaltı asıl ve dört yedek üyesinin belirlenmesinde, 1961 Anayasasının ilk şeklinde öngörülen karma bir sistem benimsenmiş; kurumlar arasında ve yargı mercilerinin kendi içinde dengeli bir dağılım gözetilmiştir. Üyelerden beşinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, beşinin Yargıtay ve Danıştay genel kurullarınca ve altısının da birinci dereceye ayrılmış adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarınca seçilmesi kabul edilmiştir. Meclis tarafından yapılacak üye seçimlerinde iktidar partisinin yegâne belirleyici olmasını önlemek için, nitelikli bir çoğunluk aranmıştır. Kabul edilen bu karma sistemle, hâkim ve savcıların daha demokratik bir şekilde temsilini sağlamak ve Kurulun demokratik meşruluğunu güçlendirmek amaçlanmıştır.

Kurul üyelerinin görev süresi dört yılla sınırlandırılmıştır. Görev süresi dolanların yeniden seçilmeleri esası kabul edilmemiştir. Bu amaçla, Yargıtay ve Danıştay Genel Kurullarınca seçilecek üyelerin altmış yaşını tamamlamış olmaları şartı aranmıştır.

Kurulun toplantı ve karar yeter sayısının düzenlendiği ikinci fıkrada, hâkim ve savcılar hakkında verilecek meslekten ihraç kararlarının, toplantıya katılan üyelerin üçte ikisinin oyu ile alınabileceği kabul edilmek suretiyle, hâkim ve savcıların teminatı güçlendirilmiştir.

1982 Anayasasının paralel düzenlemesinde yer alan ve Kurul kararlarını yargı denetimi dışında tutan yasaklayıcı hüküm, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı için kaldırılmıştır. Kurul kararları idarî işlem niteliğinde olduğundan, bu kararlara karşı idarî yargı yolu açık tutulmuştur.

Madde 110- 1982 Anayasasında öngörülen ve hâkimlik teminatına aykırılık arz ettiği için eleştirilen, hâkim ve savcılar hakkındaki araştırma, inceleme ve soruşturmanın Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılması esası terk edilmiştir. Hâkim ve savcıların denetimi, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatı esaslarına uygun olarak, 1961 Anayasasında olduğu gibi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bırakılmıştır.

Madde 111- Askerî yargının görev alanı, sivil kişilerin askerî mahkemelerde yargılanmalarını önleyecek şekilde daraltılarak yeniden düzenlenmektedir. Yeni düzenlemeyle, askerî yargının görev alanı, asker kişilerin askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri askerî suçlarla sınırlandırılmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasında, askerî hâkim ve savcıların özlük işleri ile görevli bulundukları komutanlıkla olan ilişkilerinin, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına uygun olarak kanunla düzenleneceği belirtilerek, askerî hâkim ve savcılar anayasal teminata kavuşturulmaktadır.

Madde 112- Anayasa Mahkemesi, bu yöndeki kurumsal ve toplumsal beklentiler dikkate alınmak suretiyle özellikle üye oluşumu ve görevleri bakımından yeniden yapılandırılmıştır. Bu yapılırken, Anayasa Mahkemesinin 2004 yılında kamuoyuna açıkladığı anayasa değişikliği önerisinden, farklı kurumların zaman zaman bu yönde hazırladıkları anayasa tekliflerinden ve karşılaştırmalı anayasa yargısının sunduğu bilgilerden yararlanılmıştır.

Yapılan düzenleme ile Mahkemenin üye sayısı artırılarak asıl üye yedek üye ayrımına son verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin önerisi de dikkate alınmak suretiyle üye sayısı onyedi olarak belirlenmiştir. Bu sayı Avrupa ülkelerindeki ortalamaya yakındır. Anayasa mahkemelerinin üye sayısı, Almanya`da 16, Avusturya`da 14 (+ 6 yedek), Belçika`da 12, İspanya`da 12, İtalya`da 15, Polonya`da 15 ve Rusya`da 19`dur.

Kelsen`in ifadesiyle, bir anlamda “negatif yasa koyucu” olarak işlev gören anayasa mahkemelerine yasama organlarının üye seçmesi bu kurumun demokratik meşruiyetini sağlamak bakımından kaçınılmaz bir gerekliliktir. Nitekim, anayasa yargısına yer veren demokratik ülkelerin neredeyse tamamında parlâmentolar anayasa mahkemelerine önemli ölçüde üye seçmektedir. Bu ülkelerde üyelerin seçimi konusunda iki temel yöntem vardır. Birincisi, üyelerin tamamının yasama organı tarafından seçilmesidir. Örneğin Almanya, Macaristan ve Polonya`da anayasa mahkemesi üyelerinin tamamını parlâmento seçmektedir. Üye oluşumundaki ikinci yöntem ise, üyelerin yasama, yürütme ve yargı organları tarafından seçilmesidir. Örneğin Avusturya, Portekiz, İspanya ve İtalya anayasa mahkemelerinin üyeleri karma yöntemle belirlenmektedir. 1961 Anayasası da özellikle, İtalya modelinden esinlenerek, Anayasa Mahkemesi üyelerinin yasama, yürütme ve yargı organları tarafından seçilmesini benimsemişti.

Bu madde de 1961 Anayasasında olduğu gibi, karma yöntemi benimsemiştir. Ancak, 1961 Anayasasından farklı olarak, yürütme organının sorumsuz kanadı olan Cumhurbaşkanına tanınan iki üyenin seçimi yetkisi yasama organına bırakılmıştır. Buna göre, Anayasa Mahkemesi üyelerinin dokuzu yargı organları tarafından kendi üyeleri arasından, sekizi de yasama organı tarafından belli nitelikleri sahip kişiler arasından doğrudan seçilmektedir.

Diğer yandan, Türk Anayasa Mahkemesinin Avrupa`daki diğer anayasa mahkemeleriyle karşılaştırıldığında ciddî bir akademisyen üye açığı yaşadığı söylenebilir. Bu açığı belli ölçüde kapatmak amacıyla, yasama organının seçeceği üyelerden en az üçünün anayasa hukuku, kamu hukuku veya siyaset bilimi alanlarında çalışan profesör olması zorunluluğu getirilmiştir.

Mahkeme Başkanı ve Başkanvekilinin görev süreleri de en fazla iki dönemle sınırlandırılmıştır.

Madde 113-Anayasa Mahkemesi üyelerinin emeklilik yaşına kadar görevde kalması, mahkemenin yenilenememesi ve gelişmelere ayak uyduramaması gibi birtakım sakıncalara yol açabilmektedir. Nitekim Avrupa`da anayasa yargısına yer veren ülkelerin neredeyse tamamında anayasa mahkemesi üyelerinin görev süreleri sınırlıdır. Bu süre, Almanya ve Rusya`da 12 yıl, Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz, Polonya, Macaristan, Romanya ve Slovenya`da ise 9 yıldır. Bu ülkelerin Macaristan hariç tamamında üyeler, bir defaya mahsus seçilebilmektedir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 14 üncü Protokolün 2 nci maddesi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarının 9 yıllığına ve bir defaya mahsus seçilmesini öngörmektedir. Bu sebeplerle, ülkemizde de Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir defaya mahsus olmak üzere ve dokuz yıllığına seçileceği hükmü getirilmektedir.

Madde 114

Birinci fıkrada yetki kanunları ve kanun hükmünde kararnameler üzerindeki denetimin Anayasanın 68 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarındaki hususlara uygunlukla sınırlı olduğu vurgulanmıştır. Bununla, Anayasa Mahkemesinin “hukukîlik denetimi”nden uzaklaşarak “yerindelik denetimi” yapmasının önlenmesi amaçlanmıştır.

Yeni düzenleleme ile getirilen en önemli yeniliklerden biri, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün sadece “öndenetim” (a priori) yoluyla denetlenebileceğine dair hükümdür. İhdas edildiği andan itibaren “bastırıcı” (a posteriori) denetim yöntemi benimsenen anayasa yargımızda, İçtüzüğün öndenetimi istisnaî bir düzenleme olarak ortaya çıkmaktadır. Bu düzenlemeye gidilmesinin sebeplerinden biri, kanunlardan farklı olarak Meclis İçtüzüğünün sadece parlâmento çalışmalarını düzenleyen kurallar içermesidir. Nitekim, Avrupa`da Romanya ve Macaristan gibi birkaç ülke hariç, parlâmento içtüzüklerinin anayasallık denetimi yapılmamaktadır. Bu sebeple, Meclis İçtüzüğü gibi son derece teknik ve özel bir usulî metnin “eylemli ihdas” ya da “eylemli değişiklik” gibi adlandırmalar altında sürekli denetlenebilir hale getirilmesi demokratik esaslarla bağdaşmamaktadır. Bununla birlikte, İçtüzük değişikliği yapıldıktan sonra öndenetim yoluyla Anayasaya aykırılığın ileri sürülebilmesi yasama organına muhtemel eksiklikleri giderme fırsatı verecektir. Bu denetimden sonra, artık herhangi bir gerekçeyle ya da isimle İçtüzüğün Anayasaya aykırılığı ileri sürülemeyecektir.

