Ana Sayfa » Kütüphane » Sistem tehlike altında: 2024 Yaşayan Gezegen Raporu

Sistem tehlike altında: 2024 Yaşayan Gezegen Raporu

2024 Yaşayan Gezegen Raporu, Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) ve Londra Zooloji Derneği (ZSL) işbirliği ile hazırlanmıştır. 

RAPORUN TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

WWF Hakkında: 

WWF, 38 milyonun üzerinde takipçi ve 100’den fazla ülkeyi kapsayan bir küresel ağa sahip bağımsız bir doğa koruma kuruluşudur. WWF’in misyonu, biyolojik çeşitliliğin korunması, yenilenebilir doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımının sağlanması, aşırı tüketim ile kirliliğin azaltılması suretiyle doğal çevredeki bozulmanın durdurulması ve insanın doğa ile uyum içinde yaşadığı bir geleceğin kurulmasıdır.

Londra Zooloji Derneği (ZSL) Hakkında:

 1826’da kurulan Londra Zooloji Derneği (ZSL), önemli türleri korumak, ekosistemleri restore etmek, insan ve yaban hayatının bir arada yaşamasını sağlamak ve doğaya desteği teşvik etmek yoluyla Birleşik Krallık ve dünyanın diğer bölgelerinde yaban hayatını yeniden canlandırmayı amaçlayan küresel bir bilim odaklı koruma kuruluşudur. Londra ve Whipsnade’de yer alan hayvan koruma merkezlerinde insanı doğaya yaklaştıran Dernek, uzmanlığını yaban hayatını korumak için kullanırken, yarının korumacılarına ömür boyu sürecek bir hayvan sevgisi aşılamaktadır.

 

Sistem tehlike altında! / Kirsten Schuijt – WWF Küresel Genel Müdürü

İşte 2024 Yaşayan Gezegen Raporu’nun vardığı çarpıcı sonuç. İzlenmekte olan yaban hayatı popülasyonlarının ortalama büyüklüğü son 50 yıl içinde %73 azaldı. Bu feci tablo, doğadaki gidişatı merak eden bizlere tehlike çanlarının çaldığını gösteriyor. Ancak bu aynı zamanda iklim ve doğa kaybı gibi krizlerin yol açtığı amansız baskının ve yaşayan gezegenimizin temelini oluşturan düzenleyici doğal
sistemin çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunun bir başka göstergesi. İzlenen yaban hayatı popülasyonlarındaki düşüşler, ekosistemlerin işlevi ve direncindeki olası kaybın erken uyarı işareti niteliğinde. Bu durum sadece ilgili türleri etkilemekle kalmıyor, söz konusu ekosistemlere yaşamsal olarak bağlı olan biz insanları da etkiliyor. Yediğimiz yiyeceklerden içtiğimiz suya, soluduğumuz havanın
kalitesinden ilaçlara kadar tüm ihtiyaçlarımızı karşılayan doğa, bizim yaşam destek sistemimizi oluşturuyor.

Ekosistemler zarar görüp bozulduğunda, onları eşik noktalarına sürükleyen etkenlere karşı daha savunmasız hale gelebilirler. Habitat kaybı, arazi kullanımındaki değişiklikler, doğal kaynakların aşırı kullanımı veya iklim değişikliği gibi baskı unsurları, ekosistemleri kritik bir eşiğin ötesine iterek büyük ölçekli ve geri dönüşün mümkün olmadığı bir değişime neden olur. Bu rapor, Amazonlar gibi küresel öneme sahip ekosistemlerin işlevini yitirmesine sebep olabilecek bölgesel ve küresel eşik noktalarını irdeliyor. Eşik noktalarının aşılmasıyla ortaya çıkacak etkilerin sadece o bölgede yaşayan topluluklar için değil, aynı zamanda küresel iklim ve gıda kaynakları için de yıkıcı olacağı ve dünyanın dört bir yanındaki toplumlar ile ekonomilerin bundan olumsuz etkileneceği açık.

Doğa kaybı, üstüste kırılan yeni sıcaklık rekorları ve ufukta beliren çok sayıda eşik noktası karşısında umutsuzluğa kapılmak kolay olabilir. Neyse ki henüz geri dönüşü olmayan o noktayı geçmiş değiliz, ancak zamanımız tükeniyor. Gidişatı değiştirmek için gereken güç ve fırsatlar elimizde.

Rapor, son on yıl içinde küresel yenilenebilir enerji kapasitesinin iki katına çıkarılması gibi insanlığın halihazırda ilerleme kaydettiğini gösteren örnekleri ve doğa koruma çabalarının meyve verdiği alanları görüyor ve bu gerçeği kabul ediyor. Bu dönemde hükümetler de, iklim değişikliğine ilişkin Paris Anlaşması,

Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri gibi daha güvenli, daha adil, daha sağlıklı ve daha müreffeh bir geleceğin yolunu gösteren küresel anlaşmalara varmayı başardı.

