Ana Sayfa » Hukuk Takvimi » Paris İklim Anlaşması

Paris İklim Anlaşması

Bu içerik yakında tamamen yeni sitemize taşınacaktır. Güncel ve tam sürümünü yeni sitemizde okuyabilirsiniz.
Paris İklim Anlaşması, temiz enerjiye geçişte tüm dünyaya yol göstermek üzere 2015 yılında düzenlenmiş ve  22 Nisan 2016 tarihinde imzalanmış olan iklim değişikliği konusundaki ilk çok uluslu anlaşmadır.
Paris İklim Anlaşması, Kyoto Protokolü’nün 2020 yılında sona erecek olması sebebiyle, 2015 yılında Fransa’nın Paris kentinde gerçekleştirilen 21. Taraflar Konferansı’nda (COP21), 2020’den sonra geçerli olmak üzere kabul edilmiştir.
Anlaşmanın öncesindeki dönemde bir insan hakkı olan ‘çevre hakkı’ ile ilgili olarak 1972 yılında Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı sonucunda Stockholm Bildirgesi yayınlanmış, 28 Ekim 1982 tarihinde Dünya Doğa Şartı kabul edilmiş, 1990 Paris Sözleşmesinde çevre hakkı ile ilgili somut  maddeler yer almıştır.
Bergen- BM Avrupa Ekonomik Komisyonu Çevre ve Kalkınma Konferansı  Sonuç Bildirgesi, 1990 yılında çevre hakkı konusunda önemli gelişme sağlamıştır.
1992 yılında Rio Toplantısında Çevre Sözleşmesi imzalanmış, insanların sürekli ve dengeli kalkınmanın merkezinde olduğu ve doğa ile uyum içinde sağlıklı ve verimli bir hayata hakları olduğu vurgulanmıştır.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi(BMİDÇS) iklim değişikliği sorununa karşı küresel tepkinin temelini oluşturmak üzere 1992 yılında kabul edilmiş ve 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiş, Türkiye, Sözleşmeye 24 Mayıs 2004 tarihinde katılmıştır.
Anlaşma, 5 Ekim 2016 itibariyle, küresel sera gazı emisyonlarının %55’ini oluşturan en az 55 tarafın anlaşmayı onaylaması koşulunun karşılanması sonucunda, 4 Kasım 2016 itibariyle yürürlüğe girmiştir. Ülkemiz ise Paris Anlaşması’nı, 22 Nisan 2016 tarihinde, New York’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli İmza Töreni’nde 175 ülke temsilcisiyle birlikte imzalamış, henüz Taraf olmamıştır.
Avrupa Birliği, 2030 İklim ve Enerji Politikaları Çerçevesi ve Avrupa Komisyonu’nun 2020 sonrası küresel iklim değişikliği ile mücadele planını esas alarak iklim eylem planını sunan ilk büyük ekonomi olmuş; 2030 yılı için ekonomi genelindeki sera gazı emisyonunu en az %40 azaltma hedefini açıklamıştır.
Paris İklim Anlaşması, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, G20 ve G7 toplantılarının gündemlerinde yer almakta olan ve sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun ortadan kaldırılması bağlamında, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi‘nin amaçladığı hedefleri gerçekleştirmek üzere; 22 Nisan 2016 tarihinde New York’ta düzenlenen üst düzey bir törenle imzaya açılmıştır. Küresel sera gazı emisyonlarının asgari %55’ini temsil eden en az 55 ülkenin imzasını takiben yürürlüğe girmesi planlanan Anlaşma, dünya ülkelerinin ezici çoğunluğu tarafından imzalanmıştır.
Amerika Birleşik Devletleri, anlaşmaya önce katılmış ancak Donald Trump döneminin sona ermesine kısa bir süre anlaşmadan çekilmiştir. İklim değişikliğiyle mücadeleyi öncelikleri arasına alan Joe Biden’ın 2021 yılı ocak ayında başkanlık görevine başladığı ilk gün Trump’ın çekildiği Paris İklim Anlaşması’na yeniden dahil olmaya yönelik başkanlık kararnamesini imzalamış ve sözleşmeye katılıma iradesi gösterilmiştir. Türkiye 2021 yılı başı itibari ile anlaşmaya katılmamıştır.