Madde 115

Anayasa Mahkemesinin her zaman üye tamsayısı ile toplanamaması ihtimali karşısında, toplantı yeter sayısı onüç olarak belirlenmiştir. Mahkeme, anayasa değişikliklerinde iptal ve siyasî parti davalarında kapatma kararlarını, bu kararların önemine ve doğuracağı sonuçların ağırlığına binaen, ancak üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla verebilir. Nitekim, maddenin 2001 öncesi halinde de anayasa değişikliklerine ilişkin iptal kararlarının Mahkemenin üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile alınabileceği belirtilmekteydi. Bunun bir sebebi de, Anayasa değişikliğine ilişkin kanunların halkoylamasına sunulmadan kabul edilebilmesi için TBMM üye tamsayısının üçte ikisi tarafından kabul edilmesi gerektiğine dair anayasal hükümdür.

1982 Anayasasının 149 uncu maddesinin son fıkrasındaki yargılama usulüne ilişkin hükümlere kanunla düzenlenebilecek nitelikte olduğu için yeni düzenlemede yer verilmemiştir. Ancak, siyasî parti davalarında parti genel başkanının veya temsilcisinin dinlenmesi savunma hakkının bir gereği olduğu için muhafaza edilmiştir.

Madde 116

Bu madde, Anayasa Mahkemesine iptal davası açabilecekleri Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda biri oranındaki milletvekilleri olarak belirlemiştir. 1982 Anayasasının 150 nci maddesindeki iktidar partisi veya koalisyon halinde en fazla üyeye sahip iktidar partisinin iptal davası açabileceğine dair hükümlere, parlâmenter sistemin mantığına aykırı olduğu için yer verilmemiştir. İktidar partisi, zaten iptal davasına konu kuralların çıkarılmasında doğrudan ya da dolaylı olarak belirleyici olmaktadır. Kendi çıkardığı kuralların Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal davası açabileceği düşüncesi de mantıksızdır. Diğer yandan, anamuhalefet partisinin elinden iptal davası açma yetkisi de alınmış değildir. Mecliste üye tamsayısının en az onda biri oranında milletvekiline sahip her siyasî parti, milletvekilleri eliyle bu yetkiyi kullanabilecektir. Ayrıca, farklı siyasî partilere mensup milletvekillerinin de bir araya gelerek iptal davası açabilmesi mümkündür. 1982 Anayasasının 150 inci maddesinde Meclis üye tamsayısının en az beşte biri oranındaki milletvekillerine tanınan iptal davası açma yetkisi, bu düzenlemeyle üye tamsayısının onda birine düşürülerek kolaylaştırılmıştır. Böylece en az yüzon milletvekilinin imzasıyla iptal davası açılabilirken, yeni düzenlemeye göre ellibeş milletvekilinin imzasıyla iptal davası açılabilecektir. Siyasî parti grupları yerine belli sayıdaki milletvekillerine dava açma yetkisinin verilmesi, Anayasa Mahkemesini vereceği kararlarda bir partinin lehine ya da aleyhine davrandığı gibi yersiz ithamlardan da kurtaracaktır. Bunun en azından psikolojik bir boyutu olduğu söylenebilir.

Meclis İçtüzüğünün ön denetim yoluyla incelenmesini isteme yetkisi, Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının onda biri oranındaki milletvekillerinin yanısıra Meclis Başkanına da tanınmıştır.

İkinci fıkrada, dava açma süreleri esas bakımından Anayasaya aykırılık davalarında altmış gün, şekil sakatlığı ve İçtüzük öndenetiminde ise on gün olarak belirlenmiştir. İçtüzükle ilgili süre, öndenetime konu hükmün Meclis Genel Kurulunda kabul edildiği günden itibaren başlamaktadır.

Madde 117

1982 Anayasasının 152 nci maddesinin “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” şeklindeki uzun başlığı terk edilerek, uygulamada daha çok kullanılan bir kavram olan “itiraz yolu” benimsenmiştir.

Şekil sakatlığı nedeniyle itiraz yoluna başvurulamayacağına dair hüküm, itiraz yoluyla ilgili tüm hususları aynı maddede toplamak amacıyla, bu maddeye taşınmıştır.

Madde 118

Anayasa Mahkemesinin uygulamada iptal kararlarını gerekçesi yazılmadan açıkladığı sıkça görülmektedir. 1982 Anayasasının 153 üncü maddesindeki “iptal kararları” ibaresinden “iptal” kelimesi çıkarılarak, tüm kararlar için açıklanmadan önce gerekçe yazılması zorunluluğu getirilmiştir. Ayrıca, gerekçesiz kararların “hiçbir surette” açıklanamayacağının belirtilmesiyle, bu konudaki hassasiyet daha da vurgulanmıştır. Kararların, bu hükme rağmen, gerekçesi yazılmadan açıklanması durumunda hüküm ifade etmeyeceği ve uygulama değeri taşıyamayacağı açıktır.

İkinci fıkra hükmü, idarî yargıda olduğu gibi anayasa yargısında da mahkemenin kendisini “hukukîlik denetimi” ile sınırlayıp, yasama organının takdir alanına müdahale anlamına gelen “yerindelik denetimi” yapmaması gerektiğini ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesi, iptal davasına konu bir hükmü denetlerken bu hükmün Anayayasa uygunluğunu inceler ve sonuçta kuralın iptaline ya da iptal isteminin reddine karar verebilir. Anayasa Mahkemesinin bunun ötesinde yorum yoluyla yeni bir uygulamaya yol açacak bir hüküm tesis etmesi zaten söz konusu olamaz. Bu anlamda Mahkemenin yorumlarından ve gerekçelerinden iptale dair hükmün dışında bağlayıcı hükümler çıkarmanın hiçbir geçerliliği yoktur.

Üçüncü fıkra, yürürlüğün durdurulması kararının şartlarını düzenlemektedir. 1982 Anayasasında belirtilmediği halde, uygulamada Anayasa Mahkemesinin 1993 yılından itibaren “içtihadî yetki” ile yürürlüğü durdurma kararları verdiği bilinmektedir. Sonradan telafisi imkânsız bazı durumlarda bu tür kararların verilmesi kişilerin mağduriyetini önlemek bakımından gerekebilir. Nitekim, Almanya ve Belçika başta olmak üzere bir çok ülkenin anayasa mahkemeleri belli şartlar altında yürürlüğü durdurma kararı verebilmektedir. Ancak, bu yetkinin yasama iradesini tamamen devre dışı bırakacak şekilde cömertçe kullanılmaması gerekir. Bu amaçla, yürürlüğü durdurma kararının (a) telafisi imkânsız bir zararın doğması ve (b) açıkça Anayasaya aykırılık şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda verilebilecek istisnaî nitelikte bir karar olduğu belirtilmiştir. Yürürlüğün durdurulması kararının ancak katılanların üçte ikisinin kabulüyle alınabileceğinin belirtilmesi de aynı amaca yöneliktir. Ayrıca, yürürlüğü durdurma kararından sonra nihaî kararın gecikmesini önleme amacıyla da altmış günlük bir süre sınırı getirilmiştir. Bu da, yürürlüğü durdurulan kuralın iptal edilmemesi durumunda bu kuralın ugulanmamasından doğabilecek telafisi imkânsız zararları engellemeye veya en azından asgarîye indirmeye yönelik bir düzenlemedir.

Maddenin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesinin 2004 yılındaki önerisi dikkate alınarak, Mahkemenin esasa girerek verdiği red kararlarından sonra on yıl geçmedikçe aynı konuda tekrar başvuru yapılamayacağına dair hüküm değiştirilerek, süre beş yıla indirilmiştir. Ayrıca, bu süre Mahkemenin hem iptal davası, hem de itiraz yoluyla yapılan başvurularda verdiği esasa ilişkin red kararlarını kapsayacak şekilde belirlenmiştir. Bu değişikliğin sebebi, on yıllık sürenin, toplumsal, siyasal ve hukuksal gelişmelerin başdöndürücü bir hızla ilerlediği düşünüldüğünde çok uzun olmasıdır.