Bunlar önemli başarılar olsa da 2030 için belirlenen hedeflere ve amaçlara ulaşmak için gereken finansman kaynakları ve eylemler ile bugün itibarıyla sağlanmış olan kaynaklar ve atılan adımlar arasında hâlâ büyük bir boşluk var. Bu durum, önümüzdeki beş yıl içinde yapacaklarımızı, dünya üzerindeki yaşamın geleceği açısından kritik derecede önemli bir hale getiriyor. Bugünden itibaren 2030 yılına kadar alacağımız kararlar, tehlikeli eşiklerin aşılmasını engelleyip engelleyemeyeceğimizi ve doğanın aleyhine çalışmak yerine onunla uyum içinde yaşamayı öğrenip öğrenemeyeceğimizi belirleyecek.

Bilime kulak vermemiz ve yıkımı engellemek için gerekli adımları atmamız gereken noktadayız.

María Susana Muhamad González / Kolombiya Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Bakanı; COP16 (Cali, Colombia) Başkanı

Veriler, yaban hayatı popülasyonlarının hâlâ devam eden düşüşü, türlerin artan yok olma riski, ekosistemlerimizin giderek bozulan sağlığı ve bütünlüğü ile doğadaki çarpıcı gidişatın devam ettiğini gösteriyor. Sıkı tedbirler almadığımız sürece doğa ve biyoçeşitliliği oluşturan tüm unsurlar düşüş istikametinde ilerlemeye devam edecek.

Küresel biyoçeşitliliğin %10’unu bünyesinde barındıran Kolombiya, biyoçeşitlilik açısından dünyadaki en zengin ülkeler (megadiverse) arasında ikinci sırada geliyor. Ancak bu raporda görüldüğü üzere, türlerin karşı karşıya olduğu düşüş eğilimiyle birlikte biyoçeşitlilik açısından kritik öneme sahip Amazonlar da geri dönüşü olmayan ve aşıldığı takdirde koşulların tropikal ormanlar için elverişsiz hale geleceği bir eşik noktasına ulaşmak üzere. Söz konusu risk gerçekleşirse, sadece yerel topluluklar ve yaban hayatı yıkıcı etkilerle karşılaşmakla kalmayacak, aynı zamanda dünya genelinde iklim için de olumsuz sonuçlar ortaya çıkacak.

Dünyanın her yerinde geri dönüşü olmayan eşiklere yaklaşıyor, gezegenimizin yaşam destek sistemlerini tamir edilmesi mümkün olmayacak düzeyde bozuyoruz. Ormansızlaşmadan doğal ekosistemlerin dönüştürülmesine, yoğun arazi kullanımından iklim değişikliğine kadar pek çok olgunun ortaya çıkardığı olumsuz etkileri görüyoruz. Dünyamız, mercan resiflerinin toplu halde ağarmasına, tropikal ormanların giderek azalmasına, kutup bölgelerindeki buz örtüsünün erimesine ve gezegen üzerindeki yaşamın temeli olan su döngüsünün ciddi ölçüde bozulmasına şahit oluyor.

Ülkeler, biyoçeşitlilik, iklim değişikliği ve kirlilik gibi krizlere karşı birtakım taahhütlerde bulunmuş durumda.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ve 2030 yılı için belirlenen diğer hedeflere ulaşma yönünde uluslararası işbirliği çerçevesinde son yıllarda ciddi çabaların ortaya konduğunu görüyoruz. Bu yönde harekete geçmenin önünü tıkayan sosyal ve ekonomik koşulları dikkate alan uzun vadeli işbirliği programları, somut sonuçların elde edilmesinde kilit rol oynayacak. Söz konusu krizlerin etkilerini azaltmak için etkili adımlar atmak elbette kolay değil. Uluslararası işbirliğinin çerçevesi, yasadışı ekonomilere ve ulus ötesi suçlara karşı birlikte mücadele etmeyi; sürdürülebilir olmayan üretim modellerini teşvik eden ticaret zincirlerini dönüştürme çabalarına katılmayı; çevre savunucularının yaşamlarını korumayı; yönetişimi ve yerel toplulukları güçlendirmeyi; kirliliği ve ormansızlaşmayı arttıran, ekosistemlerin bütünlüğüne zarar veren ve insan haklarını göz ardı eden ekonomik modellerdeki ilerlemenin durdurulmasını gerektiriyor.

