Yeni
Ana Sayfa » Hukukbook » Türkiye’de niçin ha bire yeni parti kurulur?

Türkiye’de niçin ha bire yeni parti kurulur?

“Türkiye’de niçin ha bire yeni parti kurulur?” isimli makale ilk olarak Sayın Veysel Dinler‘in kişisel web sitesinde yayınlanmış, makalede ileri sürülen görüşler Sözcü Gazetesinin 16.12.2020 tarihli sayısında haber olarak yer almıştır.”

 

Anayasa ve İnsan Hakları Hukukçusu Dr. Veysel Dinler

Türkiye’de niçin ha bire yeni parti kurulur?

Türkiye’de çok partili hayata geçişten sonra, seçim sisteminden kaynaklanan sebeplerle 1950’lerde siyasal sistemde baskın iki parti Demokrat Parti ile Cumhuriyet Halk Partisi dışında başka bir partinin başat olarak ortaya çıkmasına izin vermedi. Yine de buna rağmen bu iki partinin dışında partilerin kurulması ve faaliyetlerde bulunması söz konusu olmuştur. 27 Mayıs 1960 sonrasında, çoğunluk sisteminin mecliste adaletsiz temsil ve aynı zamanda bir partinin baskın bir çoğunluk sağlayabildiği seçim sisteminin yerine nispi temsili öngören bir seçim modeli getirilmiştir. Böylelikle her siyasi partinin aldığı oy oranında mecliste temsil edilmesine olanak sağlanmak istenmiş ve bir partinin mecliste önemli bir çoğunluk elde ederek, Demokrat Parti gibi “hoyratça” davranmasının önüne geçilmek istenmiştir.
İşte 1961 yılında başlayan çok partileşme, siyasal hayatımızda hiç durmaksızın aşırı çok partileşme şeklinde devam etmiştir. Hatta 1981 yılında askeri cuntanın bütün siyasal partilere yasak getirmesi de kar etmemiştir. Daha ötesi, 1982 anayasasını yapan cunta Türkiye’de İngiltere benzeri iki parti sistemine (iki buçuk parti sistemi de denir) benzer bir sistemin yerleşmesini istemiştir. Çünkü cuntacılara göre Türkiye’de siyasi kargaşanın sebebi çok sayıda partinin varlığıdır. Ancak bu tutmamıştır. Türkiye’de birkaç sebep, iki partili sistemin gelişmesine engel olur.

Veysel Dinler

Toplumsal ve ideolojik bölünmelerin çokluğu çok sayıda partiyi kaçınılmaz kılar

Türkiye etnik, dinsel ve ideolojik açıdan çok geniş bir yelpazeye sahiptir. Özellikle Kürt sorunu devam ettiği müddetçe, Kürt sorununu önceleyen partilerin siyasal sistemde varlığı kaçınılmazdır. Bunun karşısında kökleri çok eskiye, Komünizmle Mücadele Derneklerine dayanan milliyetçi partilerin siyaseten son bulması da zordur. Laiklik anlayışını benimseyen partiler karşısında dini önceleyen; sol partiler karşısında sağ partilerin olması kaçınılmazdır. ABD gibi toplumu ideolojik olarak benzer çizgide (liberalizm) olan bir toplum değildir Türk toplumu. 1960’lardan bugüne sağ-sol bölünmesi toplumsal tabana iyice benimsetilmiştir. Toplumun uzunca bir süre sağ-sol ayrışmasından kurtulması kolay değildir. Dolayısıyla bu ideolojileri temsil eden partilerin varlığı da kaçınılmazdır. Ayrıca birkaç yıldır otoriter bir düzen ile daha uzlaşmacı bir demokrasi benimseyen partiler arasında bir ayrışma ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak bu toplumsal ve ideolojik bölünmüşlük devam ettiği müddetçe aşırı çok partili sistemin devam etmesi kaçınılmazdır.