Madde 119

Yüce Divan görevi, 1961 Anayasasıyla birlikte Anayasa Mahkemesine verilmiştir. Bu tarihten itibaren de bu durum sürekli bir tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmaya sadece akademisyenler değil, aynı zamanda yüksek yargı organlarının başkanları da taraf olmuşlardır. Yüce Divan görevinin Anayasa Mahkemesine verilmesine yönelik en önemli eleştiri, bu mahkemenin ceza yargılaması yapma ehliyetine sahip bir üye kompozisyonuna sahip olmadığı yönündedir. Buna göre, Yüce Divan yargılaması bir ceza yargılaması olduğu halde, Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamı hukukçu değildir, hukukçu olanların da çok azı ceza dairelerinden gelmektedir. Buna karşılık, Anayasa Mahkemesinin ülkenin en yüksek mahkemesi olduğu, dolayısıyla Yüce Divan görevinin bu organa verilmesi gerektiği yönünde de görüşler vardır. Bu tartışmalara son vermek amacıyla karma bir sistem benimsenerek, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu üyelerinden oluşan bir mahkeme olarak Yüce Divan yeniden düzenlenmiştir.

İkinci fıkrada, Yüce Divanın görevleriyle ilgili suçlardan dolayı yargılayabileceği kişiler arasına Meclis Başkanı ile Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet komutanları da ilâve edilmiştir.

Dördüncü fıkrada, Yüce Divan kararlarına karşı temyiz yolu açılmıştır. Yüce Divandaki yargılamanın temyizinin olmaması adil yargılanma hakkıyla bağdaşmamaktadır. İnsan hakları sözleşmelerinde ceza yargılamasının iki kademeli olması zorunluluğu açıkça belirtilmektedir. Birleşmiş Milletler Medenî ve Siyasî Haklar Sözleşmesinin “adil yargılanma” başlıklı 14 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince “Bir suçtan ötürü mahkûm olan bir kimse, mahkûmiyetinin ve aldığı cezanın daha yüksek bir yargı yeri tarafından hukuka göre incelenmesini isteme hakkına sahiptir.” Aynı şekilde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 Nolu Protokolün 2 nci maddesine göre “Bir mahkeme tarafından cezaî bir suçtan mahkûm edilen her kişi, mahkûmiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır.” Kısacası, adil yargılanma ilkesine uygunluğu sağlamak amacıyla Yüce Divan önündeki yargılama iki kademeli hâle getirilmiştir.

Madde 120

Yargıtay üyeliğine seçimin düzenlendiği ikinci fıkra hükmü, bir yenilik getirmektedir. Üye seçiminin objektif kriterlere bağlı olarak yapılmasını sağlamak amacıyla “özel kanunlarında öngörülen yöntemlerle ölçülen liyakat ve başarı gibi nitelikler dikkate alınarak” ibaresine yer verilmektedir.

Maddede gerçekleştirilen bir başka yenilik, Yargıtay üyeliğinin süreyle sınırlandırılmasıdır. Yargıtay üyelerinin yenilenmesine imkân tanınması için, üyelik, birçok Avrupa Birliği ülkesinde olduğu gibi süreye bağlanmakta ve bu süre dokuz yılla sınırlandırılmaktadır. Görevlerinde başarılı olanların yeniden seçilmelerine imkân tanımak amacıyla, görev süresi dolanların yeniden seçilebilecekleri esası kabul edilmektedir.

1982 Anayasasında Cumhurbaşkanına verilen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilini seçme yetkisi, bir yandan parlâmenter rejim kurallarının, diğer yandan da mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin bir gereği olarak kaldırılmaktadır. Bu maddeyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin de Yargıtay üyelerince seçilmesi esası benimsenmektedir.

Madde 121

1982 Anayasasının 115 inci maddesiyle Bakanlar Kuruluna tanınan tüzük çıkarma yetkisine yeni Anayasa ile son verilmesine paralel olarak, Danıştayın görevlerinin düzenlendiği maddenin ikinci fıkrasında, tüzük tasarılarını inceleme görevine yer verilmemiştir.

Maddenin üçüncü fıkrasında, Danıştay üyelerinin seçimini objektif kriterlere bağlama ve görev süresini sınırlandırma hususlarında, 121 inci maddedeki değişikliklere paralel bir düzenleme öngörülmektedir. Ayrıca, Danıştayın yapısı ve görev alanı dikkate alınarak, üyelerinin dörtte birinin Cumhurbaşkanı yerine Bakanlar Kurulu tarafından seçilmesi esası kabul edilmektedir.

Madde 122

Askerî Yargıtayı mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esasları açısından güçlendirme amacını taşıyan iki değişiklik dışında, 1982 Anayasasının paralel hükmü olan 156 ncı madde aynen korunmuştur. Gerçekleştirilen birinci değişiklikle, Askerî Yargıtay üyelerinin Cumhurbaşkanınca seçilmesi usulüne son verilmiş; üyelerin, Askerî Yargıtay Genel Kurulu tarafından seçilmesi benimsenmiştir. İkinci olarak, 1982 Anayasasının 156 ncı maddesinin son fıkrasında yer alan ve kanun koyucunun, mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile hâkimlik teminatına aykırı bir düzenleme yapabilmesine açık kapı bırakan “askerlik hizmetlerinin gereklerine göre” ibaresine bu düzenlemede yer verilmemiştir.

Madde 123

Türk kamu malî yönetimi ve kontrol sisteminin milletlerarası standartlara ve Avrupa Birliği müktesebatına uyumunu sağlamak üzere sürdürülen çalışmaların önemli bir boyutunu da, kamu kaynaklarının kullanılmasının gerekli şekilde denetlenmesi oluşturmaktadır.

Bu çerçevede Sayıştayın denetim kapsamının genişletilmesi, başka bir ifadeyle kamu kaynaklarını kullanan hiçbir kurum ve kuruluşun bu denetimin dışında bırakılmaması büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple, yapılan düzenleme ile Sayıştayın denetim yetkisinin kapsamı genişletilmektedir.

1982 Anayasasında Anayasa Mahkemesine verilen siyasî partilerin malî denetimi yetkisi, bu düzenlemeyle Sayıştaya bırakılmıştır. Sayıştayın malî denetimde uzman bir kurum olması ve yasama organı adına denetim görevi yapıyor olması, siyasî partilerin malî denetiminin bu kurum tarafından yapılmasını hem profesyonellik hem de demokratik meşruiyet açısından haklılaştırmaktadır.

Ayrıca, Sayıştayın, bu görevini gereği gibi yerine getirebilmesini sağlamak amacıyla, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama yetkisinin bulunduğu da dikkate alınarak, yüksek mahkemeler arasına alınması uygun görülmüştür.

Madde 124

1982 Anayasasının 158 inci maddesi hükmü aynen korunmuştur.

Maddenin ikinci fıkrasında düzenleme tekniği açısından yapılan değişiklik dışında bir değişiklik yapılmamış ve Uyuşmazlık Mahkemesi yüksek mahkemeler arasında sayılarak Mahkemenin adlî, idarî ve askerî yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümleme yetkisi muhafaza edilmiştir.

Madde 125

1982 Anayasasında birkaç maddede düzenlenen bütçe ve kesin hesap konuları, Türk kamu malî yönetimi ve kontrol sisteminin milletlerarası standartlara kavuşması amacıyla yapılan düzenlemeler çerçevesinde, görüşme usulüne ilişkin ayrıntılar İçtüzüğe bırakılarak ve tek madde halinde sadeleştirilerek yeniden düzenlenmiştir.

Madde 126

1982 Anayasasının 167 nci maddesinde piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesine ilişkin olarak yapılan düzenleme, ayrı bir maddede düzenlenen tüketicilerin korunmasına ilişkin hüküm de eklenerek, daha kapsayıcı bir başlık altında muhafaza edilmiştir.

Madde ile, rekabetin ve tüketicilerin korunması, piyasaların sağlıklı ve düzenli bir şekilde işlemesi ve gelişmesi amaçlanmaktadır.

Madde 127

Devletin ve kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği hallerde malikin rızasını aramadan özel mülkiyete son verebilmesi anlamına gelen kamulaştırma, istisnaî olarak başvurulması gereken bir müessese olarak anayasalarımızda yer almıştır.

1982 Anayasasının kamulaştırmayı düzenleyen 46 ncı maddesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlar da dikkate alınmak suretiyle 2001 yılında değiştirilmiştir. 1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler bölümünde 46 ncı maddede düzenlenen kamulaştırma müessesesi, 2001 yılında yapılan değişiklikler de korunarak, sistematik olarak daha uygun olacağı düşüncesiyle bu defa Malî ve Ekonomik Hükümler bölümünde düzenlenmiştir.

Kamulaştırma bedellerinin taksitle ödenebileceği durumlar arasında sayılan “turizm”e, bu sektörün doğrudan devletin üstlenmesi gereken bir alan olmaması nedeniyle, yeni düzenlemede yer verilmemiştir.

Ayrıca, kanunla düzenlenebilecek ayrıntılara yer verilmemiş ve 1982 Anayasasında Avrupa Birliğine uyum amacıyla yapılan değişiklikler de korunarak madde yeniden düzenlenmiştir.