Paris Anlaşması’nın Önemi

Paris anlaşması, sera gazı emisyonlarının tavan yapması nedeniyle küresel bir tehdit olan iklim sorununun çözülmesi için bir takvim oluşturulmasını amaçlamakta, önerilen çözümlerin en kısa sürede uygulanmasını temin etmek üzere küresel bir eylem planı ortaya koymaktadır.
Anlaşmanın, küresel ısınmayı sanayi devrimi öncesine göre 2°C’nin oldukça altında tutan ve hatta 1.5°C ile sınırlamayı amaçlayan uzun vadeli bir hedefi bulunmakta; tüm paydaş devletlere, yatırımcılara, işletmelere, sivil toplum örgütlerine ve politika yapıcılara temiz enerjiye küresel olarak
geçmeyi hedef olarak koymaktadır.
Tüm emisyonların yaklaşık % 98’inden sorumlu 189 ülkenin sunduğu ulusal iklim planları (INDC) ile, iklim değişikliği ile mücadelede planlı ve programlı bir çaba harcanmakta; izleme ve durum değerlendirmesi yapmayı amaçlayan dinamik bir mekanizma ihtiyacı ortaya konulmaktadır. 2023 yılından itibaren taraflar, emisyon azaltımı, uyum ve sağlanan/alınan destekler konusundaki ilerlemeyi değerlendirmek üzere, her beş yılda bir “küresel durum değerlendirme” zirvelerinde bir araya gelecektir.
Taraflar, şeffaflık ve sorumluluk içinde yasal yükümlülüklerini yerine getirecek, iki yılda bir sera gazı envanterlerini çıkaracak ve ulusal gelişmeleri raporlayacaktır. Hedeflere ulaşmada, “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler”  ilkesi prensip olarak benimsenmiştir.
Uyum konusu, Paris Anlaşması ile ilk defa kapasite geliştirme, iklim değişikliğine direnç ve iklim değişikliğinden etkilenebilirlik konularını içerecek şekilde çalışmalar yapacaktır.
Anlaşmaya göre; gelişmiş ülkeler, mutlak emisyon azaltım hedeflerini üstlenerek öncülük edecekler, gelişmekte olan ülkelere destek olacaklardır. En az gelişmiş ülkeler ise düşük sera gazı emisyonlu büyüme strateji, plan ve eylemlerini özel koşulları çerçevesinde hazırlayabileceklerdir.
Türkiye, Paris Anlaşmasına taraf olmamakla birlikte, Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanını  30 Eylül 2015 tarihinde Sözleşme Sekretaryasına sunmuştur. Türkiye’nin ulusal katkı beyanına göre, sera gazı emisyonlarının 2030 yılında referans senaryoya (BAU) göre artıştan  %21 oranına kadar azaltılması öngörülmüştür. Türkiye, finans ve teknoloji desteklerine erişebilmek bakımından kendisi ile benzer konumdaki ülkelerle aynı şekilde muamele görmeyi talep etmekte ve ekonomik büyüme, nüfus artışı gibi ölçütler dikkate alındığında mutlak emisyon azaltımı yapmanın imkansızlığını ileri sürmektedir.

Anlaşmanın Çevirisi 

Paris İklim Anlaşması’nın Türkçe çevirisi, Ekoloji Kolektifi Derneği tarafından yapılmış  ve 2016 yılı ocak ayında yayınlanmış, https://ekolojikolektifi.org/  sitesinde açık erişime açılmıştır. Editör olarak, Ilgın Özkaya Özlüer, Ethemcan Turhan ve Fevzi Özlüer görev almış,  çeviri Yunus Bakihan Çamurdan tarafından yapılmıştır.