Parti içi demokrasi yokluğu ve lider sultası, yeni parti arayışlarının temel nedenidir

Türkiye’de siyasi partiler çok eskiden beri genellikle bir başka partinin içinden çıkmaktadır. Özellikle partinin gidişatını beğenmeyen, partinin taraftarı olduğu ideolojik çizgiden saptığını düşünen yahut partinin lider sultasından şikayetçi bir grup, genellikle çareyi başka bir siyasi parti kurmakta bulmaktadır. Bu durum genel olarak parti içi demokrasinin olmayışından, bir siyasi düşüncenin ancak başka bir çatıda örgütlenmeye zorlanmasından kaynaklanır. Bununla birlikte siyasi partilerin genel başkanının değiştirilmesindeki hukuki zorluklar, parti içinde liderlik mücadelesi vermek yerine başka bir parti kurmayı daha avantajlı kılmakta veya bu girişimi mecbur kılmaktadır.

Bir ülke düşünün ki, bir partinin genel kurulunun yapılıp yapılmayacağına karar verecek yetkili mahkeme belli değil. MHP içinde genel başkanlık yarışının yapılamayışı, bunun önünde yargısal engeller ve aynı zamanda lidere muhalif olanların ihracı, onların başka bir partiyi (İyi Parti) kurmalarına sebep olmuştur. Hatta bugüne gelindiğinde İyi Partinin ideolojik çizgisinden saptığını ileri süren bazı önde gelen üyelerinin istifa/ihraç süreçleri bile yaşanmıştır. Siyasal partilerin hukuki düzenleri ve parti içi demokrasi anlayışı ister istemez bir kısırdöngüye yol açmaktadır. Delegelerin seçiminde parti genel başkanı etkili olmakta, delegeler de kendilerini delegele yapanı başkan seçmektedir. Genel başkanın milletvekili aday listelerinin hazırlanmasından, belediye başkanı adayının belirlenmesine kadar pek çok konuda son söz sahibi olması, ister istemez bu kısır döngünün kırılmasında bir çıkış noktası olarak yeni bir parti kurulmasına neden olmaktadır.

Siyasal krizler, yeni partiler için yeni fırsatlar doğurabilir. Büyük bir krizin içindeyiz

Bugün Türkiye’nin birbirini besleyen iki temel kriz içinde olmadığını söylemek güçtür. Türkiye uzun zamandan beri bir siyasal (yönetim) krizinin içindedir ve bu bir ekonomik kriz doğurmuştur. Ekonomik kriz siyasal krizi derinleştirirken, siyasal kriz ekonomik krizi beslemektedir. Kriz dönemleri aynı zamanda halkın yeni çıkış noktaları aradığı dönemlerdir. Kriz dönemlerinde eski yapılardan ise, henüz denenmemiş ve bir yönetme-iktidar potansiyeli gösteren yeni yapıların şansı biraz daha yüksek olabilir. Nitekim 1983 seçimlerinde ANAP’ın seçimlerden birinci parti olarak çıkışı, 2002 yılında AKP’nin iktidar oluşu ancak öncesindeki çok derin krizler ve bu krizlerden çıkış alternatifiyle açıklanabilir. Hatta Genç Parti’nin %7’lik oyu da en iyi bu şekilde açıklanabilir. Bugün seçim anketlerine bakıldığında onlarca partinin varlığına rağmen kararsızların çok önemli bir yer teşkil etmesi, krizden çıkış yolunda bir alternatif arayışı olarak görmek gerekir. Haliyle krizden çıkışta alternatif olabileceğini düşünen siyasi figürler için yeni partileri kurmanın tam zamanıdır.