Madde 128

1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler bölümünde, 47 nci maddede aynı başlıkla yer alan düzenleme, sadeleştirilmek suretiyle ve sistematik olarak daha uygun olacağı düşüncesiyle Malî ve Ekonomik Hükümler bölümünde yeniden düzenlenmiştir.

Özel teşebbüslerin devletleştirilmesinin ancak kamu hizmeti niteliği taşıyanlar için ve kamu yararının zorunlu kıldığı haller ile sınırlı olması yönündeki ilke korunmuştur. Devletleştirmenin de çok istisnaî olarak başvurulabilecek bir müessese olduğu açıktır.

Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları 1982 Anayasasının 47 nci maddesine 1999 yılında yapılan değişikliklerle eklenen üçüncü ve dördüncü fıkralarla aynıdır.

Madde 129

Önceki anayasalarımızda, devletin malî imkânlarıyla sınırlı olan sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler bölümünde yer alan çevrenin, tabiî servetler ve kaynakların, kıyıların, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması gibi hükümler, ormanların korunmasına ilişkin düzenlemeyle birlikte “Çevrenin Korunması ve Millî Servetlere İlişkin Hükümler” başlığı altında özel bir kısım olarak yeniden düzenlenmiştir. Böylece, çağımızın büyük felâketi olarak görülen ve ülkemizi ciddî şekilde etkileyen küresel ısınmanın önlenmesi çabalarının hayatî önem kazandığı bir dönemde, çevrenin etkili bir şekilde korunması yönünde Anayasaya Devlete yönelik direktif niteliğinde bir hüküm konulmaktadır.

Bu maddeyle, çevre sorunlarıyla ilgili olarak bir yandan devletin daha duyarlı olması ve yükümlülüklerini yerine getirmesi, diğer yandan da vatandaşların bu konuda devlete yönelik taleplerinin hukukî zeminin pekiştirilmesi amaçlanmaktadır.

Madde 130

1982 Anayasasının 168 inci maddesinde yer alan hüküm sadeleştirilerek muhafaza edilmiştir.

Böylece, tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesinde özel teşebbüsün imkânlarından da yararlanılması suretiyle Devletin imkânlarıyla çok daha uzun zaman alacak millî servetin işletilmesinin ve millî gelirin artırılmasının bir an önce sağlanması amaçlanmaktadır.

Madde 131

1982 Anayasasının 169 ve 170 inci maddelerinde yer alan hükümler sadeleştirilerek ve ülkemizin ihtiyaçları dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir.

Tabiî kaynaklarımızın en önemlilerinden biri olduğu için ormanlar ayrı bir maddede düzenlenmektedir.

Ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için Devlet tarafından tedbirler alınması zorunludur. Bu çerçevede yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilmesi gerektiği, bu yerlerde tarım ve hayvancılık yapılamayacağı gibi bu yerlerin imara da açılamayacağı yönündeki ilkeler de korunmaktadır.

Ancak, 1982 Anayasasında da öngörüldüğü halde, uygulamada çözümlenemeyen orman vasfını tam olarak kaybetmiş ve orman olarak muhafazasında hiçbir yarar görülmeyen yerler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerlerle ilgili meselenin de çözümlenmesi gerekmektedir. Bu sebeple yapılan yeni düzenleme ile, bu yerlerin değerlendirilmesi ve satılması konusunda kanun koyucu yetkili kılınarak, hem millî servetin değerlendirilmesi, hem de milletimizin bu meseleden kaynaklanan mağduriyetlerinin giderilmesi amaçlanmaktadır.

Madde 132

1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Bölümünde, 43 üncü maddede yer alan bu hüküm, Devletin anılan bölümdeki görevlerini, öncelikleri gözeterek ve malî imkânlarıyla sınırlı olarak yerine getirebileceği dikkate alınarak, kıyı ve sahillerimizin etkili bir şekilde korunması ve buralardan azamî faydanın sağlanması amacıyla Malî ve Ekonomik Hükümler bölümünde düzenlenmiştir.

1982 Anayasasının 43 üncü maddesi aynen korunmuş; böylece kıyılar ve sahil şeritlerinin korunması ile buralardan kamunun yararlanması ve buralarda doğmuş bulunan mülkiyet haklarının telif edilmesi amaçlanmıştır.

Madde 133

1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Bölümünde, 63 üncü maddede yer alan bu hüküm, Devletin sözü edilen bölümdeki görevlerini malî imkânlarıyla sınırlı olarak yapabileceği dikkate alınarak tarih, kültür ve tabiat varlıklarımızın etkili bir şekilde korunması amacıyla direktif bir hüküm olarak Malî ve Ekonomik Hükümler Bölümünde düzenlenmiştir. Devlet bu varlıkların korunmasını sağlamalı ve bu amaçla gerekli tedbirleri almalıdır. Bu amaçla, 1982 Anayasasının 63 üncü maddesinde yapılan düzenleme aynen muhafaza edilmiştir.

Madde 134

1982 Anayasasında 4 üncü madde olarak düzenlenen “değiştirilemeyecek hükümler”, sistematik açıdan daha uygun olacağı düşüncesiyle bu maddeye taşınmıştır.

1982 Anayasasının özellikle 1987 değişikliğinden sonra iyice karmaşık hale gelen anayasa değişikliğine ilişkin 175 inci maddesi, sonuçları son derece önemli tartışmaların konusu olagelmiştir. Dahası bu tartışmalar Anayasa Mahkemesine taşınmış ve Mahkeme Cumhurbaşkanı tarafından bir daha görüşülmek üzere Meclise gönderilen anayasa değişikliklerinin kabulü için gerekli nisabın ne olduğunu belirlemek zorunda kalmıştır. Bu sebeple, yapılan yeni düzenlemeyle, anayasa değişikliğine ilişkin usul ve esaslar olabildiğince açık ve anlaşılabilir bir dille yazılmıştır. 1982 Anayasasının düzenlemesinde Cumhurbaşkanının Anayasayı değiştirme sürecindeki rolü, temelde yasama organına ait olan bu yetkinin kullanılamaması sonucunu doğurabilecek bir nitelik taşımaktaydı ya da en azından bu yönde kullanılabilmekteydi. Bu durum, parlâmenter sistemin yetkileri sınırlı ve sorumsuz Cumhurbaşkanı modeliyle bağdaşmamaktadır. Bu nedenlerle, bu maddede Cumhurbaşkanının, Meclis tarafından üçte iki çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliklerini yayınlaması zorunluluğu getirilmektedir. Yine aynı düşünceyle Meclis tarafından beşte üçten fazla ancak üçte ikiden az çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliklerinin doğrudan Meclis kararıyla halkoylamasına götürülebilmesine imkân tanınmaktadır. Öte yandan Meclis gerekli gördüğü takdirde üçte iki çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliğini de ihtiyarî olarak halkoylamasına sunabilecektir. Anayasa değişikliklerinde her iki durumda da halkoylamasına gitme yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olması, parlâmenter sistemin gerektirdiği yetki sorumluluk paralelliğinin doğal bir sonucudur.

Madde 135

Ülkemizin çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması için çıkarılan inkılâp kanunlarının korunması, aynı hedefe ulaşma kararlılığının sürdürülmesi bakımından önem taşımaktadır.

Bu sebeple, 1961 ve 1982 Anayasalarında yapılan düzenleme aynen korunmuştur.

Ancak, 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsinin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ile yürürlükten kaldırılmış olması sebebiyle, maddenin (ç) bendinde buna ilişkin açıklayıcı bir hükme ihtiyaç duyulmuştur.

Madde 136

Anayasa tarihimizde 1961 Anayasası ile başlayan “Başlangıç”, anayasal düzene yapılan müdahaleleri haklılaştırma ve anayasanın dayandığı temel ilke ve görüşleri açıklama işlevi görmüştür. Başlangıçların anayasa metninden sayılması, normalde tanımlanması güç ve norm değeri olmayan bazı soyut kavramların yorumlanarak kullanılması sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle, Başlangıç kısmının insan hakları, demokrasi ve eşitlik gibi çağdaş siyasî değerleri vurgulayan kısa bir cümle olarak yazılmasına paralel olarak, bu kısmın anayasa metnine dahil edilmemesi uygun görülmüştür. Böylece, Başlangıç anayasallık denetiminde “ölçü norm” olmaktan çıkarılarak, anlamsız ve gereksiz tartışmaların önüne geçilmiştir.

İlgili maddenin konusunu gösteren ve bölümlemeyi kolaylaştırmak için kullanılan madde başlıkları da, Anayasa metnine dahil edilmemiştir.