Paris İklim Anlaşması

İşbu Anlaşmanın Tarafları,
Bundan sonra “Sözleşme” olarak anılacak olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin Tarafları sıfatıyla,
Sözleşme Taraflar Konferansının on yedinci oturumunda alınan 1/CP.17 kararı uyarınca kurulan Daha Etkin Tedbirler için Durban Platformu gereğince,
Sözleşmenin amacına yönelik olarak ve Sözleşmenin hakkaniyet ilkesine ve ortak ama farklı ulusal koşullar ışığında farklılaştırılmış sorumluluklar ve mütekabil yetkiler gibi ilkelerine dayanarak,
İklim değişikliğinin doğurduğu acil tehdide karşı elde bulunan en iyi bilimsel veriler temelinde etkin ve gittikçe gelişen bir müdahale gereğini kabul ederek,
Ayrıca gelişmekte olan ülke Tarafların, özellikle de iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında kırılgan ülkelerin Sözleşme kapsamında özel gereksinimlerini ve koşullarını kabul ederek,
İklim değişikliği eylemleri, müdahaleleri ve etkileri ile sürdürülebilir kalkınmaya adil erişim ve yoksulluğun ortadan kaldırılması arasındaki esaslı ilişkiyi vurgulayarak,
Gıda güvenliğini sağlama ve açlığı sona erdirme yönünde temel önceliği ve gıda üretimi sistemlerinin iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında özel hassasiyetlerini dikkate alarak,
İklim değişikliğinin insanlığın ortak bir kaygısı olduğunu kabul ederek, Tarafların iklim değişikliğine müdahale amaçlı eyleme geçtiklerinde insan hakları, sağlık hakkı, yerli halkların, yerel toplulukların, göçmenlerin, çocukların, engellilerin ve hassas durumdaki kişilerin hakları, kalkınma hakkı ve ayrıca cinsiyetler arası eşitlik, kadınların güçlendirilmesine ve kuşaklar arası adalet konularındaki yükümlülüklerine uygun hareket etmeli, bu hususlara saygılı olmalı ve onları geliştirmelidir.
Sözleşmede belirtilen sera gazı yutak ve rezervuarlarını uygun şekilde korumanın önemini kabul ederek,
Tüm ekosistemlerin, bu kapsamda okyanısların bütünlüğünün güvenceye alınması, bazı kültürlerin Toprak Ana olarak adlandırdığı biyoçeşitliliğin korunmasının önemini ve iklim değişikliğine müdahalede faaliyete geçerken “iklim adaleti” kavramının önemini vurgulayarak,
İşbu Anlaşmada ele alınan her konunun her düzeyinde eğitimin, öğretimin, toplum bilincinin, halk katılımının, bilgiye açık erişimin ve işbirliğinin önemini teyit ederek,
İklim değişikliğine müdahale sırasında her düzeydeki idare ve muhtelif aktörler arasında ilgili Tarafların ulusal mevzuatı kapsamında sürdürülen ilişkilerin önemini kabul ederek,
Ayrıca gelişmiş ülke Tarafların öncülük ettiği sürdürülebilir yaşam tarzlarının ve sürdürülebilir tüketim ve üretim biçimlerinin iklim değişikliğine müdahalede oynadığı önemli rolü kabul ederek,
Aşağıdaki kararları almıştır:
MADDE 1

İşbu Anlaşmanın amacı yönünden Sözleşmenin Madde 1 hükmünde ifade edilen tanımlar geçerli olacaktır.

Bunu okudunuz mu?

Avukat Senih Özay: Benim Umudum Var

Bu içerik yakında tamamen yeni sitemize taşınacaktır. Güncel ve tam sürümünü yeni sitemizde okuyabilirsiniz. Benim …