İttifak sisteminin etkisi/mecburiyeti, küçük partilerin korkutma ve şantaj gücünü yükseltti

Türkiye’de bugünkü hükümet modeli esas itibariyle bir köylü kurnazlığının kaba bir hesabının ürünüdür. Bunun böyle olduğunu nereden biliyorum? Neticede bu sistem 2016 yılının sonunda anayasa değişiklikleriyle başlayıp, 2017 yılının başında da zora bedel yapılan bir referandumun ürünü değildir sadece. Plan ve programı uzun yıllardan beri yapılagelen ve Türkiye’nin iki partili bir sistem üzerine devam etmesini öngören bir modeldir. Şöyle ki, 2011 yılında Muhafazakar Demokratlar Derneği adıyla var olan bir dernek, Türkiye’yi yeni “sivil” anayasaya hazırlamak için çeşitli illerde toplantılar, konferanslar düzenliyorlardı. Kabaca şu hesabı anlatıyorlardı katılanlara: “Türkiye’de toplumun %65’i sağcı, taş çatlatsın %35’i solcudur. Bugüne kadar %35 toplumun daha büyük kesimi %65’e tahakküm etti. Şimdi yönetme ve tahakküm kurma sırası bizde!” Bu kaba hesapla, getirilecek bir başkanlıkvari sistemde (böyle demek mecburiyetindeyiz) iktidar kaçınılmaz olarak daima %65 elinde olacak ve her daim iktidarı elde etmek sağcılar açısından tereyağından kıl çeker gibi kolay olacaktı.

Oysa toplum mühendisliğe gelemez. İlk cumhurbaşkanlığı seçimlerinde dahi bu kaba hesabın tutmadığı, tutmayacağı görüldü. Toplum bekledikleri gibi sağ-sol diye değil, otokrasi yanlıları ve demokrasi yanlıları diye ikiye ayrıldı ve bu demokrasi yanlısı kabul edeceğimiz partiler arasında sağ partiler önemli yer teşkil etmektedir.

Bu sistem hangi vaatle getirildi: “Güçlü yönetim ve koalisyonlara son!” Daha ilk seçimden ittifaklar yasayla düzenlenmek durumunda kaldı ve sistem yürürlüğe girmeden otomatik bir koalisyonlar düzeni kuruldu. Kurulan koalisyon düzeni ise adil ve şeffaf bir yönetim paylaşımı öngörmüyor. Bir ittifakın (%50)+1 ile iktidarı garantilemesi mecburiyeti, ister istemez küçük ortak(lar) lehine orantısız tavizler vermeyi gerektiriyor. Daha da ötesi bugün iktidarın küçük ortağı MHP’nin yönetimde daha güçlü olduğu konuşuluyor. Tıpkı 1970’lerde olduğu gibi; parlamentoda üç milletvekili olan partinin iki bakanlığa, hatta tek milletvekiline sahip partinin bir bakanlığa sahip olabilmesine imkan sağlıyor bu sistem.

Dolayısıyla kurulacak bir siyasi partinin “yüzde sıfır nokta bilmem kaç” oyu bile önemli olmaktadır. Bu da küçük partilere kendin büyük bir korkutma ve şantaj olanağı sağlamakta ve toplumda belli bir karşılığı olan ve oy alma potansiyeline sahip siyasilerin yeni teşebbüslerine önemli bir sebeptir. Araştırma anketlerinde belli bir potansiyelin ortaya çıkması halinde, iktidar iddiaları olmasa bile, pazarlık gücünü artırma bakımından parti kurmayı önemli kılmaktadır.

Kutuplaşma ve siyasal gerginlik “Herkesten oy al” (cath all) partilerini güçlü bir alternatif yapabilir

Siyasal partiler arasında kutuplaşmanın artması, siyasette kullanılan dilin sertleşmesi ve derinleşen siyasal gerginlik, daha ılımlı bir dil arayışını öne çıkarmaktadır. Bazı siyasal parti teşebbüsleri bu durumu, daha ılımlı bir dil kullanarak ve kutuplar içinde yer almayarak fırsata çevirmek isteyebilir. Nitekim bazı partilerin kendilerini ne sağda ne solda görmediklerini, memlekette herkesin oyuna talip olduklarını söylemeleri, böyle bir alternatifin varlığını ortaya koymak istemeleridir. “Herkesten oy al” (cath all) partileri böyle bir gerginlik döneminde ılımlı bir dille öne çıkmak isterler. Zaten böyle dönemlerde insanlar daha çok yeni yüz görmek isterler. Öte yandan siyasette başarının en önemli yollarından biri tanınırlıktır. Bu kendi içinde bir paradoks yaratır. Yani hem bilinir olmak hem de eskimemiş olmak gerekir.