Geçici Madde 1

1982 Anayasasında Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri ile mahallî idare seçimlerinin beş yılda bir yapılacağı düzenlenmekteydi. Bu hüküm çerçevesinde 28 Mart 2004 tarihinde yapılan mahallî idare seçimleri ile 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimleri sonuçlarına göre oluşan mahallî idareler ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçim tarihlerini izleyen beşinci yılda yeni seçime gideceklerdir. Oysa bu Anayasa ile hem Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri hem de mahallî idare seçimleri dört yıla indirilmektedir. Dolayısıyla, 1982 Anayasası hükümlerine göre yapılan seçimler çerçevesinde oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi ile mahallî idarelerin seçimlerinin de dördüncü yıllarının sonunda yapılabilmesi için bu geçici madde düzenlenmiştir.

Geçici Madde 2

1982 Anayasasının 76 ncı maddesinde milletvekili seçilebilmek için aranan en az ilkokul mezunu olma şartı, yapılan yeni düzenleme ile en az ilköğretim diploması sahibi olma şartı ile değiştirilmiştir. İlköğretim zorunluluğunun beş yıldan sekiz yıla çıkarıldığı 1997-1998 ders yılından önce ilkokul mezunu olanlar açısından uygulamada sorun doğmaması için getirilen bu geçici madde ile sözü edilen durumda olanların ilkokul diplomalarının milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmaları için yeterli olduğu açıklığa kavuşturulmaktadır.

Geçici Madde 3

1982 Anayasasına göre Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yedi yıl için ve bir defalığına seçilebilirken, bu Anayasa ile Cumhurbaşkanının halk tarafından beş yıllığına ve en çok iki kez seçilebilmesi sistemi benimsenmiştir. Dolayısıyla, 1982 Anayasası hükümlerine göre 28 Ağustos 2007 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen Cumhurbaşkanının görev süresinin bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihi izleyen beşinci yılın sonunda sona ermesini sağlamak ve bu Cumhurbaşkanının da bir kez daha seçilebilmesine imkân tanımak amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir. Böylece, Devletin başı sıfatını taşıyan, Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı gibi önemli bir konum hakkında görev süresinin ne zaman sona ereceği ve mevcut Cumhurbaşkanının bir kez daha seçilip seçilemeyeceği yönünde yapılacak yorumlar ve tartışmalar da önlenmiş olacaktır.

Geçici Madde 4

1961 ve 1982 Anayasalarında düzenlenen tüzüklere bu Anayasada yer verilmemiştir. Tüzüklerle yönetmeliklerin arasında içerik açısından önemli bir fark kalmaması sebebiyle uygulamada çok az başvurulan tüzük çıkarma ihtiyacının Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmeliklerle karşılanacağı açıktır.

Bu geçici madde ile yapılan düzenlemeyle, yürürlükteki tüzüklerin, dayandıkları kanunda aksine düzenleme yapılıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam edecekleri açıklığa kavuşturulmakta; kanunî dayanağı kalmayan tüzüklerin yürürlükten kaldırılabilmesi için ise Anayasada tüzük müessesesi yer almasa da tüzük çıkarılabilmesi öngörülmektedir.

Geçici Madde 5

Yükseköğretim Kurulunun oluşumu ile üyelerinin sayısı ve seçim usulleri yeniden düzenlendiğinden, Yükseköğretim Kurulunun yeni düzenlemeye intibakını sağlamak, kazanılmış hakları saklı tutmak ve Bakanlar Kurulunca seçilen üyeler ile diğer üyeliklerde boşalma meydana gelmesi halinde seçilecek üyeleri belirlemek amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir.

Geçici Madde 6

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumu ile üyelerinin sayısı ve seçim usulleri yeniden düzenlendiğinden, Kurulun yeni düzenlemeye intibakını sağlamak, kazanılmış hakları saklı tutmak ve üye sayısının tamamlanması ve boşalan üyeliklere yapılacak seçimleri düzenlemek amacıyla bu geçici madde getirilmiştir.

Geçici Madde 7

Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ile üyelerinin nitelikleri, seçilme usulleri ve görev süreleri yeniden düzenlenmiştir.

Anayasa Mahkemesinin yeni düzenlemeye intibakını sağlamak, kazanılmış hakları saklı tutmak, üye sayısının tamamlanması ve boşalan üyeliklere yapılacak seçimler için esasları belirlemek ve yedek üyelerin bu sıfatlarını koruyarak toplantılara katılma usul ve esaslarını düzenlemek amacıyla bu geçici madde getirilmiştir.

Geçici Madde 8

Yargıtay üyelerinin görev süreleri yeniden belirlendiğinden, yeni düzenlemeye intibakı sağlamak ve kazanılmış hakları saklı tutmak amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir.

Geçici Madde 9

Danıştay üyelerinin görev süreleri yeniden belirlendiğinden, yeni düzenlemeye intibakı sağlamak ve kazanılmış hakları saklı tutmak amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir

Madde 137

Madde ile bu Anayasanın yürürlüğe gireceği tarih belirlenmekte ve 1982 Anayasasının yürürlükten kalkacağı açıklığa kavuşturulmaktadır.

YENİ ANAYASA ÖNERİSİNİN GETİRDİĞİ YENİLİKLER
(ÖZET OLARAK)
A- SİSTEMATİK BAKIMDAN
Yeni Anayasanın düzenlenmesinde sistematik bakımından da yeni bir yaklaşım benimsenmiştir. Bu çerçevede;

1) Yeni Anayasanın sistematiğinde KISIM, BÖLÜM ve ALT BÖLÜM ayırımlaması kabul edilmiş ve 1982 Anayasasının anlaşılma güçlüğü gösteren romen rakamı, harf ve numaralarla yapılan ayırımı da terkedilmiştir.

2) 2006 yılından bu yana uygulanmakta olan ve atıf yapma kolaylığı getirerek atıflardaki muğlaklığı kaldıran maddelerin fıkra ve bentlerinin numaralandırılması Yeni Anayasada da benimsenmiştir. Maddeler ve fıkralar daha sistematik bir şekilde yazılmıştır. Böylece, Avrupa ülkelerinde uygulanmakta olan bir sistemle de uyum sağlanmıştır.

3) Yine sistematik bakımdan daha uygun olacağı düşüncesiyle, hak ve hürriyetler; kişinin hakları ve hürriyetleri, siyasî haklar ve ödevler ve sosyal ve ekonomik haklar şeklinde sıralanmış, ayrıca sosyal ve ekonomik haklar bölümünde yer alan ancak mahiyeti itibariyle kişi haklarından olan bazı hak ve hürriyetler bu bölüme alınmıştır. Ayrıca, sosyal ve ekonomik haklar içinde yer verilen kamulaştırmaya, devletleştirmeye ve özelleştirmeye ilişkin hükümler ise malî ve ekonomik hükümler kısmına taşınmıştır.

4) Önceki Anayasalarımızda, devletin malî imkânlarıyla sınırlı olan sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler bölümünde yer alan çevrenin korunması, tabiî servetler ve kaynakların korunması ve kullanılması, kıyıların korunması, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması gibi hükümler, ormanların korunmasına ilişkin düzenlemeyle birlikte “Çevrenin Korunması ve Milli Servetlere İlişkin Hükümler” şeklinde özel bir kısım olarak yeniden düzenlenmiştir. Böylece, çağımızın büyük felâketi olarak görülen ve ülkemizi ciddî şekilde etkileyen küresel ısınmanın önlenmesi çabalarının hayatî önem kazandığı bir dönemde, çevrenin etkili bir şekilde korunması yönünde Anayasaya Devlete yönelik direktif bir hüküm konulmuştur. Aynı yaklaşım, koruma kapsamındaki millî servetler için de korunmuştur.

 B- 1982 ANAYASASININ ALINMAYAN HÜKÜMLERİ

1982 Anayasasında düzenlenen ancak anayasa düzeyinde düzenlenmesine gerek olmayan bazı maddelere Yeni Anayasada yer verilmemiştir. Bu çerçevede, aşağıda belirtilen 1982 Anayasasının maddeleri Yeni Anayasaya alınmamıştır.

1) Madde. 44, Toprak mülkiyeti,

2) Madde. 45, Tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması,

3) Madde. 57, Konut hakkı,

4) Madde. 58, Gençliğin korunması,

5) Madde. 59, Sporun geliştirilmesi,

6) Madde. 62, Yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşları,

7) Madde. 107, Sanatın ve sanatçının korunması,

8) Madde. 107, Cumhurbaşkanı Genel Sekreterliği,

9) Madde. 108, Devlet Denetleme Kurulu,

10) Madde. 115, Tüzükler,

11) Madde. 133, Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna ilişkin hükümleri,

12) Madde. 134, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,

13) Madde. 157, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi,

14) Madde. 162, Bütçenin görüşülmesi,

15) Madde. 163, Bütçelerde değişiklik yapılabilme esasları,

16) Madde. 165, Kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimi,

17) Madde. 166, Planlama,

18) Madde. 170, Orman köylüsünün korunması,

19) Madde. 171, Kooperatifçiliğin geliştirilmesi,

20) Madde. 173, Esnaf ve sanatkarların korunması.