Söz konusu küresel sorunların üstesinden gelebilmek için müdahale gücümüzü arttırmamız gerekiyor. Ulus ötesi çabaları yoğunlaştırmamız, farklı bir bakış açısına ve farklı bir vizyona sahip olmamız gerekiyor. Ülkelerin bu krizlere yanıt vermek için ihtiyaç duydukları finansal mekanizmalara sahip olabilmeleri için finansal sistemde yapısal bir reforma ihtiyacımız var. Gıda üretimi, doğanın onarımını ve  yaşamın sürdürülebilirliğini sağlayacak bir ekonominin yaratılması yolunda bir müttefik haline getirilmeli. Enerji dönüşümü ve karbonsuzlaşma süreci, ekosistemler ve yerel topluluklar üzerinde olumsuz etkiler yaratmayacak şekilde ilerlemeli. Dünyanın yönü, yaşamı canlandıran ve bozduklarımızı sistematik olarak eski haline getiren bir adil dönüşüme doğru çevrilmeli. Doğayı bu süreçte ana müttefikimiz olarak görmeli, çözüm için yönümüzü doğaya çevirmeliyiz. Teknolojik çözümlerin görüşümüzü bulandırmasına veya dünyayı aynı yıkıcı yolda ilerlemeye sevk etmesine izin vermemeliyiz. Küresel sorunların kapsamlı bir şekilde ele alınması şart, çabalarımızı bölmemeliyiz.

İklim değişikliği şu anki hızıyla devam etmesi ya da ekonomik sistemlerin mevcut gidişatı kalıcı biçimde değiştirmeye katkı sağlamaması halinde, doğanın korunması, restorasyonu ve çevresel süreçlere yapılacak yatırımlar da boşa gidecektir.

Biyoçeşitliliğin korunması da, ekonomileri karbonsuzlaştırmak için üstlenmemiz gereken taahhüdün (sorumluluğun/yükümlülüğün) aynısını gerektiriyor. Emisyon azaltma hedeflerinin ve enerji dönüşüm süreçlerinin doğa koruma ve restorasyon hedefleriyle uyumlu olmasını sağlamak zorundayız. Ortaya konacak yeni ekonomik dönüşüm modellerinin yeni bir çıkarcılık ve bozulma çağını başlatmasına izin
veremeyiz. Daha iyisini yapabileceğimizi kanıtlamalıyız. Bu çerçevede, yerel toplulukların, küçük toprak sahiplerinin ve tabanın geleneksel bilgisine değer vermek ve bu bilginin öğrettiklerinden ve gücünden yararlanmak için yeni bir Halk-Kamu Ortaklığı modeli geliştirmeliyiz. İnsanla doğanın iç içe olduğu döngüleri temel alan yenilikçi ve dönüştürücü – yaşamı yok etmek yerine yeniden üreten – bir ekonomik sistem kurgulamalı ve bu sistemin hayata geçirilmesi için ortak çağrıda bulunmalıyız. Ekonomik sistem ve kuralların doğa-pozitif ve eşitlikçi bir finans sistemine dönüştürülmesi zorunludur. İşte bu nedenle Kolombiya, dünyayı doğa ile barışmaya davet ediyor. Ülkemizin tarihi bize doğa koruma, insan hakları ve barışın el ele gitmesi gerektiğini öğretti. Çevresel bozulma ve biyoçeşitlilik kaybı sosyal eşitsizlikleri körükledikçe, doğa da insanlar arasındaki çatışmadan giderek daha fazla etkilenmeye başladı. Çatışma ve güvensizlik ortamı doğanın bozulmasına katkıda bulunuyor ve bu etkileşimler doğa ile güvenlik arasındaki bağlantıyı oluşturuyor. Barışı, güvenliği, toplumsal gönenci teşvik ederek biyoçeşitlilik kaybını ve iklim değişikliğini azaltmak için doğayı merkeze yerleştirmeliyiz.

Doğayla barışmak, tüm toplumlarda, tüm kültürlerde ve tüm ülkelerde gezegenimizin sınırlarını aşmayan yaşam biçimine nasıl ulaşabileceğimizi anlamak ve öğrenmekle ilgilidir.

Birleşmiş Milletler’in Biyoçeşitlilik Sözleşmesi 16. Taraflar Konferansı’nda (COP16) toplumun tüm kademelerinden mümkün olan en geniş katılımı görmek istiyoruz. Hepinizi doğa krizinin gerçekliğini tartışmak ve ortaya çıkacak fikirleri aldığımız kararların merkezine koymak üzere Cali’ye davet ediyoruz. Kolombiya sizleri, doğayla barışmak, yaşayan gezegenimizle ilişkimizi yeniden kurmak ve arzu ettiğimiz geleceği inşa etmek üzere yeni bir yol çizmek için birlikte hareket etmeye çağırıyor.

Bunu okudunuz mu?

Marcus Antonius'un Konuşması

Marcus Antonius’un Konuşması: Dostlar, Romalılar, vatandaşlar, beni dinleyin

Marcus Antonius’un Konuşması: Dostlar, Romalılar, vatandaşlar, beni dinleyin! Julius Caesar, 15 Mart M.Ö. 44’te hileli …