Alkışlanmak cesaret verir ama su akar yolunu bulur

Türk siyasal hayatına kurumsal açıdan tarif etmemi isterseniz, büyük bir partiler mezarlığıdır diyebilirim. Bu partiler doğmuş, büyümüş, yaşlanmış ve ölmüşlerdir. Bazıları prematüre doğmuş ve çok yaşamamıştır. Bazıları yaşlanmadan genç yaşta ölmüşlerdir. Bazıları ise ya darbelerle ya mahkeme kararlarıyla öldürülmüşlerdir. Partiler ölür, ancak fikirler ölmez. Bazı partiler tabiri caizse yıldırım aşk sonucu kurulmuşlardır. Örneğin bir siyasi parti genel başkanına meydan okuyan, onu eleştiren hizipçi çok alkış almıştır. Hızla gelişen bu yıldırım aşk, kötü bir evlilikle sonuçlanmıştır. Çok muhabbet, tez ayrılık getirmiştir.

Siyasal partiler saman alevi gibi yükselmiş ve hemen sönmüşlerdir. Alkışlanmak pek çok insana cesaret verir, bu da kimi zaman yeni parti demektir. Çünkü kimse nefer olmak istemez, herkesin gönlünde komutanlık yatar. Pek çok insan kabiliyet ve kapasitesine bakmaksızın hep en üstte olmak ister. Bununla birlikte partinin devamlılığı ancak kitlelerin takibine bağlıdır. Kısa süreli alkışların devamlı olacağı yanılgısı. 2001 yılında sayısal loto çıkan birinin muhtar olan babası Ankara’da çak sayıda muhtar ile bir araya gelerek toplayarak, bir partinin kuruluşunu ilan etmiştir. Bir iki toplantıdan sonra paralar suyunu çekince, çekim gücünün etrafına doluşanlar da çekilmeyi tercih etmiştir. Küçük hülyalar bunlar. Oysa gerçekte su akar yolunu bulur.

Türkiye’de partiler her zaman salih emellerle kurulmazlar

Bu sözden hemen akla bölücülük, yıkıcılık gelmesin. Siyasi partileri diğer örgütlerden ayıran en önemli özellik “siyasal iktidarı seçimler yoluyla ele geçirme isteğidir.” Bir siyasal parti dışında hiçbir örgüt böyle bir talepte bulunamaz. Ancak siyasal parti adıyla kurulmuş olsa bile bu amaçla kurulmamış partiler olabilir. Siyasi partilerin siyasi partiler kanunundan kaynaklanan ayrıcalıkları vardır. Bazı partiler sırf bu ayrıcalıklardan yararlanmak için kurulurlar. Hatta bir siyasi partinin kuruluş amacı üyelerinin kumar faaliyetlerini gizlemek bile olmuştur. Eskiden devlet yardımı için herhangi bir oy baremi getirilmemişti. Sırf devlet yardımından yararlanmak için bile kurulan partiler olmuştur. Sonrasında milletvekili genel seçimlerinde toplam geçerli oyların %7’sinden fazlasını alan siyasi partilere devlet yardımı yapılacağı düzenlenmiştir. 2014’te bu oran %3’e düşürülmüştür.

İyi Parti’nin kuruluşu sırasında bir siyasi partinin genel seçimlere katılma hakkının ne kadar önemli olduğu tekrar görülmüştür. Bazı partiler iktidar iddiaları olmasa bile bu hakkı elde edip, kenarda iyi teklifler bekleyebilir. 2002 yılında Genç Partinin genel seçimlere katılma hakkı bulunmamaktaydı.