C- BAŞLANGIÇ

Otoriter ve devletçi felsefenin izlerini taşıyan 1982 Anayasasının Başlangıç kısmı tümüyle terk edilmiştir. Yeni öneride, Anayasanın metnine dahil edilmeyen Başlangıç kısmı, çok kısa ve özlü bir anlatıma kavuşturulmuştur. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik ve çoğulculuk gibi evrensel değerlere vurgu yapılmış; Atatürk`ün çağdaş uygarlık hedefi ile ebedî barış ideâline olan bağlılık ifade edilmiştir.

D- GENEL ESASLAR

1) Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer almayan, sübjektif yorumlara elverişli bulunan ve insan hakları üzerindeki vurguyu zayıflatan “toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde” ibareleri çıkarılmış; insan hakları vurgusunun güçlendirilmesi amacıyla, “saygılı” kelimesi yerine, “dayanan” kelimesi benimsenmiştir (m. 2).

2) “Dili Türkçedir” cümlesinin yerine, aynı anlamı daha doğru ifade etmek üzere, “Resmî dili Türkçedir” cümlesi kabul edilmiştir (m. 3/2).

3) Devletin temel amaç ve görevi, insan odaklı olarak tanımlanmış; insan ve onun haysiyeti merkezi bir öneme sahip kılınmıştır (m. 4).

4) Anayasada düzenlenen her kurul veya kurumun, kendisini, egemenliği kullanan yetkili organ olarak görmesini engellemek amacıyla, Türk milleti adına egemenliği kullanacak olan organlar tadadi olarak belirtilmiştir (m. 5/2). Ayrıca, Türkiye`nin milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyeliğinden doğabilecek muhtemel sorunları önlemek için, “milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyelikten kaynaklanan sınırlamalar saklıdır” hükmü eklenmiştir (m. 5/4).

5) Kanun hükmünde kararnamelerle ilgili olarak uygulamada ortaya çıkan bazı sorunlara son vermek amacıyla, yasama yetkisinin devredilmezliğine ilişkin ilkeye “kanun hükmünde kararnamelere ilişkin hükümler saklıdır” hükmü getirilmiştir (m. 6).

6) Yargılama bir yetki olduğu kadar, aynı zamanda bir görev olduğu için, yargı yetkisi ve görevinden söz edilmiş; bağımsızlık prensibinin yanı sıra, onun yönelik bulunduğu temel amaç olan tarafsızlık prensibine yer verilmiştir (m. 8).

7) Eşitlik ilkesini güçlendirmek amacıyla sadece kadınlar lehine değil, aynı zamanda toplumun özel olarak korunması gereken başka kesimleri için de pozitif ayrımcılık kuralı benimsenmiştir (m. 9/3).

E-TEMEL HAKLAR VE HÜRRİYETLER

1) Temel haklara yapılan vurguyu güçlendirmek ve bu hakların korunmasının kural, sınırlanmasının ise istisna olduğuna ilişkin prensibe geçerlilik kazandırmak için, ikinci kısım başlığındaki “ödevler” kelimesi çıkarılmıştır. Aynı amaçla, 1982 Anayasasının 12 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki temel hak ve hürriyetlerin kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiği hükmüne yer verilmemiştir (m. 11).

2) Temel hak ve hürriyetleri kötüye kullanma yasağını genişletici ve bireylerin hürriyetlerini daraltıcı bir işlev gören 1982 Anayasasının 14 üncü maddesinin ilk fıkrası kaldırılmıştır (m. 13-Alternatif 1).

Temel hak ve hürriyetleri kötüye kullanma yasağı, ifade hürriyetinin keyfî şekilde sınırlandırılmasını önlemek amacıyla daraltılmış; bu çerçevede, “faaliyetler” ibaresi yerine “eylemler” ibaresi konulmuştur (m. 13-Alternatif 2).

3) “Sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması” hali, yaşama hakkının istisnası olmaktan çıkarılmıştır (m. 15/2).

4) Kişi hürriyetiyle ilgili bir kurum olan “önleme amaçlı yakalama” anayasal düzenlemeye tabi tutulmuştur (m. 18/3).

5) Önceki anayasalarımızda yer almayan “kişisel bilgilerin korunması hakkı”, anayasal güvenceye kavuşturulmuştur (m. 20).

6) Haberleşme hürriyetine, maddenin ikinci fıkrasında sayılan sınırlama sebepleri dışındaki bir sebeple sınırlama yapılmasına yol açabilecek nitelikte olan 1982 Anayasasının 22 inci maddesinin son fıkrasında ifade edilen “İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir” hükmüne yeni düzenlemede yer verilmemiştir (m. 22).

7) Din ve inanç hürriyeti bütün unsurlarıyla birlikte güvenceye kavuşturulmuş (m. 24/1-2); Devlete, çocukların eğitimi alanında ebeveynin dinî ve felsefî inançlarını dikkate alma yükümlülüğü getirilmiş (m. 24/4); lâiklik ilkesinin ve bu ilkenin önemli bir unsuru olan “din ve inanç hürriyeti”nin bir gereği olarak, din kültürü ve ahlâk öğretimi zorunlu olmaktan çıkarılmış, ancak talep halinde Devlete bunu yerine getirme yükümlülüğü yüklenmiştir (m. 24/4-Alternatif 1).

1982 Anayasasının 24 üncü maddesinin son fıkrasında “din ve vicdan hürriyeti” için öngörülen özel “kötüye kullanma” (din istismarı) yasağı, sübjektif ve keyfi değerlendirmelere açık unsurlardan arındırılmıştır (m. 24/5-Alternatif 1 ve 3).

8) Birleşmiş Milletler Uluslararası Kamusal ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 20 nci maddesine uyum sağlamak amacıyla, bu Sözleşmede yer alan “savaş kışkırtıcılığının engellenmesi, her türlü ayrımcılık, düşmanlık veya kin ve nefret savunuculuğunun önlenmesi” sebepleri, ifade hürriyetinin sınırları arasında sayılmıştır (m. 26/3).

9) Basın hürriyetiyle bağdaşmaması sebebiyle, 1982 Anayasasının 28 inci maddesinde zikredilen “tedbir yoluyla dağıtımın önlenmesi” usulüne son verilmiştir. Ayrıca, özellikle soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kişilerin kimliklerinin açıklanarak haksız yere mağdur edilmelerini önlemek amacıyla, “masumiyet karinesinin ihlaline yönelik yayın yapılamaz” hükmü getirilmiştir (m. 27).

10) Önceki anayasalarımızda bağımsız bir hak olarak kendinden söz edilmeyen adil yargılanma hakkına yer verilmiş; bu hak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesi dikkate alınarak, hak arama hürriyetiyle birlikte yeniden düzenlenmiştir. Bu hak kapsamında, “kanuni hâkim” ilkesi yerine, “tabii hâkim” ilkesi kabul edilmiştir (m. 32).

11) Vatandaşlık kavramı etrafında yaşanan tartışmalara son vermek ve vatandaşlığın, din, mezhep, dil ve benzeri ayrımlar dikkate alınmaksızın her bireyin devlete olan siyasî aidiyeti ifade ettiğini tasrih etmek amacıyla, mer`i olana oranla daha kapsayıcı ve kuşatıcı bir vatandaşlık tanımına yer verilmiştir. Bu çerçevede, “Türk vatandaşlığı” kenar başlığı “vatandaşlık” olarak değiştirilmiştir.

“Türk devleti” yerine, Türkiye Cumhuriyetini ifade etmek üzere “Devlet” kelimesi tercih edilmiş ve “Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır” ifadesi kabul edilmiştir (m. 35-Alternatif 1).

Anayasada karşılığı olmayan “Türk devleti” ifadesi yerine, Anayasanın 1 inci maddesi uyarınca daha doğru bir ifade olan “Türkiye Cumhuriyeti” ifadesi benimsenmiş; “Türk” kelimesinin etnik bir kümeye referans içermediğine açıklık kazandırmak amacıyla, 1924 Anayasanın formülasyonuyla, “Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese, din ve ırk farkı gözetilmeksizin Türk denir” tanımına yer verilmiştir (m. 35-Alternatif 2).

Vatandaşlığın temel bir hak olduğu belirtilmiş ve bu hakka ve statüye sahip olan herkesin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak adlandırılacağı kabul edilmiştir (m. 35-Alternatif 3).

12) Yüksek öğretim elemanlarının, siyasî partilerin merkez organları dışında görev alamayacaklarına ilişkin kısıtlayıcı hüküm kaldırılmıştır (m. 37/4).

13) Siyasî partilerin kapatılmalarına yol açan yasaklar daraltılmış (m. 38/1-2) ve bu yasaklarla ilgili olarak 1961 Anayasasının 57 nci maddesindeki ifade esas alınarak partilerin kapatılması güçleştirilmiştir. Bu çerçevede, bir partinin tüzük veya programının insan haklarına, Devletin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğüne, demokrasiye, cumhuriyete ve lâikliğe aykırı olması halinde doğrudan kapatma davası açılması yerine, Anayasa Mahkemesi tarafından ilgili partiye ihtar verilmesi esası kabul edilmiş (m. 38/4); siyasi partilerin “odak” olmasının şartları ağırlaştırılmıştır (m. 38/5). Anayasa Mahkemesinin siyasî parti davalarında kapatmaya karar verilebilmesi, üye tamsayısının üçte ikisinin kapatma doğrultusunda oy kullanması şartına bağlanmıştır (m. 115/1).

Siyasi partilerin kapatılmalarına neden olan mensupları için öngörülen müeyyide hafifletilmiştir (m. 38/7-Alternatif 1).

Siyasi partilerin kapatılmalarına neden olan mensupları için öngörülen müeyyide kaldırılmıştır (m. 38/7-Alternatif 2).

Son olarak, siyasi partilerin mali denetimi, Anayasa Mahkemesi yerine Sayıştaya bırakılmıştır (m. 38/8).

14) Vergi ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisna, indirim ve oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği sınırlar içinde değişiklik yapma yetkisi, Bakanlar Kurulunun yanı sıra, mahallî idareler tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilenler için mahallî idarelerin seçimle oluşan karar organlarına da tanınmıştır (m. 41/4).

15) Bilgi edinme hakkı anayasal bir hak olarak tanınmıştır (m. 42).

16) Çocuk hakları, yeni bir hak kategorisi olarak anayasal güvenceye kavuşturulmuştur (m. 44).

17) Eğitim ve öğrenim hakkı, çağdaş hürriyetçi demokrasi ilkeleriyle uyumlu bir hale getirilmiştir (m. 45/2). 1961 Anayasasının paralel maddesinde yer verilmeyen, ancak 1982 Anayasasında mevcut olan bazı sınırlayıcı hükümler madde metninden çıkarılmıştır. Ayrıca, bireysel hayat tarzının bir ifadesi niteliğindeki kılık-kıyafet tercihinin bu haktan yararlanmaya engel oluşturmaması amacıyla bir güvence hükmü getirilmiştir (m. 45/6).

F-YASAMA

1) Beşyüzelli milletvekilinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisinin dörtyüzelli üyesinin seçim çevrelerinden, yüz üyesinin ise ülke seçim çevresinden seçilmeleri esası benimsenmiştir (m. 51).

2) Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçim dönemi beş yıldan dört yıla indirilmiştir (m. 52).

3) Bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde üyesinin kalmaması halinde ara seçime gidilmesini öngören 1982 Anayasasının 78 inci maddesinin beşinci fıkra hükmü çıkarılmıştır (m. 53).

4) Milletvekili andında yer alan “toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden” ibaresi madde metninden çıkarılmış; “insan hakları”, milletvekillerinin üzerine and içecekleri değerler arasında sayılmıştır (m. 58).

5) Özel gelir kaynakları ve özel imkânları kanunla sağlanmış kamu yararına çalışan derneklerin ve Devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan vakıfların yönetim ve denetim kurulları üyelikleri ile bunlarla ilgili görevler, milletvekilliği ile bağdaşmayan işler arasından çıkarılmıştır (m. 59/1).

6) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali yasama dokunulmazlığı kapsamı dışında tutulmuştur (m. 60/3-Alternatif 1).

Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali ile zimmet, ihtilas ve irtikap gibi yüz kızartıcı suçlar dokunulmazlık kapsamı dışında bırakılmış; bu hallerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcına, durumu derhal Meclise bildirme zorunluluğu getirilmiştir (m. 60/3-Alternatif 2).

Milletvekillerinin dokunulmazlıktan feragat edebilmelerine imkân sağlanmış (m. 60/4); dokunulmazlık kapsamında bulunmayan suçları işleyen, dokunulmazlığı kaldırılan veya dokunulmazlıktan feragat eden milletvekillerinin yargılanmalarının tutuksuz olarak ve yasama çalışmaları engellenmeyecek şekilde yürütüleceği hükme bağlanmış (m. 60/5) ve milletvekilleri hakkındaki ceza davalarının Yargıtayda görüleceği belirtilmiştir (m. 60/7).

7) Kanunların Cumhurbaşkanınca yayınlanmasında yaşanabilecek gecikmeleri önlemek amacıyla, parlamenter rejimin kurallarıyla uyumlu iki yenilik getirilmiştir. Cumhurbaşkanınca Türkiye Büyük Millet Meclisine tekrar görüşülmek üzere geri gönderilen kanunun Meclis tarafından aynen kabul edilmesi halinde, kanunun Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanması esası kabul edilmiştir (m. 66/3). Ayrıca, Cumhurbaşkanının onbeş gün içinde geri göndermediği veya yayınlamadığı kanunların Meclis Başkanı tarafından yayınlanacağı benimsenmiştir (m. 66/4).

8) Temel haklara ilişkin milletlerarası andlaşmalarla iç hukukun çatışması halinde, birey haklarına daha etkili bir korunma ve güvence sağlamak amacıyla, “Kanunlar, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalara aykırı olamaz” hükmü getirilmiştir (m. 67/6).

9) Sıkıyönetim ve olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri hukuk sistemimizden çıkarılmıştır (m. 68/1). Kanun hükmünde kararnamelere ilişkin uygulamada yaşanan sorunları aşmak amacıyla, yetki kanununun sadece konusunu, geçerlilik süresini ve bu süre içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını göstermesi benimsenmiştir (m. 68/2). Bakanlar Kurulunun, geri gönderilen kanun hükmünde kararnameyi aynen kabul etmesi halinde, kararnamenin Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanması esası kabul edilmiştir (m. 68/4).

10) Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplantı halinde olmadığı bir dönemde ülkenin ani bir silâhlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silâhlı kuvvet kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde, Cumhurbaşkanının Türk Silâhlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilmesi, Başbakanın teklifi şartına bağlanmıştır (m. 69).

11) Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplantı yeter sayısı, her tür toplantı için üye tamsayısının üçte biri (184) olarak belirlenmiştir (m. 73/1).

12) Gensoru önergesinin gündeme alınmasına karar verilmesi sonrasında yapılacak güven oylamasında Bakanlar Kurulunun düşürülmesi konusunda yapıcı güvensizlik ilkesi getirilmiş, Bakanlar Kurulunun düşürülmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin üye tamsayısının salt çoğunluğuyla yeni bir Başbakan adayı seçmesi şartına bağlanarak, hükümet istikrarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır. (m. 76/5)

G-YÜRÜTME

1) Cumhurbaşkanının parlâmento tarafından seçilmesinde yaşanan tıkanıklıklar dikkate alınarak, Cumhurbaşkanının, beşer yıllık azamî iki dönem için halk tarafından seçilmesi yöntemi kabul edilmiştir (m. 78). Cumhurbaşkanlığına seçilebilmek için yüksek öğrenim şartı kaldırılmış, Cumhurbaşkanı adaylarının yirmi milletvekilinden başka, ikiyüzbin seçmence de gösterilmesi esası benimsenmiştir (m. 78-Alternatif 2).

2) Cumhurbaşkanının yetkileri, parlamenter rejim ilkeleri, yetki ve sorumluluğun paralelliği kuralı ve 1961 Anayasasınca benimsenen sistem esas alınarak yeniden düzenlenmiş; 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanına tanımış olduğu yetkilerden, parlamenter rejimler için de geçerli olanları korunmuş, diğer yetkileri ise kaldırılmıştır (m. 81/3). Bakanlar Kurulunun Genelkurmay Başkanı, vali ve büyükelçilerin atanmalarına ilişkin kararnamelerinin Cumhurbaşkanınca imzalanacağı, bunların dışında hangi kararnamelerin Cumhurbaşkanınca imzalanacağının ise kanunla belirleneceği kabul edilmiştir (m.81/2).

3) Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler yargı denetimine açılmış ve Cumhurbaşkanının kişisel suçlarından dolayı yasama dokunulmazlığı hükümlerine tâbi olacağı hükme bağlanarak mevcut belirsizlik giderilmiştir (m. 82).

4) Genel seçimlerden önce Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlarının çekilmesine ve yerlerine Başbakanca bağımsız kişilerin atanmasına dair hüküm kaldırılmıştır (m. 89/1).