Hasan Celal Güzel’in kurucusu ve genel başkanı olduğu Yeniden Doğuş Partisi’nin diğer üyeleri genel başkanının yokluğunda “duygusal” sebeplerle Genç Partiye katılmayı kabul etmişlerdir. Durumu öğrenen ancak engelleyemeyen Hasan Celal Güzel üzüntüsünden kahrolmuştur. Bir siyasal partinin kurumsal olarak varlığının devamı bu gibi sebeplerle önem taşıyabilir. Bunu bir yatırım gibi düşünün, kapınızın ne zaman çalınacağı bilinmez. Özellikle iki parti arasında oy geçişkenliğinin zayıf olduğu durumlarda -örneğin AKP ile CHP arasında oy geçişkenliği en azdır- bu durumda seçmenden kendine oy istemek yerine rakibinin benzerine oy verilmesini istemek daha yerinde bir davranış olur. Başka bir anlatımla partiler “bana oy vermesen bile rakibime oy verme!” diye aslında rakiplerine siyaseten en yakın partiyi destekleyerek, rakiplerinin gücünü zayıflatmak isterler. 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde İstanbul’da bunu gördük. O yüzden partinin büyüğü küçüğü olmaz demek gerekir.

Bir de Türk siyasal hayatında “çocuklar” meselesi vardır. Geçmişte siyasette çok önemli konumlarda olmuş kimselerin çocukları “babalarına layık evlat” olma arzusuyla siyasete atılırlar. Mümkünse babalarının partisinin başına geçmek ya da en azından babasının yaşattığı altın çağı kurdukları yeni parti ile yaşatmak isterler. Bugüne kadar bir tane çocuk bile bu konuda başarılı olamamıştır. Bırakın başarılı babayı geçmeyi, onun başarısına yaklaşabilmeyi, siyasette uzun bir süre tutunabilmeleri bile mümkün olmamıştır.

Siyasal kültürümüz siyaseti sadece siyasal partiden ibaret sanır ve sivil toplum hep cılız kalır

Siyasal partilerin sayısının aşırı çokluğunda önemli bir sebep de Türkiye’de siyasetin sadece partiler aracılığıyla yapılacağı inancıdır. Bu sebeple partiler hep çok güçlü ve etkili olmuş, sivil toplum ise partiler gölgesinde cılız gelişmiştir. Özellikle sağ düşünce, çoğunlukçu bir anlayışla demokrasiyi ve siyasal katılımı sadece sandıktan ibaret görmüştür. Bu düşünce ise, seçim dışında bir siyasal faaliyetin varlığına kötü bakılmasına neden olmuştur. Toplantı ve gösteri yürüyüşü, protesto hakkı gibi en az seçimler kadar önemli araçlar yok sayılır. Bunlar sadece sola mahsus görülür ve siyaset partiler alanına hapsedilir. Başka türlü siyasete katılım imkanı olmadığını düşünen kimseler ise çareyi partiye katılmakta veya parti kurmakta bulurlar. Siyasal kültür, siyasal partiye katılmayı yükselme ve sınıf atlamanın ve aynı zamanda akçalı işlere karışarak kısa yoldan köşe dönmenin bir aracı olarak görülerek gelişmiştir. Bunun yolu partilerden geçer.

Son söz kimse nefer olmak istemez, herkes lider olmak ister. Bu sebeple yeni yeni partiler kurulur.

Sözcü Gazetesi internet sitesinde 16 Aralık 2020 tarihinde yayınlanan versiyonu

Bunu okudunuz mu?

Mehmet Durakoğlu

Mehmet Durakoğlu, 1956’da Sivas’ta doğmuş ve Ankara Atatürk Lisesini bitirmiştir. Avukat Mehmet Durakoğlu, 1982 yılında İstanbul …