5) Bakanlar Kurulunun tüzük çıkarma yetkisi kaldırılmıştır.

6) Milli Güvenlik Kurulunun Başbakanın başkanlığında toplanması, Jandarma Genel Komutanının Kurul üyeliğinden çıkarılması ve Kurul gündeminin Başbakan tarafından belirlenmesi kabul edilmiş; Kurulun istişarî bir organ olduğu tasrih edilmiştir (m. 91-Alternatif 1).

Jandarma Genel Komutanı Kurul üyeliğinden çıkarılmış ve Kurulun istişarî bir organ olduğu tasrih edilmiştir (m. 91-Alternatif 2).

Bakanlar Kuruluna millî güvenlikle ilgili kararların alınmasında ve koordinasyonun sağlanmasında yardımcı olmak üzere Millî Güvenlik Kurulunun kurulacağı ve bu Kurulun yapısının, teşkilâtının, görevlerinin ve işleyişine dair hususların kanunla düzenleneceği benimsenmiştir (m. 91-Alternatif 3)

7) İdarenin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine tabi tutulacağı kuralına herhangi bir istisna öngörülmemiş; bu bağlamda, 1982 Anayasasında yargı denetimi dışında tutulan Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler, Yüksek Askeri Şura ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargı yolu açık bırakılmıştır (m. 94).

8) Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin dört yıla indirilmesine paralel olarak mahallî idarelerin seçimlerinin de dört yılda bir yapılması esası benimsenmiştir (m. 96/3). Mahallî idarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kazanma ve kaybetmeleri konusundaki denetim tümüyle yargı organına bırakılmış; İçişleri Bakanına 1982 Anayasası ile verilen bu organları veya bu organların üyelerini geçici olarak görevden uzaklaştırma yetkisine burada yer verilmemiştir (m. 96/4). Böylece mahallî idareler üzerindeki merkezî denetimin sınırlandırılması amaçlanmıştır.

9) Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, istisnasız, bütün kamu hizmeti görevlileri hakkında verilen disiplin kararları yargı denetimine açık tutulmuştur (m. 98).

10) Yükseköğretim kurumlarının bilimsel özerkliği ve öğretim elemanlarının akademik özgürlüğü güçlendirilmiştir. Demokratik yönetim ilkesi gereği, rektörlerin doğrudan doğruya öğretim üyelerince seçilmesi esası benimsenmiştir. Üniversite ve diğer yükseköğretim kurumlarının yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanlarının, ancak yetkili organlarınca görevlerinden uzaklaştırılabileceği kabul edilmiştir (m. 100/4). Yükseköğretim Kurulunun yetkisi koordinasyon ve planlama ile sınırlanmış; Yükseköğretim Kurulu üyelerinin seçimi ve görev süreleri yeniden düzenlenmiştir (m. 101/1).

11) Olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilanı yetkisi, münhasıran Bakanlar Kuruluna bırakılmış, olağanüstü haller ve sıkıyönetim için öngörülen süreler kısaltılmıştır.(m. 104).

II. YARGI

1) Yargı ile ilgili hükümlerde, yargının bağımsızlığı yanında, tarafsızlığı da vurgulanmıştır (m. 106, 111, 121, 122 ve 123).

2) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, demokratik esaslara ve yargı bağımsızlığı ilkesine daha uygun şekilde, yeniden düzenlenmiştir. Adalet Bakanının Kurulun başkanı ve üyesi olmasına son verildiği, Adalet Bakanlığı Müsteşarının ise Kurulun tabii üyesi olarak kabul edildiği yeni düzenlemede, Kurulun onyedi üyeden oluşması öngörülmüştür. Kurulun seçimle gelen onaltı üyesinden beşinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, beşinin Yargıtay ve Danıştay genel kurullarınca ve altısının da birinci dereceye ayrılmış adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarınca seçilmesi esası benimsenmiştir. Kurul üyelerinin görev süresi dört yılla sınırlandırılmış ve Kurul kararları yargı denetimine açılmıştır (m. 109).

3) Hâkim ve savcıların denetimi, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik teminatı esaslarına uygun olarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bırakılmıştır (m. 110).

4) Askeri yargının görev alanı sivil kişilerin askeri mahkemelerde yargılanmalarını engelleyecek şekilde daraltılmıştır (m. 111).

5) Anayasa Mahkemesi üye sayısı onyediye çıkarılmış; üyelerden sekizinin Türkiye Büyük Millet Meclisi, dördünün Yargıtay, dördünün Danıştay ve birinin de Sayıştay tarafından seçilmesi esası benimsenmiştir (m. 113). Üyelik süresi dokuz yılla sınırlandırılmıştır (m. 114). Anayasa Mahkemesinin yetki kanunları ve kanun hükmünde kararnameler üzerindeki denetimine sınırlamalar getirilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün öndenetim yoluyla denetlenmesi kabul edilmiştir (m. 115). Anayasa Mahkemesinin en az onüç üye ile toplanacağı ve katılanların salt çoğunluğu ile karar vereceği öngörülmüştür (m. 116). İptal davası açma yetkisi, sadece Cumhurbaşkanına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda biri oranındaki milletvekillerine tanınmıştır (m. 117). İtiraz yolu ile denetimde, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalar bağımsız ölçü norm olarak kabul edilmiş ve böylece söz konusu kanunların sadece ihmali değil, aynı zamanda iptali mümkün kılınarak, temel haklara ilişkin güvence güçlendirilmiştir. Son olarak, itiraz yolunda Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararından sonra aynı hüküm hakkında on yıl içinde Anayasa aykırılık iddiasıyla başvurulamayacağı yasağı beş yıla indirilmiştir (m. 118). Anayasa Mahkemesine yürürlüğü durma kararı verebilme yetkisi açıkça zikredilmiş, ancak üçte iki çoğunluk şartına bağlanmıştır (m. 119).

6) Yüce Divan, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulundan seçilecek üyelerden oluşan bir mahkeme olarak yeniden düzenlenmiş ve Yüce Divan yargılamasının iki dereceli olarak işlemesi kabul edilmiştir (m. 120).

7) Yargıtay üyeliğine seçilmede objektif kriterler getirilmiş ve üyelik dokuz yılla sınırlandırılmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile Başsavcıvekilini seçme yetkisi, mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin bir gereği olarak, Cumhurbaşkanından alınarak Yargıtay üyelerine bırakılmıştır (m. 121).

8) Danıştay üyeliğine seçilmede de objektif kriterler öngörülmüş ve üyelik dokuz yılla sınırlandırılmıştır. Danıştayın görev alanı dikkate alınarak, üyelerinin dörtte birinin Bakanlar Kurulu tarafından, diğer üyelerin ise, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca seçilmesi esası kabul edilmiştir. Bakanlar Kurulunun tüzük çıkarma yetkisine son verilmesine paralel olarak, Danıştayın tüzük tasarılarını inceleme görevi kaldırılmıştır (m. 122).

9) Askeri Yargıtay üyelerinin Cumhurbaşkanınca seçilmesi esası terk edilmiş ve üyelerin, Askeri Yargıtay Genel Kurulunca seçilmesi kabul edilmiştir (m. 123).

10) Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmıştır.

11) Sayıştay, yüksek mahkeme olarak kabul edilmiş ve kamu kaynağı kullanan hiçbir kurum ve kuruluşun Sayıştayın denetimi dışında tutulmaması sağlanmıştır (m. 124).

SON HÜKÜMLER

Anayasanın değiştirilmesi usulünde önemli değişiklikler öngörülmüştür (m. 135). Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür:

1) Cumhurbaşkanının Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları, bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderme yetkisi kaldırılmıştır.

2) Anayasa değişikliğinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç veya daha fazla fakat üçte iki çoğunluktan az bir çoğunluğu ile kabul edilmesi halinde, bu değişikliğin yürürlüğe girmesi, ancak Meclisin bu Anayasa değişikliğini halkoylamasına sunması ve halkoylamasında kabul edilmesi şartına bağlanmıştır. Meclis değişikliği halkoylamasına sunmadığı takdirde, değişiklik teklifi hükümsüz kalmış olacaktır.

3) Anayasa değişikliğinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğu ile kabul edilmesi halinde ise, Anayasa değişikliği hakkındaki kanunun yayınlanmak üzere Cumhurbaşkanına gönderilmesi kabul edilmiştir. Meclis, üçte iki çoğunluğu ile kabul ettiği değişiklik kanununu isterse üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğunun kararı ile halkoyuna da sunabilecektir. Bu durumda değişiklik kanunu, halkoyuyla kabul edildikten sonra kesinleşecektir.

Hakkında karyelist

Bunu okudunuz mu?

Hukuk ve Demokrasi Günleri

Hukuk ve Demokrasi Günleri Tarih Özel ve Önemli Günler 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü 16 …